"Her Pazartesi istifa etmeyi düşünüyorum. Düşüne düşüne 5 yıl doldurdum," dedi sabah. Bu cümleden korktum ben.
Ama gerçekten de hafta sonunu dolu dolu geçirip bir sürü yer gezip bir sürü insan görmeme rağmen nasıl oluyor da sanki hafta sonu 1 günmüş gibi geliyor, ben onu anlayamıyorum.
Bir de ben işini severek yapanlardanım, sevmeyenin vay haline...
Gerçi anladığım kadarıyla yoğun bir iş günü ve stresin ardından kendinizi kapana kısılmış gibi ve çok yorgun hissediyorsanız direk olarak eve gitmeyip öncelikle bir yerlerde kahve içip dışarıda hayatın hala devam ettiğini görmeniz daha iyi gelecektir. Zaten Pazartesi'yi atlattıysanız haftanın geri kalanı göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir.
Birine hediye alırken kendime de almayı çok seviyorum. Sanki o birine hediye aldığım için kendimi ödüllendirmek gibi bir şey bu. Kredi kartımın bu durumu çok sevdiğini sanmıyorum gerçi, neyse.
Kardeşim Şile'deki Doğa Beach Club'a gitti üç günlüğüne. Sanmayın ki tatile gitti, dersanesiyle test kampına gitti. Sabah akşam test çözmek için en iyi yer gerçekten bir tatil köyü, çok başarılı.
Bir filmin kitabını okumadıysam kendimi çok kötü hissediyorum ama en azından bunu itiraf edebiliyorum.
Anladım ki insanlar özel hayatlarında da arkadaş ilişkilerinde oldukları gibiler. Yani arkadaşlarına çok başka sevgilisine çok başka bir insan olduğunu sanmıyorum ben.
Kendime Dali tablosu almış olmanın getirdiği huzuru yaşıyorum. "The persistence of memory" (La persistencia de la memoria) adlı bizim ise "Eriyen Saatler" olarak bildiğimiz bu tabloyu baş köşeme asmayı planlıyorum.
Saat 9:30da yatağa giren bir insan oldum çıktım. Yarım saat internette takıldıktan sonra da uyuyuveriyorum. Tavuk derler adama... Bu halimi hiç mi hiç sevmiyorum fakat aksi takdirde de sabahları kendime küfür ediyorum. Ne yapsam bilemedim.
28 Ocak 2013 Pazartesi
27 Ocak 2013 Pazar
sorunsallaştıramadıklarımızdan mısınız?
İnsan bir süre sonra harbiden de alışıyor her günün Pazartesi oluşuna. Hafta sonları beklediğin bir şeyler de varsa hem dayanıyorsun hafta içine sonra da alışıveriyorsun.
Yine de işi düşünmediğim tek hafta sonunun kartalkayada olduğunu fark ettim. Demek ki iki ayda bir falan bir yerlere kaçmak uzaklaşmak lazımmış.
Bu seneki yıllık iznimi Kıbrıs'a giderek harcayacağım. 6 öncesinden rezervasyon hazır. Anne, kuzen, teyze ve anneanneden oluşan bomba gibi bir grupla Kıbrıs'a bu yaz damgamızı vuracak gibiyiz.
İş çıkışı çok yorgun da olsam eve gelip televizyon bakıp (televizyon bakmak tabirine hastayım) uyumak ve ertesi gün yine işe gitmek döngüsü insanın ruhunu emiyormuş. Akşamları kafa dinlendirici farklı bir aktivite gerektiğinden şu sıralar yeni bir kurs arama zamanındayım. Ne zihinsel ne fiziksel yoracak şöyle şeker mi şeker bir şeyler.
Bazen hayat bayağı tuhaf, lise arkadaşını karşına iş ve servis arkadaşı olarak çıkarıveriyor mesela. Yol sohbet ede ede kısalıyor köprü trafiği daha az acı veriyor.
Bazı insanları gerçekten çok uzun süre sonra seviyorsun. O uzun süre boyunca hep gıcık ola ola geçiriyorsun ne üzücü. Ama deniyorsun sevemiyorsun falan sonra bir şey oluyor bir bakmışsın sevmişsin. En azından sonu mutlu oluyor, bir de yıllar geçse de sevemediklerin var ya o daha üzücü.
Mutlu olmak güzel ama etrafındakilerle beraber mutlu olmak paha biçilemez. Mutluysam herkes benim gibi mutlu olsun, diyenlerdenim. Öylesi daha bir keyifli.
Yine de işi düşünmediğim tek hafta sonunun kartalkayada olduğunu fark ettim. Demek ki iki ayda bir falan bir yerlere kaçmak uzaklaşmak lazımmış.
Bu seneki yıllık iznimi Kıbrıs'a giderek harcayacağım. 6 öncesinden rezervasyon hazır. Anne, kuzen, teyze ve anneanneden oluşan bomba gibi bir grupla Kıbrıs'a bu yaz damgamızı vuracak gibiyiz.
İş çıkışı çok yorgun da olsam eve gelip televizyon bakıp (televizyon bakmak tabirine hastayım) uyumak ve ertesi gün yine işe gitmek döngüsü insanın ruhunu emiyormuş. Akşamları kafa dinlendirici farklı bir aktivite gerektiğinden şu sıralar yeni bir kurs arama zamanındayım. Ne zihinsel ne fiziksel yoracak şöyle şeker mi şeker bir şeyler.
Bazen hayat bayağı tuhaf, lise arkadaşını karşına iş ve servis arkadaşı olarak çıkarıveriyor mesela. Yol sohbet ede ede kısalıyor köprü trafiği daha az acı veriyor.
Bazı insanları gerçekten çok uzun süre sonra seviyorsun. O uzun süre boyunca hep gıcık ola ola geçiriyorsun ne üzücü. Ama deniyorsun sevemiyorsun falan sonra bir şey oluyor bir bakmışsın sevmişsin. En azından sonu mutlu oluyor, bir de yıllar geçse de sevemediklerin var ya o daha üzücü.
Mutlu olmak güzel ama etrafındakilerle beraber mutlu olmak paha biçilemez. Mutluysam herkes benim gibi mutlu olsun, diyenlerdenim. Öylesi daha bir keyifli.
23 Ocak 2013 Çarşamba
bir adam.
Daha sahip olmadan kaybetmekten korktuğum bir adam.
Ne zaman bu kadar çok korkar oldum, ne zaman bu korkularla başa çıkacak kadar cesurdum bilmem.
Tek bildiğim öyle bir hissiyat var ki ortada; daha konuşmadan, duymadan, dokunmadan biliyor insan her şeyi en başından.
Hiç olmadığım kadar emin kendimden, hiç olmadığım kadar şüpheci...
Beynim kendi hayal dünyasında zaman geçirip paranoyak düşünceleri savurmaya çalışırken etrafından
Zaten biliyordu neyin gerçek olup olmadığını ve sessizce bekliyordu kimseyle konuşmadan.
Ve belki de ilk defa hayal gerçek olmuştu da bu sefer sahip olmuştu kadın.
Ne zaman bu kadar çok korkar oldum, ne zaman bu korkularla başa çıkacak kadar cesurdum bilmem.
Tek bildiğim öyle bir hissiyat var ki ortada; daha konuşmadan, duymadan, dokunmadan biliyor insan her şeyi en başından.
Hiç olmadığım kadar emin kendimden, hiç olmadığım kadar şüpheci...
Beynim kendi hayal dünyasında zaman geçirip paranoyak düşünceleri savurmaya çalışırken etrafından
Zaten biliyordu neyin gerçek olup olmadığını ve sessizce bekliyordu kimseyle konuşmadan.
Ve belki de ilk defa hayal gerçek olmuştu da bu sefer sahip olmuştu kadın.
7 Ocak 2013 Pazartesi
yıl olmuş ikibinonüç, biz hala blog yazıyoruz.
Bilir miydim hiçbir oyuncuyu kıskanacağımı, neden o neden ben değil diye soracağımı? Saadet Aksoy bunuda yaptırdı sayın seyirciler. Penelope'nin karşısında oynayan Saadet tüm film boyunca 'helal olsun' dedirtti. Kıskanırız ama yiğidin hakkını da veririz.
Bu yıl İstanbul kara doyuyor. Lapa lapa yağan karlar bir yandan sevinçler yaşatırken bir yandan 'ya eve dönemezsek?' sorusunu beraberinde getiriyor.
Öğrendiğim bir şey var ise o da çalışmanın en çok tatilden sonra zor geldiğidir. Halbuki hiç tatil girmez ise araya zaten alışıyor bünye. Ama sen gel 5 gün tatil yap sonra da işe git, olur mu hiç?
5 Ocak Cumartesi Haliç Kongre Merkezi'nde Yeni yıl toplantımız vardı. Tüm gün yapılan toplantıların ardından akşam sahneye çıkan MFÖ günün en tatlı en ballı kısmıydı. 6. MFÖ konserime giderek zirveyi yaptım bu sefer. Konseri en ön, hatta ayıptır söylemesi sahneden izledim. Özkan'la göz göze Mazhar'la el ele Fuat'la kalp kalbeydik. Daha da MFÖ'ye gitmem dedim, hiçbir konser beni tatmin etmez artık ya ondan.
Önümüzdeki hafta 2 günlük bir kayak serüvenine çıkılıyor. İçimden daha çok otelin jakuzisini, saunasunu ve kapalı havuzunu kullanacağıma dair hisler de olsa asıl amaç kayak olarak geçiyor. Kartalkaya'ya karda debelenmeye gidiliyor.
Pazar günlerimin neşesi atölyemiz devam ediyor. Aklımın almadığı insanın fevkaladenin fevkindeki konuşmalarını dinlerken üniversite arkadaşlarımla yine bir ders misali ortamda buluşmak da cabası.
Bu arada çaktırmadan 2013'e de girmişiz, 2012'yi de sağ sağlim atlatmışız. Daha ne olsun?
Bu yıl İstanbul kara doyuyor. Lapa lapa yağan karlar bir yandan sevinçler yaşatırken bir yandan 'ya eve dönemezsek?' sorusunu beraberinde getiriyor.
Öğrendiğim bir şey var ise o da çalışmanın en çok tatilden sonra zor geldiğidir. Halbuki hiç tatil girmez ise araya zaten alışıyor bünye. Ama sen gel 5 gün tatil yap sonra da işe git, olur mu hiç?
5 Ocak Cumartesi Haliç Kongre Merkezi'nde Yeni yıl toplantımız vardı. Tüm gün yapılan toplantıların ardından akşam sahneye çıkan MFÖ günün en tatlı en ballı kısmıydı. 6. MFÖ konserime giderek zirveyi yaptım bu sefer. Konseri en ön, hatta ayıptır söylemesi sahneden izledim. Özkan'la göz göze Mazhar'la el ele Fuat'la kalp kalbeydik. Daha da MFÖ'ye gitmem dedim, hiçbir konser beni tatmin etmez artık ya ondan.
Önümüzdeki hafta 2 günlük bir kayak serüvenine çıkılıyor. İçimden daha çok otelin jakuzisini, saunasunu ve kapalı havuzunu kullanacağıma dair hisler de olsa asıl amaç kayak olarak geçiyor. Kartalkaya'ya karda debelenmeye gidiliyor.
Pazar günlerimin neşesi atölyemiz devam ediyor. Aklımın almadığı insanın fevkaladenin fevkindeki konuşmalarını dinlerken üniversite arkadaşlarımla yine bir ders misali ortamda buluşmak da cabası.
Bu arada çaktırmadan 2013'e de girmişiz, 2012'yi de sağ sağlim atlatmışız. Daha ne olsun?
içim deniz oluyor.
Sırtıma değdiğinde elleri; içim deniz oluyor, öyle ürperiyorum.
onu da içimdeki denizin dibine çekerken ölümsüz oluyoruz, ölümsüzlük kokuyoruz.
kelimeleri art arda dizerek anlatılabilecek şeylerin sınırlı olduğunu fark ediyorum o an,
bazı şeyleri sadece bakarak anlatabiliyorum, gözlerimden onun gözlerine akıtıyorum.
baktığım zaman sonsuzluğu görüyorum, öyle bir güven duygusu ve ferahlık doğuveriyor...
yaşama daha çok bağlanıp ölmekten korkuyorum artık,
olmayan korkular ediniyorum, çocuklaşıyorum sanki.
bir yandan ise daha cesurum,' başarısızlık' kelimesi kullanılmaz olmuş aramızda.
anlaşılmanın verdiği huzur git gide büyüyor, bizi de beraberinde büyütüyor.
anlaşılmayı seviyorum, anlamayı sevdiğim kadar.
onu da içimdeki denizin dibine çekerken ölümsüz oluyoruz, ölümsüzlük kokuyoruz.
kelimeleri art arda dizerek anlatılabilecek şeylerin sınırlı olduğunu fark ediyorum o an,
bazı şeyleri sadece bakarak anlatabiliyorum, gözlerimden onun gözlerine akıtıyorum.
baktığım zaman sonsuzluğu görüyorum, öyle bir güven duygusu ve ferahlık doğuveriyor...
yaşama daha çok bağlanıp ölmekten korkuyorum artık,
olmayan korkular ediniyorum, çocuklaşıyorum sanki.
bir yandan ise daha cesurum,' başarısızlık' kelimesi kullanılmaz olmuş aramızda.
anlaşılmanın verdiği huzur git gide büyüyor, bizi de beraberinde büyütüyor.
anlaşılmayı seviyorum, anlamayı sevdiğim kadar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)