Misal şu an her şeyiyle farklı olan Can Bonomo'nun internet sitesi üzerinden verdiği online konserindeyim. Adamlar kendi evlerinin salonlarında müziklerini yapıp muhabbet ederken ben de kendi odamda zaman zaman ders çalışıp zaman zaman blog yazarak onlara şarkılarında eşlik ediyorum. Teknoloji hiçbir zaman tamamen algılayabildiğim bir şey olmadı, fakat üzümünü yeyip bağını sormuyorum genelde. Ayrıca bu perşembe yine sevgili Bonomo'nun Kadıköy'deki sokak konserine davetliyiz. Kadıköy de Bonomo da candır. Kadıköy'deki Can Bonomo ise en candır, diyoruz o vakit.
Çoğu zaman hayattan beklentilerimiz normalin üzerindeyken böyle "zor" dönemlerde (vizelerden bahsediyorum) insan aslında ne kadar küçük şeylerle mutlu olabileceğini fark ediyor. Misal okumak için delirdiğim Barış Bıçakçı romanımı geçen hafta almış olmama rağmen hala okuyamamış olmam, bunun üzerine bir de pek sevgili dostum B.D'nin doğum günümde hediye olarak bana Barış Bıçakçı'nın bir diğer romanını vermesine rağmen benim bırakın okumayı kitaba dokunamıyor olmam içimi sızlatıyor. Romanları bile 25 Kasım'dan sonrasına bıraktım anlayacağınız. Müzik eşliğinde kahvemi içerken romanımı okumanın bana nasıl huzur verdiğini ve mutlu olmam için yettiğini işte bu günlerde anladım ben.
Tamam belki bu sadece kısa bir sürelik erteleme, yani cuma gününden itibaren hayatım her zamanki rutinine dönecek; ancak biz bu ertelemeyi tüm hayatımız boyunca yapmıyor muyuz?
Erteleye erteleye bir hal olmadık mı zaten hayatı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder