Yaklaşık 4 ay gibi bir süre beynimde dönüp duran bu sorunun cevabı bir gece de çıkıvermişti. Böyle oluyordu işte çözüm yokmuş gibi görünen tüm soruların cevapları burnumun dibindeydi de büyük bir ısrarla kör numarası yapıyordum. Yanlış noktaya odaklanmıştım. Okuduğum bölümden sonra ne yapacağım ne işe gireceğim' i soruyordum ki asıl sormam gerekenin neyi okumak istiyorum? sorusu olduğunu keşfettim. 4 aydır bu bloğa bin bir çeşit fikirle geldim kafamda yüksek lisansa dair, ama en yere basan fikrim bu oldu sanırım. Eleştiri ve Kültür Çalışmaları isimli bölümden oldukça zevk alacağımı düşünüverdim. Geriye ise bunun için uğraşmak kaldı. Ama zor olan kısmı hedefi belirlemekti, hedef olduktan sonra motivasyon sağlanırdı.
Küçük bir adım bile insana bir nebze huzur getiriyordu, en güzeli de buydu. Eğitim hayatındaki fikirler netleştikçe sanki duygu dünyasındaki buğulanma artıyordu. Aralarındaki ters oranın sebebi ise ortalarda değildi. Ahiret günü misali kalabalıktı ortalık; ama iş o köprüden geçmeye gelince herkes tekliyor bir bir azalıyordu nicelik. Keramet nicel olarak az nitelik olarak çok olandaydı ya, kalabalık bu yüzden huzur getirmiyordu bir türlü.
Sağ ve sol omuzlarımızda var mıydı gerçekten melekler, bilmiyordum. Ola ki vardı, son günlerde onların bile kafası karışmıştı. Dememiş miydik her iyiliğin içinde kötülük her kötülüğün içinde iyilik vardır diye, işte o sebeple sevapla günahı çok fazla ayıramaz olmuştuk. Bilemiyor ve bulamıyordum yapılması gerekeni, yalancılıkta da baya geliştirmiştim kendimi. En güzel kendimi kandırıp en güzel kendimle oynayıp yine en güzel kendimle alay ediyordum. Bir şeylerin üzerini kapatmaya çalışarak eremeyecektim ya huzura, gerçekleri dile getirmek için ihtiyacım vardı biraz zamana.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder