26 Eylül 2012 Çarşamba

'Hayat kısa, kuşlar uçuyor' mu?

"Evden karanlıkta çıkıyor, eve karanlıkta giriyor ve güneş görmüyordu."

Benim hikayem bu şekilde başlasın istedim. Havanın soğuk ya da sıcak olduğunu ancak (mümkün olduğu zamanlarda) dışarıdaki insanlarla kurduğum iletişim sonucu öğrenebildiğim günlerdeyim. Yoksa kuşlar mı uçuyormuş, hayat kısa mıymış, hava sıcak mıymış, hiç bir fikrim yok doğrusu.

Eylül'ün 17'sinde kendimi iş dünyasının ortasında buluverdim. Kurumsal bir firma gereği her şey belli talimatlar ve kurallar çerçevesinde biraz da katı bir şekilde ilerliyordu bu dünyada. Ben, küçük bir İngiltere oluşturan yabancı personellerin asistanlığını ve çevirmenliğini yapmakla başladım iş hayatıma. (Daha önce yaptığım işleri yok saymaksızın sadece kurumsal bir firmadaki iş hayatımdan bahsettiğime dikkat çekmek isterim.)

Direktör, yönetici, tasarımcı ne isterseniz hepsinden bulunur bizde İngiliz. Sabah 8'de başlayan mesaim akşam 6'ya kadar devam etmekle kalmıyor bir de öyle bir koşuşturmacaya ev sahipliği yapıyor ki sabah toplantıya girip akşam çıkıveriyorum. Son iki haftadır hayat böyle ilerliyor benim için.

Sakın şikayet ediyormuşum ya da durumdan memnun değilmişim gibi gelmesin kulağınıza anlattıklarım. Ben bu işi çok seviyorum. Açıkçası kendimi sözlü çevirinin ortasında bulacağıma pek ihtimal vermiyordum üniversitenin son bir yılında. Oysa şimdi ardıl, fısıltı hepsi gırla gidiyor. Zor olmasına zor, zevkli olmasına çok zevkli.

Hayat bir film misali akıp gidiyor son bir buçuk aydır. Ben de merakla oturmuş izliyorum. Hayatı sorgulama süreci her zaman devam ediyor tabii. Bir robot misali sabah 6'da uyanıp eve akşam 8'de gelip 2 saat vakit geçirip 10 gibi uyumak hayatın ne kadarını temsil ediyor olabilir? sorusu aklımda dönüp duruyor. Hani 'hayat kısa, kuşlar uçuyor' ya, ben kuşları göremiyorum bir süredir, uçuyorlar mı gerçekten?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder