"Kendini sevilmiyor gibi mi hissediyorsun yoksa?" dedi o muzır mavi gözlerini devirerek. Alınmış numarası yapıyordu karşımda.
"Hayır," dedim "sadece sevildiğimi zaman zaman hatırlamak ve duymak istiyorum". Ben böyleydim işte, tipik bir kadın olmanın göstergesi belki de.. Duymak isterdik biz sevildiğimizi, hangi insan istemez canım? Oysa biliyordum tabii ki beni sevdiğini, bana kızdığında bile gözlerinde görebiliyordum o sevgiyi. Unutuyordum sadece ve kendimi eksik hissediyordum öyle zamanlarda.
Oysa beni şımartmayı iyi biliyordu. Hatta fazla şımartıyor olabilirdi bile. Bazen bana küçük bir kız çocuğuymuşum gibi davranıyordu. Onun karşısında öyleydim aslında, genç ve ne yapacağını şaşırıp eli ayağı birbirine dolanan bir kız çocuğu. Her ne kadar beni şımartmasından büyük keyif duysam ve bazen bu oyuna dudak büzerek ya da kendimce şirinlikler yaparak ayak uydursam da beni küçük bir kız çocuğu olarak değil; aksine tam bir kadın olarak görmesini istiyordum. Sonuçta o benim için olgun, centilmen bir beyefendiydi.
Tüm bunlara rağmen çok zamanımız kalmadığını da biliyordum, o yüzden biraz da her günümüz dolu dolu geçsin istiyor, ayrılık vakti gelmeden daha sonra hatırlayıp gülebileceğimiz yeteri kadar anı biriktirelim istiyordum birbirimize. Belki telefonlaşır ya da modern hayata ayak uydururak mailleşir, mesajlaşır hatta görüşmeli konuşmalar yapardık ileride. Ama hiçbir zaman şu anki kadar yakın olamayacağımız aşikardı. Dostluğumuz devam edecek olsa da yan yana olamayacak olmak beni şimdiden hüzünlendiriyor ama düşünmemeye çalışıyordum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder