4 Eylül 2013 Çarşamba

rüya gibi ada.

Tatillerin insanı motive ettiği külliyen yalan! Her tatil dönüşü kendimi daha da hayattan bezmiş ve iş hayatından bir o kadar soğumuş buluyorum. Tatilim esnasında ne kadar eğlendiysem dönüşünde de o kadar depresyona giriyorum işte. Pazar günü Bozcaada'nın soğuk sularında yüzüp balık kovalarken ertesi gün sabah 6'da kalmış işime gitmiş ve yaşamanın o olmadığını düşünmeye başlamıştım bile.

Bence insanı iş ile ilgili motive eden şeyler yine işte kazandıklarıdır. Örneğin ben motivasyonumu yeni bir iş öğrenmekten, müdürüm tarafından takdir edilmekten kazanıyorum. Ama özel hayatımla ilgili güzellikler beni işe yakınlaştırmıyor adeta uzaklaştırıyor. O yüzden hayatımın en güzel günleri olarak nitelendirebileceğim bir hafta sonundan sonra yine aynı şirkette aynı departmanda ve aynı masada olmak beni motive değil demotive ediyordu.

Gel gelelim ki işte bu 'hayatımın en güzel günleri' adını verdiğim Bozcaada tatilimi yaşamamış olmayı tabii ki tercih etmezdim. O sebeple depresyonuna da katlanacağız ki hala çıkmış değilim bu depresyondan. Neyse bolca yüzüp bolca rakı, şarap ve bira içip bolca güldüğümüz ve yemek yediğimiz kısacası çok ama çok eğlendiğim bir tatil geçirdim. Üç gün olsa da her saati dolu dolu geçti, yanımda çok sevdiğim insanlar vardı ve bu yüzden kendimi çok şanslı hissediyordum.

Bozcaada çok ama çok sevimli bir yer. Ada sokakları, arnavut kaldırımları, poşet kullanmayı yasaklamış belediyesi, buz gibi denizi, incecik kum sahilleri, mis gibi havası, kendine has şarapları üzümleri ve şerbetleri, Çiçek Pastanesi'nin lezzetli kurabiyeleri... Gerçekten hepsi rüya gibiydi ve her gece o rüyaya dönmeye çalışıyorum. Bütün bir yaz tatile gidememiş olmanın acısını çıkarttım bu üç günde. İnsanlarda bir başka medeniyet vardı sanki ve mutluydular. Ada insanını hep sevmişimdir zaten.

En en güzel zamanlarımı ise 'cennetten bir köşe' olarak nitelendirebileceğim kahvaltı sofrasında geçirdiğim saatler, yel değirmenlerinde günü batırmamız ve akşam hava karardıktan sonra denize girdiğimiz anlardı. Özellikle gece denize girmeyi her zaman istemiştim ve bu da Bozcaada'ya kısmet oldu. Yel değirmenlerinin orada akşam 7 ile 8 arasında şarabımızı yudumlarken güneşi batırmak o kadar güzeldi ve o kadar kederlendiriyordu ki insanı hepimiz karmakarışık duygular içerisindeydik ve güneş batınca herkes çılgınlar gibi alkışladı. Güneşe ilk defa bu kadar somut bir şekilde teşekkür ediyorduk.

Anlatırken bile bir kötü oluyorum, fotoğraflara bakmayı bıraktım zaten artık. Tek diyebileceğim şey bunun gibi ve daha da güzel tatillere.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder