9 Haziran 2012 Cumartesi

günlerim öyle tuhaf geçiyordu ki...

"Hayat kısa,
Kuşlar uçuyor."

C. Süreya

Günler öyle tuhaf ki... Ama iyi tuhaf, şahane tuhaf. Hani tuhaf illa kötü olacak diye bir şey yok tabii ki. Normal olmayan her şey tuhaf değil midir? Alışmadığımız şeylere demez miyiz tuhaf diye? İşte günlerim o kadar tuhaf bir şekilde iyi geçiyor ki, o kadar olur.

Nazar var ise, hem de kendi kendine nazar değdirmek diye bir şey var ise ben onu yapacağımdan korkuyorum. O yüzden 'nazar değmesin' en çok kullandığım kalıp oldu bugünlerde.

Bir şeyler yapabiliyor olmak, planladıklarını hayata geçirebiliyor olmanın getirdiği acayip bir öz güven patlaması yaşıyorum sanırım. Hayatımda daha önce bu kadar iyi hissetmemiş olabilirim. Ego manyağı olmuş olabilirim. Kendimi daha önce hiç olmadığı kadar seviyor olabilirim. Bundan da çekineceğimi utanacağımı beklemeyin sakın. Herkes sevse keşke kendini.

Sınavlardan alınan iyi notlar, özellikle Almanca'dan tamamen kurtulmak, formasyonlardan  hatta büte kalmayı beklediğim dersten geçmek, stajın iyi bir puanla bitirilmesi, alesten idare eder ielts'ten ise tam da ihtiyacım olan puanı almak böylece yurt içi ve yurt dışındaki bölümlere rahatlıkla başvuracak olmak, çıkardığımız fanzinin beğenildiğini görmek ve beklemediğimiz kadar iyi destek almak, önümüzdeki Pazartesi bitirme projemi teslim edecek ve Salı da son sınavıma girecek olmak, Çarşamba mezuniyet balosuna gidip harika bir gece geçirecek olmak, Perşembe Okan'ın dört günlüğüne beni görmeye gelecek olması, Temmuz'da yine One Love' a gelecek olması, arkadaşlar ve dostlar derken hakkında sevineceğim şeyler listesi böylece gidiyor.

Her şeyin bu kadar tıkırında yürümesine alışık değilim elbette.  Bu durumdan öyle mutluyum ki bir şey olacak diye korkuyorum adeta. Ama olmayacak, nazar değmeyecek. Siz de nazar değdirmeyiniz sakın.

Bir yandan kişisel gelişim açısından yaşadığım bazı değişiklikler var. Mesela öfkemi artık saklamamayı, sinirlendiğim zaman karşımdakinin yüzüne vurmayı öğrenmişim. Bu bir arkadaş ya da öğretmen... Ama öfkemi içimde barındırıp kendi kendimi yemektense, yapılan haksızlığa karşı kendimi savunmayı öğrenmişim. Sanırım bunu ben üniversitede öğrendim. O halde üniversitenin bana öğrettiği en güzel şeydir bu.

Mayıs beni ne kadar yıprattıysa ne kadar yorduysa ve üzdüyse Haziran da bana o kadar iyi geldi, o kadar sevindirdi işte. Özellikle de tüm millet olarak yaşadığımız bu kadar kötü şey varken, bu kadar leş durumların içindeyken ve her geçen gün ülkemizden biraz daha nefret etmeye zorlanırken ben sinirimi artık bozmuyor, sahip olduğum güzellikler için kendimi bu kadar iyi hissettiğim için, bana böyle hissettiren insanlara ve kendime teşekkür ediyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder