Farklılaşıyoruz git gide. Önceki yılla göre biraz daha olgun, biraz daha sakin, biraz daha 'büyük' olabilirim; ama beni ben yapan ana özelliklerim hiçbir bir yere gitmiyor, huy bedeni terk etmiyor. İşte dört yılın sonunda bir tokat gibi çarpıyor, bu gerçek suratıma. Onu değiştirmek için verdiğim uğraşların hepsi bir bir öfke ve yorgunluk olarak geri dönüyor bana.
Bir insanı seviyor, ama yine de bazı özelliklerinden rahatsız mı oluyorsunuz? 'İyi hoş ama, keşke şunu da yapmasaydı' mı diyorsunuz içten içe? Sonra, 'tamam ya konuşurum, anlatırım, o da anlar ve artık bunu yapmaz,' a kadar geliyorsa bu düşünme süreci, yanlış yoldasınız demektir. O adam, o şeyi yapmaya devam edecektir. Onu seviyor musunuz? O halde bu şekilde seveceksiniz. Bu hareketleri sizi rahatsız mı ediyor? O halde onu uzaktan seveceksiniz demektir.
Bazen çok şenlikli bitmiyor arkadaşlıklar, ilişkiler. Her şey güzel güzel vedalarla sonuç bulmayabiliyor. Kavgalar, gürültüler, patırtılar... Bunlar da hayatın bir parçası ise; acıyı, derdi, tasayı da kabullenmeli ve benimsemeli. Çünkü her şey her zaman güzel değil. Hüzün ise elimizde tek kalan; sonuna kadar hüzünlenmeli, en azından bunu yapabilmeli.
En başında birbirinin arkadaşlığından keyif alan insanlarken sonunda birbirine katlanamayan insanlar olup çıktık sanırım. O yüzden mail attım ona, o yüzden öfkemi suratına çarptım. Çarpmak zorundaydım, anlıyor musunuz? Ona yazmasam deli olacaktım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder