Öncelikle hayatımda ilk defa örneğini gördüğüm bir sergiyle başlamak isterim muhabbetime. Duymuşsunuzdur Van Gogh amcanın sergisi geldi yakınlarda. Mayıs'a kadarda burada. Ama bu sergi bildiğimiz sergilerden değil. Bu sergi dijital, yani projektörler ve ekranlar aracılığıyla dijital bir tablonun içinde buluyorsunuz kendinizi.
İçeri girdiğiniz anda nereye hangi ekrana bakacağınıız şaşırıyorsunuz. Karanlık bir salon, duvarlara kolonlara ve yerlere yerleştirilmiş ekranlar ve ekranlarda sürekli değişen tablolar. Van Gogh'un en ünlü tablolarından oluşturulmuş bir koleksiyon ve bu arkadan gelen klasik müzik. Öyle bir müzik ki her bir tabloyla uyum içerisinde ayarlanmış, en klasik müzik sevmeyen insana bile sevdirecek bir müzik.
Bir yandan da tabloların geçtiği ekranların aralarına yerleştirilmiş birkaç ekranda Van Gogh'un aşk, sanat, resimler, şiirler ve yalnızlık üzerine söylediği en güzel sözleri akıyor. İşte içeri girdiğinizde alışma sürecine ihtiyacınız oluyor çünkü tablolara mı bakacaksınız, sözleri mi okuyacaksınız yoksa müziği mi dinleyeceksiniz bilemiyorsunuz... Ama bir süre sonra siz de yere oturmuş ve kendisini bu serginin büyüsüne kaptırmış insanların arasında buluyorsunuz kendinizi ve hatta iki saat boyunca içeride kalıp çıkmak bile istemiyorsunuz. Bir Dali değildi belki benim için ama Van Gogh'un da hayatıma kattıklarını az görmemek gerek...
Neyse gelelim haftanın bir başka kültürle iç içe geçirilen gününe... Yine hayatımda ilk defa yaptığım bir şey: Hamama gitmek. Sultanahmet arkası Cağaloğlu'nda bulunan Cağaloğlu Hamamı'nda bulduk kendimizi. Pek yol yordam bilmeyenler gibi benim de gözüm sürekli etrafta dolanıyor ve içerisinde bulunduğum sistemi anlamaya çalışıyordum. Bir süre sonra iş köpük banyosuna ve masaja geldiğinde ise dünyaya yeni gelmiş gibi bir hafiflik ve bir huzur karşıladı beni.
Hamamda misler gibi olduktan sonra gidilecek yer belliydi: Çemberlitaş'taki Çorlulu Ali Paşa Medresesi ve Türk kahvesi ile elmalı nargile keyfi. Sultanlara layık bir gün geçiriyorduk ve ben ilk defa o semtlerde okuldan ayrı bir sebep için bulunuyor ve sonsuz sevgi duyuyordum bu semtlere. Ardından Gülhane'ye doğru yapılan bir yürüyüş ile son buldu gezimiz.
Bu hafta fark ettim ve hissettim Doğu ile Batı'nın sentezlendiği yerde yaşadığımı. Keyfini çıkarmaya bakmak lazım, zira hepsini bir arada yaşamak herkese kısmet olmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder