Kağıdın üzerine hiç zorlanmadan, kalemimizin tek bir hamlesiyle bıraktığımız noktayı insan ilişkilerinin sonuna koymanın ne kadar zor olduğunu tecrübe ettim. Ne kadar zor olursa olsun noktanın kimi zaman ne kadar gerekli bir noktalama işareti olduğunu kendi gözlerime gördüm, duydum, bildim.
Yılların getirdiği üç nokta ve virgüllerin de sonunun geldiğini, daha doğrusu gelmesi gerektiğini öğrendim. Aslında bu yıl oldukça fazla şey öğrendim. Hazır yıl sonuna da yaklaşırken tecrübeleri sırtımızda taşıdığımız çuvallarımıza iyice yerleştirip bir sonrakiler için yer açmamız gerekiyor.
Bu yılki en büyük tecrübem ise bir insan ilişkisinin sonuna nasıl nokta konur'a dair oldu. Noktanın gerekliliği aşikardı, insanlar da bunun farkındaydı. Ama yıllar kadar çok virgül vardı ortada, üç değil üç bin noktalar konulmuştu diyalogların sonuna...
Artık cümleler öyle uzamıştı öyle anlamını yitirmişti ki nokta koymaktan başka çözüm kalmamıştı adeta. Yüklemler öznelerini kaybetmiş, özneler başını alıp gitmiş noktalama işaretleri yalnız kalmıştı ortada. Nokta yetişti bu cümlelerin imdadına.
Sona gelindiyse bunca yıl sonra, açık sözlü olmak gerek her türlü duyguda. İşte o anda anladım açık sözlülüğün, karşındaki insana tamamen dürüst olmanın güzelliğini... Ben hem sevgimi hem hüznümü paylaştım, endişelerimi dile getirip noktamı koydum sonunda. O zaten hep açık sözlüydü bana, geçmişte güzel bir şeyler vardı ve güzel olanlar güzel olarak kalacaktı. Sevgi havada kaybolan bir gaz değildi. İnsanlar sevgilerini de sırtlarındaki çuvallarında saklıyorlardı. Hatta zamanı gelince geri çıkarılıyordu o çuvallardan sevgiler.
Bu sefer ise çuvalın ağzı sonsuza kadar kapanmıştı, daha da açılmazdı. Karşılıklı noktalar konmuştu, bir öykünün daha sonuna gelinmişti.
Alın bakalım Ezginin Günlüğü'nden gelsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder