Etraftaki yirmi kişiye sorduk yirmisi de aynı cevabı verdi. Bazen değil yirmi, iki yüz kişi aynı cevabı verse kafa almayabiliyor gerçi.
İnsan kendi anlamak istemedikçe kim ne dersin desin o fikri benimsememek için elinden gelen her mücadeleyi gösteriyor.
Bazen de bir fikre takılıp kalıyorsun da gözün görmüyor başka bir şeyi. O sürede umursamıyorsun fikir gerçekten doğru mu değil mi? Varsa yoksa inada devam, varsa yoksa benim dediğim olacak'çılık. Halbuki gerçek hayat böyle şeyleri kaldırmıyor. Gerçek hayatta insanlar birbirine bu kadar katlanmıyor, katlanmamalı da zaten.
İnsan psikolojisi bambaşka. Kimi zaman hiç görmediği bir sorunu günü geliyor deve yapıyor başına hem de durduk yerde. Eh sonrasında bir sorun bir başka sorunu getiriyor peşinden. Oldu mu sana sağlam bir sorunlar zinciri? Bu yüzden baştan almalı dersi de büyütmemeli dertleri. Zaten yeteri kadar derdimiz var şu hayatta gereksiz dertler çıkarmamalı insan başına.
Zaten sevgi çabucak tüketilen bir duygu, tüm diğer duyguların da olduğu gibi, eh bulduğun anda sarılmalı; saçma sapan sebeplerden ötürü de harcamamalı.
20 Mayıs 2013 Pazartesi
18 Mayıs 2013 Cumartesi
özgürlük, hiç gerçekleşmeyen bir rüya galiba.
Bulgaristan'daki grevden dolayı prodüksiyon takımlarının gümrükten Türkiye'ye geçememesi sebebiyle iptal olan Depeche Mode konserinin yaşattığı hayal kırıklığı ile başlıyorum yazıma...
Bir konserin iptal olmasının verdiği hüzün 'en iyi 10 hüzün' arasında yerini alır bence. Birden bire mutsuzluğa sürükler, depresyona sokar maazallah. "At some point in the future" da geleceklermiş, hiç inanmadım ben bu sözlere de neyse.
Futbolla aramızdaki rekabet sona ermiyor sayın seyirciler. Tam severim belkim diyorum yine gıcık olduğum bir şey çıkıyor. Futbol sevgisi ilişki bilem bitirebilir, söylemedi demeyin. Futbolun karşısında şampiyon olan kadın görmedim, göremeyeceğim de sanırım. Benim yerime bu sene de Galatasaray şampiyon oldu, olsun bakalım hayat ona güzel.
Zaman zaman hiçbir şeyin yetmediği zamanlardayız. Ne aile, ne iş ne aşk ne para. Hiçbir şey bazen o nereden doğduğu bilinmeyen boşluğa kapılıveriyoruz. Sonra akla geliyor gençlik hayalleri, buradan gitmeler, yüksekler, alçaklar saçmalamalar.
"İlla bir şeyden pişman olacaksan yapmadığından değil yaptığından pişman ol" dedi arkadaşım bana. Dediği şu; ilerde ben neden gitmedim o istediğim ülkede yaşamaya? sorusunu soracağıma gitmiş olayım. Bilmiyorum, insanı buraya bağlayan çok şey var- özgürlük hiç gerçekleşmeyen bir rüya galiba.
Evet, özgürlük hissini burada bu şartlarda yaşarken duymak zor. İnsan istiyor ki kimseye hesap vermeden yaşayabilsin. Gel gör ki günümüz şartlarında (benim şartlarımda) bu mümkün değil. Eh hayatın sonraki aşamaları çok mu farklı sanki? Sürekli olarak hesap vermemiz gereken birileri, nereye niye gittiğini açıklaman, neyi neden yaptığını anlatman gereken birileri oluyor hayatında.
Mesela bir gün sadece evden çıkıp trene binip herhangi bir durakta inersin. Kimse sana 'neden, nasıl' diye sormaz. Sormamalı. Özgürlük böyle bir şeymiş gibi geliyor bana. Telefondan kimse aramaz, facebooktan kimse mesaj atmaz. Gittiğin yerde tanıdığın kimse yoktur. Ha 'Sen bunu İspanya'da yaptın ya kızım daha ne istiyon?' şeklinde soru sormaya kalkarsanız size ' 3 yıl önceki 6 aylık olaydan bahsediyon' derim. Ben birkaç yıl uzakta yaşamaktan bahsediyorum, başka bir şeyden değil.
Neyse benim bu gitme ve uzaklaşma deliliklerim başladı yine bana müsaade.
Zaten hayatta planladıklarımız olmuyor, hayatın bizim için planladıklarını yaşıyoruz, o sebepten benim burada öyle mi yapsam şöyle mi yapsam diye kafa patlatmacalarım hep boşuna, boşuna ah boşuboşuna.
Bir konserin iptal olmasının verdiği hüzün 'en iyi 10 hüzün' arasında yerini alır bence. Birden bire mutsuzluğa sürükler, depresyona sokar maazallah. "At some point in the future" da geleceklermiş, hiç inanmadım ben bu sözlere de neyse.
Futbolla aramızdaki rekabet sona ermiyor sayın seyirciler. Tam severim belkim diyorum yine gıcık olduğum bir şey çıkıyor. Futbol sevgisi ilişki bilem bitirebilir, söylemedi demeyin. Futbolun karşısında şampiyon olan kadın görmedim, göremeyeceğim de sanırım. Benim yerime bu sene de Galatasaray şampiyon oldu, olsun bakalım hayat ona güzel.
Zaman zaman hiçbir şeyin yetmediği zamanlardayız. Ne aile, ne iş ne aşk ne para. Hiçbir şey bazen o nereden doğduğu bilinmeyen boşluğa kapılıveriyoruz. Sonra akla geliyor gençlik hayalleri, buradan gitmeler, yüksekler, alçaklar saçmalamalar.
"İlla bir şeyden pişman olacaksan yapmadığından değil yaptığından pişman ol" dedi arkadaşım bana. Dediği şu; ilerde ben neden gitmedim o istediğim ülkede yaşamaya? sorusunu soracağıma gitmiş olayım. Bilmiyorum, insanı buraya bağlayan çok şey var- özgürlük hiç gerçekleşmeyen bir rüya galiba.
Evet, özgürlük hissini burada bu şartlarda yaşarken duymak zor. İnsan istiyor ki kimseye hesap vermeden yaşayabilsin. Gel gör ki günümüz şartlarında (benim şartlarımda) bu mümkün değil. Eh hayatın sonraki aşamaları çok mu farklı sanki? Sürekli olarak hesap vermemiz gereken birileri, nereye niye gittiğini açıklaman, neyi neden yaptığını anlatman gereken birileri oluyor hayatında.
Mesela bir gün sadece evden çıkıp trene binip herhangi bir durakta inersin. Kimse sana 'neden, nasıl' diye sormaz. Sormamalı. Özgürlük böyle bir şeymiş gibi geliyor bana. Telefondan kimse aramaz, facebooktan kimse mesaj atmaz. Gittiğin yerde tanıdığın kimse yoktur. Ha 'Sen bunu İspanya'da yaptın ya kızım daha ne istiyon?' şeklinde soru sormaya kalkarsanız size ' 3 yıl önceki 6 aylık olaydan bahsediyon' derim. Ben birkaç yıl uzakta yaşamaktan bahsediyorum, başka bir şeyden değil.
Neyse benim bu gitme ve uzaklaşma deliliklerim başladı yine bana müsaade.
Zaten hayatta planladıklarımız olmuyor, hayatın bizim için planladıklarını yaşıyoruz, o sebepten benim burada öyle mi yapsam şöyle mi yapsam diye kafa patlatmacalarım hep boşuna, boşuna ah boşuboşuna.
3 Mayıs 2013 Cuma
hello may.
Nihayet güneş ricalarımızı kırmayıp gökyüzüne teşrif etmeyi kabul etti. Yaşanılan zor durumlar hava yağmurluyken daha bir zor, daha bir ağır gelmiyor mu insana? Güneş de sanki bir nebze hafifletiyormuş gibi. Belki de havada değil keramet, sadece biz öyle bakmak istiyoruz.
Nisan bize bazı güzel haberler vererek gitti ve yerini Mayıs'a bıraktı bile. Ben iş yerimde bir batkım yedi buçuğuncu ayıma gelmişim bile, zaman azizim su gibi. Bana sorsalar ben kendimi 10 yıldır iş hayatında gibi hissediyorum da tabii kimse bana sormuyor, sorsa da bir önemi olmuyor.
Bilmiyorum, seviyorum ben şu ofisi ve şu insanları. İngilizler falan hani iyiler, karşılıklı sevgi ve saygı içerisinde ilerliyoruz işte. Hayatımın geri kalanında ne yapacağım? sorusu ise hala cevaplanmamış bir şekilde duruyor. Bir süre için de düşünmeyi bıraktım bu konuyu, şu an şurada olmaktan mutluyum. Tekstili seviyorum, sevdiğim için sorgulamak ise çok yersiz geliyor, öyle değil mi?
Biz bu aralar bir sportif olduk sormayın gitsin. Dışarıda bisiklet sürmenin tadını hiçbir şeye değişmem sanıyorum. Hele yokuş aşağı ise tadından yenmez, yokuş yukarı ise yaktırdığı kalorinin haddi hesabı yoktur. Kısacası dışarıda spor yapmak bir başkadır. Fakat haftanın iki gün de LC Waikiki Spor salonunda fitness, kardiyo yapmadan olmuyor. Sohbet muhabbet derken 2 saatlik sporlar yapılabiliyor.
Bir yandan da bütçe planı yapmaktan canım çıktı. Ne giderin var, derseniz... Bir kere her ay şu bitmek bilmeyen tahlillerim var. (roaccutane kurbanı ben). Doktor, tahlil ve ilaç derken zaten yüksek bir meblağ ödeniyor hastanelere.
Onun haricinde anneme ipad alarak yılın en teknolojik hareketini yaptık. Kendisi candy crush olsun okey olsun çeşitli oyunlar oynarken ben de sims oynamaktan geri kalmıyorum. Tabii ayrıca da alışveriş gibi bir düşmanımız var ki irade sahibi olamayanları borç batağına saplıyormuş.. Bu nedenle bütçe planlaması çok önemliymiş.
Bu aya 17'sindeki Depeche Mode konseriyle devam edeceğiz, konser sonrası yorumlarımı-sakın eksik kalmayın-size iletirim. Teşekkürler.
Nisan bize bazı güzel haberler vererek gitti ve yerini Mayıs'a bıraktı bile. Ben iş yerimde bir batkım yedi buçuğuncu ayıma gelmişim bile, zaman azizim su gibi. Bana sorsalar ben kendimi 10 yıldır iş hayatında gibi hissediyorum da tabii kimse bana sormuyor, sorsa da bir önemi olmuyor.
Bilmiyorum, seviyorum ben şu ofisi ve şu insanları. İngilizler falan hani iyiler, karşılıklı sevgi ve saygı içerisinde ilerliyoruz işte. Hayatımın geri kalanında ne yapacağım? sorusu ise hala cevaplanmamış bir şekilde duruyor. Bir süre için de düşünmeyi bıraktım bu konuyu, şu an şurada olmaktan mutluyum. Tekstili seviyorum, sevdiğim için sorgulamak ise çok yersiz geliyor, öyle değil mi?
Biz bu aralar bir sportif olduk sormayın gitsin. Dışarıda bisiklet sürmenin tadını hiçbir şeye değişmem sanıyorum. Hele yokuş aşağı ise tadından yenmez, yokuş yukarı ise yaktırdığı kalorinin haddi hesabı yoktur. Kısacası dışarıda spor yapmak bir başkadır. Fakat haftanın iki gün de LC Waikiki Spor salonunda fitness, kardiyo yapmadan olmuyor. Sohbet muhabbet derken 2 saatlik sporlar yapılabiliyor.
Bir yandan da bütçe planı yapmaktan canım çıktı. Ne giderin var, derseniz... Bir kere her ay şu bitmek bilmeyen tahlillerim var. (roaccutane kurbanı ben). Doktor, tahlil ve ilaç derken zaten yüksek bir meblağ ödeniyor hastanelere.
Onun haricinde anneme ipad alarak yılın en teknolojik hareketini yaptık. Kendisi candy crush olsun okey olsun çeşitli oyunlar oynarken ben de sims oynamaktan geri kalmıyorum. Tabii ayrıca da alışveriş gibi bir düşmanımız var ki irade sahibi olamayanları borç batağına saplıyormuş.. Bu nedenle bütçe planlaması çok önemliymiş.
Bu aya 17'sindeki Depeche Mode konseriyle devam edeceğiz, konser sonrası yorumlarımı-sakın eksik kalmayın-size iletirim. Teşekkürler.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)