"Her Pazartesi istifa etmeyi düşünüyorum. Düşüne düşüne 5 yıl doldurdum," dedi sabah. Bu cümleden korktum ben.
Ama gerçekten de hafta sonunu dolu dolu geçirip bir sürü yer gezip bir sürü insan görmeme rağmen nasıl oluyor da sanki hafta sonu 1 günmüş gibi geliyor, ben onu anlayamıyorum.
Bir de ben işini severek yapanlardanım, sevmeyenin vay haline...
Gerçi anladığım kadarıyla yoğun bir iş günü ve stresin ardından kendinizi kapana kısılmış gibi ve çok yorgun hissediyorsanız direk olarak eve gitmeyip öncelikle bir yerlerde kahve içip dışarıda hayatın hala devam ettiğini görmeniz daha iyi gelecektir. Zaten Pazartesi'yi atlattıysanız haftanın geri kalanı göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir.
Birine hediye alırken kendime de almayı çok seviyorum. Sanki o birine hediye aldığım için kendimi ödüllendirmek gibi bir şey bu. Kredi kartımın bu durumu çok sevdiğini sanmıyorum gerçi, neyse.
Kardeşim Şile'deki Doğa Beach Club'a gitti üç günlüğüne. Sanmayın ki tatile gitti, dersanesiyle test kampına gitti. Sabah akşam test çözmek için en iyi yer gerçekten bir tatil köyü, çok başarılı.
Bir filmin kitabını okumadıysam kendimi çok kötü hissediyorum ama en azından bunu itiraf edebiliyorum.
Anladım ki insanlar özel hayatlarında da arkadaş ilişkilerinde oldukları gibiler. Yani arkadaşlarına çok başka sevgilisine çok başka bir insan olduğunu sanmıyorum ben.
Kendime Dali tablosu almış olmanın getirdiği huzuru yaşıyorum. "The persistence of memory" (La persistencia de la memoria) adlı bizim ise "Eriyen Saatler" olarak bildiğimiz bu tabloyu baş köşeme asmayı planlıyorum.
Saat 9:30da yatağa giren bir insan oldum çıktım. Yarım saat internette takıldıktan sonra da uyuyuveriyorum. Tavuk derler adama... Bu halimi hiç mi hiç sevmiyorum fakat aksi takdirde de sabahları kendime küfür ediyorum. Ne yapsam bilemedim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder