17 Ağustos 2012 Cuma

eylül öyküleri.



Mevsim sonbaharı gösterdiğinde karşınıza yepyeni, çok farklı bir öykü dergisi çıkacak. Bir kere bu öykü dergisi adını Sait Faik'in ikinci öykü kitabından almış: Sarnıç. İçinde hem Türk yazarların öyküleri olan hem yazarlarla yapılan röportajlar olan hem de çeviri öyküler olan bu güzeller güzeli dergi, Alakarga Sanat Yayınları'nın çalışmasıdır. Alakarga ise, Mart ayında kurulmuş çiçeği burnunda bir yayın evidir. Bendeniz de Alakarga'yla çalışan bir çevirmen, bir edebiyat severimdir. Sarnıç'ta da okuyacağınız iki çevirim bulunmakta...

Alfred Jerry'nin ve J. G. Ballard'ın öykülerini çevirdim Sarnıç için. Çok keyifli ve öğretici bir süreçti benim için kısa öykü çevirileri. Kısa öykülere olan sevgimi de daha çok hissettim bu sayede; pek şanslıydım yani. Öykülerle dolu ve taptaze bu dergiyi seveceğinizi ve sımsıkı bağrınıza basacağınızı düşünüyorum. 

Eylülde, tüm kitapçılarda! 




16 Ağustos 2012 Perşembe

ince bir dilim zaman.

Hayat, elimden aldığını bir zaman sonra geri vermeyi ihmal etmiyordu.

Çok iyimser bir yazı dökülebilir parmaklarımdan birazdan; ancak bu akşam üzeri gök yüzündeki pembe,mor, mavi renklere baktığımda kötümser olmak için hiçbir sebep bulamıyorum. Hem de rüzgar bu kadar tatlı tatlı eser, tüylerimi diken diken ederken...

Dediğim gibi, hayat kimi zaman bencillikte son noktaya kadar gelirken kimi zaman da öyle cömert davranıyordu ki insan şaşırıp kalıyordu. Öyle, belki de önce eşeğimizi kaybettirip sonra da bulduruyordu; nitekim kaybettiklerimizin ardından anlıyorduk her şeyin, herkesin değerini de bulunca bir seviniyorduk ki dillere destan...

Büyük felaketlerin üst üste gelmesi gibi büyük güzellikler de üst üste gelebiliyordu. İşler, güçler, aşklar, dostlar derken evrende öyle bir zaman dilimine giriyordunuz ki her şey dengede her şey sorunsuz her şey üst seviyede ilerliyordu. Biliyordunuz bu zaman diliminin ince bir dilim olduğunu. Belki iki dilim isteseniz alamayacaktınız; ama öyle lezzetliydi ki bu dilim tadına doyum olmuyordu.

Hata yapıyordunuz ve hataya maruz kalıyordunuz. Sevdiğinizi kaybediyordunuz. Güçlü ve iradeli oluyor aslında o çok sevdiğiniz insana karşı bir buz küpüne dönüyordunuz. Soğuk rüzgarlar hem sizi üşütüyordu hem onu. Güçlü ve sabırlı olmakla ilgiliydi hayatın elinizden aldıklarına geri kavuşabilmek. Bir süre yaralarınızı kendi başınıza sarmanız, hatta tabir-i caizse bağrınıza taş basmanız gerekiyordu. Ama zamanın yararları yadsınamazdı. Zaman geçiyor, geçiriyordu. Hatta rüzgarları dindiriyor, buzları eritiyor, insanları birbirine kazandırıyordu. Öyle bir kazandırıyordu ki, bu duygu yeniden doğmakla birdi adeta.

Lezzetli zaman dilimlerine...