27 Mayıs 2011 Cuma

bahar gelir.

Kafamdaki düşüncelerimi bir türlü tamamlayıp da şuraya iki satır bir şey yazmayı beceremiyorum bir süredir.

Oysa anlatmak istediğim bir iki önemli mevzu bulunmakta..

Ben bugün 4 ay savaşarak çevirdiğim savaş romanımın parasını almış bulunmaktayım. Gerçi parayı elimde görmediğim için çok bir şey hissedemedim, bankada yatan paranın bana hiçbir yararı yokmuş gibi. Galiba para öyle art arda gelen rakamlara bakıldığında anlaşılmıyor da onu harcamaya başladığında anlaşılıyor. Para ne pis bir şey. Para ne lanet bir şey, para nasıl da geldiği gibi hop diye gidiyor? Parayla ilgili bu duygularımın tabi ki nedenleri var. Bu parayı harcayacak mıyım? Öyle bir dünya yok efendim. Bu para gayette benim seneye İspanya' ya gidebilmem için uslu uslu bankada yatacak. Hatta sırf bu para mı, BM' den alacağım para ve bundan sonra elime geçecek tüm paralar için de aynı durum geçerli.

Roman çevirisine iki ay ara verdikten sonra dün tramvayda Taksim' e giderken beynime bir fikir düştü. Ben ikinci romanımı da çevirmeli daha çok daha da çok paralar kazanmalıyım! dedim kendi kendime. Sonra hemen yayınevine bir mail atarak bu durumu belirttim. Ancak bu sefer bir talebim vardı; polisiye, gerilim türünde bir roman varsa onu istediğimi söyledim. Maalesef ellerinde o kalmamış; ancak romans türünde varmış. Bir aşk romanı? Aşk romanı çevirmeye çok gönüllü olduğumu söyleyemeyeceğim; gerçi savaş romanı çevirmeye de gönüllü değildim. Henüz kararımı vermedim, ancak para ihtiyacım bana bunu da yaptıracak. Para için aşk romanı da çevireceğim gibi görünüyor.

Okulun bitmesine son 2 hafta.. Bu yıl bana sanki 10 yıl gibi geldi. Size de öyle oldu mu? 3. sınıf bir türlü bitmedi. Uzadı da uzadı ve aslında BM' den sonra benim okul hayatım kapandı. İş hayatım olsun ben para kazanayım. Ofisim olsun benim, iş arkadaşlarım falan olsun. Kahve molalarımız, öğle yemeklerimiz olsun. Okul olmasın! Sanırım yazın bu hayatı yeteri kadar tadacağım, haziranda ve ağustosta yapacağım stajları bir düşününce...

Neyse para, para, para ve okul dedikten sonra gelelim başka bir muhabbete.. Hayat bu baharda bana, "Sen cezanı yeteri kadar çektin, şimdilik mutluluğu hak ettin." diyor. Eyvallah, sağ olsun. Çok sık gelmez başa hani böyle şeyler. Çok sık böyle mutlu olunmaz falan. Eh ben de madem öyle, diyorum, o zaman yaşarım bu mutluluğu. Hayat, seni mi kıracağım?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder