Anne hasta, terapiler, tedaviler falan onlardan bahsetmeyeceğim. Ama bir de aile içi kavgalar, tartışmalar oluyor ki siz de ailenin çocuğu olarak ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Çünkü ağzınızı açsanız 'sen karışma', açmasanız 'ne duyarsızsın' muhtemel cevaplar arasında.
Akrabalardan hayır yok kimseye maalesef. Zaten bir teyzem bir halam var, bir de bu küçük aile içerisinde onlarla kavga çıktığında ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.
Neyse, şöyle ki annenin hasta olduğunu duyan akraba kalkıp beş saat ötedeki şehrinden bir bakmaya gelmez. Zaten görümce-gelin arası hiçbir zaman süper olmamıştır. Tedavi biter, aylar geçer de akraba anca akıl eder kalkar gelir, bu sefer hasta artık kimseyi görmek istememektedir; çünkü kırgındır. Arada kalan ise babadır. Çünkü akraba onun ablasıdır. Ama babanın ne suçu vardır?
Beşiktaş'ın orta yerinde bas bas bağıran bir anne ile kalakalırsınız. Etrafınıza bakarken hiç bir şey olmuyormuş gibi yapmaya çalışırsınız. Sanki anne kızgın değilmiş, o akrabalar gelmek için geç kalmamışlar, hayat o kadar da kötü değilmiş gibi. Sonra usulca kulaklığınızı takar ve bu dünyada değilmişsiniz gibi yaparsınız. Çünkü benim yaşadığım dünyada anneler kavga etmiyor, akrabalar zamanında kalkıp geliyor, herkes mutlu.
Gürültü patırtı sonrasında ise akrabalarla görüşülür, konuşulur alttan alttan isyanlar yapılır ve mesaj karşı tarafa iletilir. Sonra ise hiçbir şey olmamış gibi hep beraber yemeklere mi çıkılmaz, tatlılar mı yenilmez. Sanki aynı günün sabahında Beşiktaş'ta yaşadığınız olay aslında bir hayal ürünüymüşçesine. Ama böyle hasta psikolojisi bir başka anacığım. Sabahı öyle, akşamı böyle. Akrabalar da bir tuhaf, madem geleceksin zamanında gel, öyle zaten her şey olmuş bitmiş artık ne geliyorsun?
Tüm bugün sonunda herkes yedi içti sohbet etti, biz de yaşadığımız stresle kaldık.
Her ne kadar hiçbir şey olmamış gibi yapmaya çalışsam da sanki tek bir damla daha olsa taşacakmışım gibi hissediyorum. O zamana kadar kulağımda kulaklılar, herkesin mutlu olduğu dünyadayım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder