Dikkat! Aşırı optimist bir yazıdır!
Başımdan aşağı sıcak sular dökülürken banyoda fark ettim, nötrlüğün dayanılmaz hafifliğini. Sanki ben hiç olmadığım kadar hafif (kilo işini karıştırmayınız), içim de hiç olmadığı kadar temiz ve berraktı. (Bu temizliğin banyo yapıyor olmamla bir alakası olduğunu düşünmeyiniz.)
İçimde sanata, sanatçıya ve doğaya duyduğum aşktan başka bir aşk barındırmadığım şu güzel bahar günlerinde hayatın tadının her zamankinden (hmm çoğu zamankinden) daha keyifli olduğunu hissetmem bana çok şey öğretiyor.
Nötrlüğün güzelliğinin daha önce farkına varamamış olmam ne kadar acıklı! Sabah yataktan kalkarken içimde güzel duygulardan başka bir şey yeşermemesi de bir o kadar sevindirici bir haber, hem benim için hem de içinde bulunduğum ortamlardaki insanların her biri için. Ben kendimi her zamankinden daha özgür her zamankinden daha huzurlu hissederken etrafımda neler oluyor peki?
"İnsanlar genellikle ne yaptığını bilmiyor, ne tür bir kafes olduğunu bilmedikleri berbat bir kafeste yaşıyorlar." diyor Van Gogh tüm gerçeği suratımıza vurarak. Bilmezdim etrafımızdaki dört duvarı aslında kendimizin yarattığımızı, aslında kimsenin bizi zorla kafese tıkmadığını ama kendi kendimizi kafese tıktığımızı... İşte ben bugünlerde biraz daha kafesimin kapılarını açmış, biraz daha kendi hayatımın kontrolünü ele geçirmiş, biraz daha öyküyle baş başa kalmış gibi hissediyorum kendimi.
Akşam üstü Beşiktaş sahilinde güneşe yüzümüz dönükken dondurma yemek, ders arası keyiflerinin en büyüğü olarak çayınızı yudumlarken çene çalmak, ya da yazın gelmesini ve tabii Okan'ın gelmesini beklemek gibi keyiflerim var benim bu aralar. Hayat keyifli, yaşamasını bilene!
Not: Her şey bu kadar güzel olunca aklıma gelen 'Her şey çok güzel olacak' filminin müziğinden başka bir şey değildi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder