Yazmazsam şu an içimdeki duyguları bir şekilde ifade etmediğim için delireceğimi ve pişman olacağımı düşündüm..
Geçen gün televizyonda yine bir türk filmi var.. Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun başrollerde.. 20 dakikasını izleyebildim filmin ancak. İzlemeye başladığımda filmdeki herkes imkansız bir şekilde mutluydu ve her şey güzel gidiyordu. Ediz Hun' la Hülya Koçyiğit el ele parklarda koşuyorlar "Çocuklar kadar şenim sevgilim." replikleri ağızlarda dolanıyordu. Çocukları da annesiyle babasının arasına geçmiş "Bir daha hiç ayrılmayacağız değil mi anne? baba?" diye soruyordu. Ulan, dedim, bu işte bir terslik var her şey bu kadar da güzel olamaz.
Bunu dememle asıl olay ortaya çıktı.. Alsında Ediz Hun' un kötü adamların arasında olduğu, çocuğun gerçek babası olmadığı, ve asıl amacının Hülya Koçyiğit' i öldürüp onun servetine konmak olduğu anlaşıldı. Hah, dedim, şimdi türk filmine benzedin. Tabi filmin sonunda kötü adam, masum kadına aşık oluyor ve kötü amellerinden vazgeçiyordu.
Ben çok fazla iyi giden bir şeyler olunca çok da fazla korkuyorum.. Çocukluğumdan beri izlediğim türk filmleri beynimde kocaman yer kaplıyor olsa gerek.. Kesin bir terslik var, her şey bu kadar güzel olamaz, düşünceleri beni rahatsız ediyor.
Sevgili editörümden bugün aldığım bir habere göre elinde tam bana göre olan "Secrets to the Grave" adlı, Tami Hoag' ın yazdığı bir gerilim, dedektif romanı varmış. Ben çevireceğim. Şu zamanlarda en çok istediğim şeyin gerçekleşmiş olması..
Ayrıca günümün büyük bir kısmını Onunla geçirmiş ve çok eğlenmiş olmam.. "Çocuklar kadar şenim, sevgilim." diyeceğim de kötü adamlar ortaya çıkar diye korkuyor ve susuyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder