Öyle bir çukura düşmüştü ki bu sefer, çıkmak kolay olmuyor sadece debeleniyordu. Karşıdakinin bir gülümsemesi bir dokunuşu ona dünyayı veriyor olabilirdi belki, ama götürdükleri verdiğinden çok daha fazlaydı.
Böyle bir durumda da yapması gereken tek bir şey vardı; pılısını pırtısını toplayıp oradan uzaklaşmak. İnsan kendini böyle bir güzellikten yoksun koymak istemiyordu tabii ki, burası arzular ile mantığın çakıştığı yerdi. Yapılması gereken belliydi.
Susup uzaklaşırken içinde verdiği savaş büyüktü, çok büyük. Doğruyu seçmek için verdiği çabaların bir gün ona iyilik olarak geri dönmesini umut etmekten başka bir çaresi yoktu. Zaten ya kendisine göre doğruyu seçtiği için iyilik görecekti, ya da hayatı boyunca 'sıkıcı' doğrularla yaşamaya çalıştığı için basit ve sıkıcı bir hayatı olacaktı. O da beklemeye koyuldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder