4 Temmuz 2012 Çarşamba
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydaydık.
Tıpkı Süreya'nın dediği gibi, nasıl oluyorsa birbirimizin yüreğini ellemiştik.
Sadece ellemiş miydik ki?
Hayır, incitmiş kırmıştık ve daha sonrasında da onarılamaz hatalar yapmıştık.
Onarılamaz mıydı gerçekten hatalar?
Hayır. Onarılamayan tek durum ölüm değil miydi?
Hani can çıkmadan ümit kesilmezdi?
Bildiğimiz ve her başımız sıkıştığında kullanıverdiğimiz atasözleri yalan mıydı yani?
Neyse ne.
Bence dünyada en zararlı duygulardan biriydi 'fazla' sevgi.
Zaten neydi, her şeyin fazlası zarardı.
Yok yok, atasözleri yalan değildi.
Herkes haddini bilecek bu dünyada ve ona göre sevecekti.
Yoksa insana haddini bildiriyorlardı.
Bildirmişlerdi de...
Kaç yıl boyunca Laleli'den iniyorduk aynı tramvaydan ve biniyorduk aynı tramvaya. Sadece tramvayları değil, günleri ve saatleri de paylaşıyorduk. Zaman içinde birbirimizin yüreğini görmüştük, yüreğini sevmiştik birbirimizin. Hayatta hiçbir şeyin kusursuz olmadığını bilecek kadar yaşamıştık. Artık bir şeylerin ters gitmesine alışıktık. Bu yüzden de kaybettiğimiz insanların, arkadaşların, sevgililerin açtığı boşlukları doldurmasını öğrenmiştik bir şekilde. Doldurmasına dolduruyorduk da, eksik bir şey kalıyordu kıyıda köşede.
Bir zaman geliyordu, özlüyorduk yüreklerine dokunduklarımızı. Biz Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydaydık. Laleli'den geçeli oldu bayağı bir süre, ama hep eksik bir şeyler. Gülümsemeler ve akşam yemeklerinden sonraki çaylar bir daha hiç tam olmayacak.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder