Hep aynı geyiği yapıyorum belki ama geçen sene şu günlerde bambaşka bir ülkenin bambaşka bir şehrinde olduğum gerçeğini kabullenemiyorum. Hayal gibi geliyor, hiç gitmemişim gibi. Yine blog yazmaya aralık sonu başlamıştım. Kış mevsimi verimli geçer bir çok açıdan, o yüzden seviyorum kışı. Sonra kışın sıcak evde oturup elinde sıcak çikolatan müzik dinlemek bir lükstür mesela. Bunu seviyorum. Geçen senenin bu dönemine ait bazı şarkılar var ilginçtir ki hala onları dinliyorum sık sık. jay jay olsun, elliott smith olsun ve leonard cohen olsun, İspanya' daki kışımı onlarla bağdaştırmışım. İnsan oğlu doyumsuz ve nankör ya hani, işte tam öyleyim ben de.
Oradayken burada olma isteği ve buradayken orada olma isteği sıkıntı yaratıyor haliyle.Şimdi tek hedefimiz İzmir' dir. İleri.
Sabah 9'da nispeten boş olan Kadıköy ve Moda sokaklarını seviyorum. Sabah 9' da vapur iskelesine kadar gitmişken okula gitmekten vazgeçip yine kulağımda mp3 üm sokaklarda boş boş dolanmayı seviyorum.
Dertli değil; hüzünlüyüm. Hüznü seviyorum. Dertli insanla hüzünlü insan arasındaki müthiş farkı çok pis geyik yaparak anlatırdım da üşeniyorum. Ah üşengeçliğimi bir kenara bıraksam daha neler neler yapacağım zaten.
Kelime oyunlarıyla gelmeyin bana, ben sıkıntılarımı ve arzularımı dolandırmadan açık açık anlatırım.
30 Aralık 2010 Perşembe
27 Aralık 2010 Pazartesi
dilemma
Tamam, plan belli. Yorgun bir okul çıkışı Kadıköy' ün barlarından birine gidilecek ve birileri görülecektir. Birileri beklemededir. Birilerini görmeye isteklidir de bu kız, bu istek iyi de hissettir. Fakat spor salonunun önünden geçerken karşılaşılacak M. hesaba katılmış mıdır? Hayır, çünkü böyle karşılaşmalar sadece filmlerde olur.
Baştan alıyorum. Okul çıkışı Kadıköy, barlar sokağına doğru yürürken önünden geçtiğim spor salonunun kapısından o anda çıkan M. yi görmek günümü alt üst etmiş olabilir, kabul ediyorum. Ama alt üst etmeyecek gibi değil kendisi. O hayatımda olduğu sürece, bir başkasıyla mutlu olabileceğim fikrine biraz yabancı bakıyorum. Onu hayatımdan çıkarmak mı? Yok, bunu demeyin.
Fiziksel arzularla, duygusal bağların arasında çok kesin ve aşılmaz sınırlar olduğunu düşünmediğimden dolayı, ne zaman neyi hissettiğimi de kestiremiyorum bir süredir ve sanki ikisi birbirine girip beni ikilemlerde bırakıyorlar.
Peki ama tam da iyimser duygularla yaklaştığım bir adamı görmeye giderken, kalp atışlarımı hızlandıran M' yi görmem bir işaret midir acaba? Yani bana birileri, "M. varken başkasını ne yapacaksın be salak?" mı demek istiyor? Cevap bekliyorum.
İlk öpüşme. Yok yok öyle değil, ilk yanaktan öpüşme, masum bir öpüşme. Art niyetsiz. En azından tek taraflı bir şekilde masum. Benim tarafımdan çok da masum olmayabilir. Kola dokunmak.. Basit, sıradan bir kola değmek.. Ama dokunan onun eli, kol benim kolum olunca sanki enerji patlaması yaşanıyor.Dudaklar! Dudaklara odaklan.
"Dudaklardan tanımalıydım." Evet o dudakları nerede görsem tanırım.
Bir eylemin sadece fikrinin yanlış olduğunu düşündüğüm için, kendimi yanlış hissetmeye zorladığımı bilirim. Kendimi, garip, hatalı ya da farklı hissetmememe rağmen sırf teorik bir şekilde 'kötü' olgusuyla çarpıştığımı bilirim. Yanlış hissetmeye zorlamamalı insan kendini, normal olanı sevmeli ve tadını çıkartmalı.
Rutin ve sıkıcı uzun bir dönemden çıkıp, ikilemlerle ve çeşitli atraksiyonlarla dolu bir döneme girmek.. Hangisi daha iyi bilemedim şimdi.
Not: dudak, beyaz ten, hafif çekik siyah gözler, büyük dudaklar, kahverengi deri ceket, güzel gülümseme, dudak.
Baştan alıyorum. Okul çıkışı Kadıköy, barlar sokağına doğru yürürken önünden geçtiğim spor salonunun kapısından o anda çıkan M. yi görmek günümü alt üst etmiş olabilir, kabul ediyorum. Ama alt üst etmeyecek gibi değil kendisi. O hayatımda olduğu sürece, bir başkasıyla mutlu olabileceğim fikrine biraz yabancı bakıyorum. Onu hayatımdan çıkarmak mı? Yok, bunu demeyin.
Fiziksel arzularla, duygusal bağların arasında çok kesin ve aşılmaz sınırlar olduğunu düşünmediğimden dolayı, ne zaman neyi hissettiğimi de kestiremiyorum bir süredir ve sanki ikisi birbirine girip beni ikilemlerde bırakıyorlar.
Peki ama tam da iyimser duygularla yaklaştığım bir adamı görmeye giderken, kalp atışlarımı hızlandıran M' yi görmem bir işaret midir acaba? Yani bana birileri, "M. varken başkasını ne yapacaksın be salak?" mı demek istiyor? Cevap bekliyorum.
İlk öpüşme. Yok yok öyle değil, ilk yanaktan öpüşme, masum bir öpüşme. Art niyetsiz. En azından tek taraflı bir şekilde masum. Benim tarafımdan çok da masum olmayabilir. Kola dokunmak.. Basit, sıradan bir kola değmek.. Ama dokunan onun eli, kol benim kolum olunca sanki enerji patlaması yaşanıyor.Dudaklar! Dudaklara odaklan.
"Dudaklardan tanımalıydım." Evet o dudakları nerede görsem tanırım.
Bir eylemin sadece fikrinin yanlış olduğunu düşündüğüm için, kendimi yanlış hissetmeye zorladığımı bilirim. Kendimi, garip, hatalı ya da farklı hissetmememe rağmen sırf teorik bir şekilde 'kötü' olgusuyla çarpıştığımı bilirim. Yanlış hissetmeye zorlamamalı insan kendini, normal olanı sevmeli ve tadını çıkartmalı.
Rutin ve sıkıcı uzun bir dönemden çıkıp, ikilemlerle ve çeşitli atraksiyonlarla dolu bir döneme girmek.. Hangisi daha iyi bilemedim şimdi.
Not: dudak, beyaz ten, hafif çekik siyah gözler, büyük dudaklar, kahverengi deri ceket, güzel gülümseme, dudak.
25 Aralık 2010 Cumartesi
Ortaçgil' i sever misiniz? Öyleyse devam.
"bu iş çok zor yonca,
çünkü insanlar yıllar boyunca hiç soru sormadan durur."
Sarı sokak lambalarına gizlenmiş karanlık Moda sokaklarında köşe kapmaca oynayalım mı? Çok zevklidir.
İyiyle kötü her zaman birlikteydi. Hiçbir zaman kontrast oluşturmadılar aslında, tam tersine birlikte hareket ettiler. Oransal farklılıklar vardı sadece aralarında. Ama hiçbir zaman 'temiz' gerçekten temiz olmadı. Kötü ise küçük masumluklar barındırdı içinde, salt bir kötülük söz konusu değildi.
Peki ya çelişkiler? Bu arada kalmalar? Kendinle savaş vermeler? Bunlar ne olacak? Kendimi bembeyaz bir fonda hayal ediyorum. Göz kamaştırıcı bir beyazlık. Beyazdan başka renk yokmuş gibi, nihayetinde tüm renkler beyazdan çıkmıyor mu, geri beyaza dönebilirler o zaman. Dönsünler.
Tutku yeri geldiğinde çok zararlı bir duyguya dönüşüyordu. Kontrolsüz insan olmamak gerekiyordu, oysa ben kontrolsüzün en alası oluyordum kimi zaman. Hep beni kontrol edecek insanlar vardı karşımda, şanslıydım da bu açıdan. Dengeler kurulursa sorun yok demekti. Bilmiyordum ki dengeler narindi ve anında yıkılırlardı. Hayat insana çok şey öğretiyordu.
Tam şu an bir Avrupa kentinde Christmas kutluyor olmak isterdim. O güzel süslemelerin, ışıkların altında kol kola yürüdüğüm insan, çam ağacına hayranlıkla bakan gözler, kilise çanları..
Burada değil de orada olmalıydık.
çünkü insanlar yıllar boyunca hiç soru sormadan durur."
Sarı sokak lambalarına gizlenmiş karanlık Moda sokaklarında köşe kapmaca oynayalım mı? Çok zevklidir.
İyiyle kötü her zaman birlikteydi. Hiçbir zaman kontrast oluşturmadılar aslında, tam tersine birlikte hareket ettiler. Oransal farklılıklar vardı sadece aralarında. Ama hiçbir zaman 'temiz' gerçekten temiz olmadı. Kötü ise küçük masumluklar barındırdı içinde, salt bir kötülük söz konusu değildi.
Peki ya çelişkiler? Bu arada kalmalar? Kendinle savaş vermeler? Bunlar ne olacak? Kendimi bembeyaz bir fonda hayal ediyorum. Göz kamaştırıcı bir beyazlık. Beyazdan başka renk yokmuş gibi, nihayetinde tüm renkler beyazdan çıkmıyor mu, geri beyaza dönebilirler o zaman. Dönsünler.
Tutku yeri geldiğinde çok zararlı bir duyguya dönüşüyordu. Kontrolsüz insan olmamak gerekiyordu, oysa ben kontrolsüzün en alası oluyordum kimi zaman. Hep beni kontrol edecek insanlar vardı karşımda, şanslıydım da bu açıdan. Dengeler kurulursa sorun yok demekti. Bilmiyordum ki dengeler narindi ve anında yıkılırlardı. Hayat insana çok şey öğretiyordu.
Tam şu an bir Avrupa kentinde Christmas kutluyor olmak isterdim. O güzel süslemelerin, ışıkların altında kol kola yürüdüğüm insan, çam ağacına hayranlıkla bakan gözler, kilise çanları..
Burada değil de orada olmalıydık.
23 Aralık 2010 Perşembe
Avaz Avaz
Beynimde avazı çıktığı kadar bağıran insanlar var. En kötüsü, seslerini sadece ben duyabiliyorum. Kendi kendime bağırıp, kendi canımı çıkartıp kendime üzülüyorum. Bütün bunlar olurken, bir ikinci şahıs anlamıyor bile içinde bulunduğum ruh halini. Kimseye çaktırmıyor, rolümü iyi oynuyorum.
Birbirimize ne kadar güçlü görünmeye çalışıyorsak, o kadar güçsüzüz içimizde. Ben ki, duygularımı yüzeyde yaşayan saklamayan biriyken ve buna rağmen güçsüzlüklerimi ört bas etmeye çalışırken, bir başkasından bana zayıflıklarını ve zaaflarını açıklamasını nasıl beklerim?
Evimde ağlayıp, krizler geçirip sonra dolabımdan en son aldığım kıyafetlerimi giyip ve makyajımı yapıp çıkıyorsam evden, sen tabi ki farkında olamazsın yaşadıklarımın. Ne seni ne de bir başkasını suçlamıyorum bunun için. Yine kendimi suçluyorum.
"Çoktular ama yoktular." diye şarkılar söylüyorum bugün yine, dönüp dönüp aynı noktaya gelmekten sıkıldım, hem de çok. Bir senedir gıdam yol almaz mı insan? Bazen almıyor işte.Eski kitaplarımı raflarından çıkarıp çıkarıp okuyorum. Aynı kitabı kaçıncı kez okuyorum kim bilir..
Oysa ben sadece asıl olan' ı istiyorum. Kalp çarpıntısını, baktığımda kelimeleri art arda getirmeyi beceremediğim o güzel suratı istiyorum. Asıl olan' ın etrafında dolanıp duran kuklalarla zaman harcıyor ve asıl olana ulaşamıyorum. Bazen her istediğini elde edemiyor insan.
Zaaflarımız konuşuyor bazen sadece ve biz susuyoruz. Zaafların ve zaaflarım bizi ele geçiriyorlar sonra alevler sarıyor etrafımızı, biz biz olmaktan çıkıyoruz. "Zaaf kötüdür, nokta." dememe rağmen neden vazgeçemiyorum senden?
Son bir isteğim var öyleyse, Moda' yı istiyorum. Kırmızı şarabımı ve denizi istiyorum. Sonra da orada ölmek istiyorum.
Birbirimize ne kadar güçlü görünmeye çalışıyorsak, o kadar güçsüzüz içimizde. Ben ki, duygularımı yüzeyde yaşayan saklamayan biriyken ve buna rağmen güçsüzlüklerimi ört bas etmeye çalışırken, bir başkasından bana zayıflıklarını ve zaaflarını açıklamasını nasıl beklerim?
Evimde ağlayıp, krizler geçirip sonra dolabımdan en son aldığım kıyafetlerimi giyip ve makyajımı yapıp çıkıyorsam evden, sen tabi ki farkında olamazsın yaşadıklarımın. Ne seni ne de bir başkasını suçlamıyorum bunun için. Yine kendimi suçluyorum.
"Çoktular ama yoktular." diye şarkılar söylüyorum bugün yine, dönüp dönüp aynı noktaya gelmekten sıkıldım, hem de çok. Bir senedir gıdam yol almaz mı insan? Bazen almıyor işte.Eski kitaplarımı raflarından çıkarıp çıkarıp okuyorum. Aynı kitabı kaçıncı kez okuyorum kim bilir..
Oysa ben sadece asıl olan' ı istiyorum. Kalp çarpıntısını, baktığımda kelimeleri art arda getirmeyi beceremediğim o güzel suratı istiyorum. Asıl olan' ın etrafında dolanıp duran kuklalarla zaman harcıyor ve asıl olana ulaşamıyorum. Bazen her istediğini elde edemiyor insan.
Zaaflarımız konuşuyor bazen sadece ve biz susuyoruz. Zaafların ve zaaflarım bizi ele geçiriyorlar sonra alevler sarıyor etrafımızı, biz biz olmaktan çıkıyoruz. "Zaaf kötüdür, nokta." dememe rağmen neden vazgeçemiyorum senden?
Son bir isteğim var öyleyse, Moda' yı istiyorum. Kırmızı şarabımı ve denizi istiyorum. Sonra da orada ölmek istiyorum.
21 Aralık 2010 Salı
masum ve beyaz mı? evet, o benim.
Bizler bugüne bugün, Zincir gibi bir barda zorla jay jay çaldırmış insanlarız helal bize.
O değil de yüzümden 'temiz aile kızı' imajı akıyor sanırım, istisnasız herkes mi beni 'temiz, masum ve beyaz' diye nitelendirir? Yok böyle bir şey. İngiliz'i de Türk'ü de, ilk sevgilim de bugün tanıştığım adam da aynı sıfatı kullanıyorsa masumluğum tasdiklenmiş demektir. Teşekkürler.
Gitti mi 100 sayfa, kaldı mı geriye 450 sayfa.. Giden sayfa çok da kalan sayfa da baya çok hani, çevir çevir bitmiyor ulan.
Her pazartesi almanca derslerinden ispanyolca kursuna gitmem gerek deyip yarım saat kadar önce çıkmaya alıştım ya, bugün de kursum bitmiş olmasına rağmen dersten erken çıkmaktan alamadım kendimi. Kursa değil de Kadıköy' e takılmak için erken çıkmak daha hoş oluyormuş.
Facebook Chat' ten nefret ediyorum. Küçük bir yere yazmak zorundasın falan sinir bozucu.
İspanyolca' dan da 10 üzerinden 9' umu alır, havamı da atarım.
Adios amigos.
O değil de yüzümden 'temiz aile kızı' imajı akıyor sanırım, istisnasız herkes mi beni 'temiz, masum ve beyaz' diye nitelendirir? Yok böyle bir şey. İngiliz'i de Türk'ü de, ilk sevgilim de bugün tanıştığım adam da aynı sıfatı kullanıyorsa masumluğum tasdiklenmiş demektir. Teşekkürler.
Gitti mi 100 sayfa, kaldı mı geriye 450 sayfa.. Giden sayfa çok da kalan sayfa da baya çok hani, çevir çevir bitmiyor ulan.
Her pazartesi almanca derslerinden ispanyolca kursuna gitmem gerek deyip yarım saat kadar önce çıkmaya alıştım ya, bugün de kursum bitmiş olmasına rağmen dersten erken çıkmaktan alamadım kendimi. Kursa değil de Kadıköy' e takılmak için erken çıkmak daha hoş oluyormuş.
Facebook Chat' ten nefret ediyorum. Küçük bir yere yazmak zorundasın falan sinir bozucu.
İspanyolca' dan da 10 üzerinden 9' umu alır, havamı da atarım.
Adios amigos.
19 Aralık 2010 Pazar
jay jay.
Hafta sonu var mıydı ki hafta başı geldi? Ben anlamadım bu işi. Haftanın 6 günü okulda geçince böyle oluyor demek.
Beynim sulanma noktasına geldi artık. Politika çevirisi, hukuk çevirisi, roman çevirisi, politika çevirisi, hukuk çevirisi, simultane... Böyle gidiyor yaşam serüvenim. Çok heyecanlı gerçekten(!)
Bir gün, uzun zamandır yapmayı planladığınız buluşmaların, görüşmelerin zamanı gelir. Zamanı gelenden kaçılmaz; aksine tadı çıkarılır.
Formasyon dersleri, S.A. olmasa hayatta çekilmezdi. Yaşamımı bir radde daha çekilebilir kıldığı için kendisine müteşekkirim.
En son aldığım karar; Mart ayında spor salonu üyeliğimi bir yıl daha uzatmak oldu. Bence çok yerinde bir karar oldu.
Bazen en beklenmedik günün en beklenmedik saatinde, en beklenmedik olaylar yaşayıp beklenmedik insanlarla tanışıyoruz. Ben bu 'beklenmedik' kısmını çok sevdim.
İKSV' ye CV mi yollamış bulunmaktayım, beni staja alırlarsa yok benden mutlusu.
Dün oturduğum kafede şarap isteyince, garson kız kimliğimi görmek istedi. Gülüşmeler, espriler yapıldı ardından kimliğimi görünce "ooo 90'lı" dedi sanki orada 60'lı yazıyormuş falan gibi. Gerçi 60'lı bile olsam öyle bir tepki vermezdi. İşte o an "ooo büyümüşüm" diye düşündüm. Hele bugün staj başvurusu yapınca büyüdüğümden emin oldum.
Jay Jay Johanson, benim için İspanya' nın kışıdır. Geçen seneydi, bu dönemlerde Christmas tatili dolayısıyla pek bir yalnız kalmıştım ben uzaklarda. Üstün vardı işte, en güzel şarkıları paylaşırdı benimle. "she doesn't live here anymore" ladır jay jay' in hayatıma girişi. Ah, ne güzel bu adamın sesi. Şimdi ise "alone again" zamanı, dinleyin.
Sevgiler.
Beynim sulanma noktasına geldi artık. Politika çevirisi, hukuk çevirisi, roman çevirisi, politika çevirisi, hukuk çevirisi, simultane... Böyle gidiyor yaşam serüvenim. Çok heyecanlı gerçekten(!)
Bir gün, uzun zamandır yapmayı planladığınız buluşmaların, görüşmelerin zamanı gelir. Zamanı gelenden kaçılmaz; aksine tadı çıkarılır.
Formasyon dersleri, S.A. olmasa hayatta çekilmezdi. Yaşamımı bir radde daha çekilebilir kıldığı için kendisine müteşekkirim.
En son aldığım karar; Mart ayında spor salonu üyeliğimi bir yıl daha uzatmak oldu. Bence çok yerinde bir karar oldu.
Bazen en beklenmedik günün en beklenmedik saatinde, en beklenmedik olaylar yaşayıp beklenmedik insanlarla tanışıyoruz. Ben bu 'beklenmedik' kısmını çok sevdim.
İKSV' ye CV mi yollamış bulunmaktayım, beni staja alırlarsa yok benden mutlusu.
Dün oturduğum kafede şarap isteyince, garson kız kimliğimi görmek istedi. Gülüşmeler, espriler yapıldı ardından kimliğimi görünce "ooo 90'lı" dedi sanki orada 60'lı yazıyormuş falan gibi. Gerçi 60'lı bile olsam öyle bir tepki vermezdi. İşte o an "ooo büyümüşüm" diye düşündüm. Hele bugün staj başvurusu yapınca büyüdüğümden emin oldum.
Jay Jay Johanson, benim için İspanya' nın kışıdır. Geçen seneydi, bu dönemlerde Christmas tatili dolayısıyla pek bir yalnız kalmıştım ben uzaklarda. Üstün vardı işte, en güzel şarkıları paylaşırdı benimle. "she doesn't live here anymore" ladır jay jay' in hayatıma girişi. Ah, ne güzel bu adamın sesi. Şimdi ise "alone again" zamanı, dinleyin.
Sevgiler.
16 Aralık 2010 Perşembe
her yerde huni var.
Son bir kaç gündür öyle garip insanlar gördüm ki.. Her seferinde de "vay be ne garip insanlar var şu dünyada" cümlesini kurdum. Vapurda telefonundan arabesk müziğini açıp şarkıya kendisi de söylediği bir şiirle eşlik edenler mi dersiniz(arabeske lafım yok da o kalitesiz bir arabeskti yani ondan), minibüste telefonla konuşurken telefonu hoparlöre alan ve karşıdaki kadınla olan konuşmasını tüm minibüse dinletenler mi dersiniz, ki o konuşmanın içeriğinden bahsetmek pek istemiyorum "Evdeki, dayısına gitti sen gel gel bu gece bana gel, yok yarın değil bu gece gel sen." gibi cümleler vardı ama evet, en bombası ise gerçekten bizim sınıftaki 65 yaşındaki kadındı. Kendisini severim aslında ama dün gece öyle muhabbetler oldu ki mekanı terk etmek istedim. Korkumun doruğa ulaştığı cümle "Benim çok hoş bayan arkadaşlarım da var ama maalesef lezbiyen değilim." oldu. Ne oluyor bu insanlara kuzum? Normal kimse yok mu etrafta?
Dün kilisede bir konsere katıldım. Büyük bir zevkle Meryem ana için söylenen şarkıları dinledim. Her yer İspanyol kaynıyordu, kendimi İspanya' da hissettim adeta. İspanyolca kursunun bitişini de böyle kutladık. Bitişi derken, Mart' a kadar falan yani.
Yapmam gereken ödevleri ve çevirileri düşünmek ve stres yapmaktan faaliyete geçemiyorum. Mesela şu an türk kahvemi içip pink floyd' umu dinlerken bloğumu yazıyorum. Zevkli bir aktiviteden ödeve geçmek zor geliyor, zor.
Bugün yüzünde öyle alaycı bir ifade vardı ki "Naber?" derken, sanki "Bugün ağlamıyor musun ya?" diye sorar gibiydi. Ben de ona aynı alaycı ifadeyle cevap verdim gerçi. O da haklı karşısında ağlayan 20 yaşında bir kız görmek hobilerinin arasında değildir herhalde. Ama o alaycı ifadesi bile öyle güzeldi ki, kızmak bir yana sırf o ifadeyi görmek için benimle hep alay etmesine razıyım. 25 Aralıktaki partide onu yanında bir başka şahısla görürsem işte o zaman en başta anlattığım vapurda telefonundan arabesk müzik açıp kendisi de bağıra bağıra eşlik eden abiye döneceğim, bunu da buraya yazıyorum.
Dün kilisede bir konsere katıldım. Büyük bir zevkle Meryem ana için söylenen şarkıları dinledim. Her yer İspanyol kaynıyordu, kendimi İspanya' da hissettim adeta. İspanyolca kursunun bitişini de böyle kutladık. Bitişi derken, Mart' a kadar falan yani.
Yapmam gereken ödevleri ve çevirileri düşünmek ve stres yapmaktan faaliyete geçemiyorum. Mesela şu an türk kahvemi içip pink floyd' umu dinlerken bloğumu yazıyorum. Zevkli bir aktiviteden ödeve geçmek zor geliyor, zor.
Bugün yüzünde öyle alaycı bir ifade vardı ki "Naber?" derken, sanki "Bugün ağlamıyor musun ya?" diye sorar gibiydi. Ben de ona aynı alaycı ifadeyle cevap verdim gerçi. O da haklı karşısında ağlayan 20 yaşında bir kız görmek hobilerinin arasında değildir herhalde. Ama o alaycı ifadesi bile öyle güzeldi ki, kızmak bir yana sırf o ifadeyi görmek için benimle hep alay etmesine razıyım. 25 Aralıktaki partide onu yanında bir başka şahısla görürsem işte o zaman en başta anlattığım vapurda telefonundan arabesk müzik açıp kendisi de bağıra bağıra eşlik eden abiye döneceğim, bunu da buraya yazıyorum.
12 Aralık 2010 Pazar
my heart is open to you.
Hiç karşınızdaki insanın yüzüne "Let me kiss you ulan!" diye bağırmak istediniz mi? Ben ara ara istiyorum. Yapamıyorum o ayrı tabi.
Annem bana "İlk defa gerçekten yakışıklı birinden hoşlanıyorsun." dedi. Annemin beğenisini almak bir onur ve gururdur efenim.
Spor hocam bira içme votka iç, dedi. Ben votka içmem; şarap içerim, dedim. Güzel, dedi.
Bugün çevirilerimi bitirdikten sonra biraz boş zamanım kaldı, ben o boş zamanı yadırgadım.
Bu çarşamba ispanyolca kursum bitiyor! Sonsuza kadar olmasa da Marta kadar bitiyor. Haftada 10 saat kazanacağımı düşünürsek ben o 10 saatin yarısını spora, yarısını da çeviriye ayırırsam süper olacak. Hesaplara gel yalnız.
Oğlum insanın sevgili olması bir dert, olmaması bir dert. Erkek milleti genel olarak öküzlüğün sınırlarını zorlayıp öyle doğumgünü gibi özel günleri hatırlayamadıklarından kadın bünyesinde sıkıntı oluşturuyorlar. Bunlar kadın, ilgi ister, özen ister demiyorlar. İşte böyle zamanlarda oh be kafam rahat, diyebiliyorum.
Geçen gün spor salonunda bir başka spor hocası "Sporu kadınlara benzetiyorlar 4,5 gün ilgi vermeyince nasıl kadın ilgi isteytip küsüyorsa spor da öyledir." dedi. Ben fazla sesli kahkaha atıp "valla doğru" dedim. M. ise benim kahkahama, kahkaha attı. Yerim.
Geçen hafta İ.K ile toplu taşıma araçlarında fazla sesli güldük diye kaç kere uyarıldık bilmiyorum. Gören de çok mutluyum falan sanacak.
Not1: Cengiz Han' ı sevmedim, sevemedim.
No2: Şunu dinle; Morrissey- Let me kiss you
"Close your eyes, and think of someone, you physically admire,
and let me kiss you, let me kiss you..
but then you open your eyes, and you see someone, that you physically despise
but my heart is open
my heart is open to you.."
Annem bana "İlk defa gerçekten yakışıklı birinden hoşlanıyorsun." dedi. Annemin beğenisini almak bir onur ve gururdur efenim.
Spor hocam bira içme votka iç, dedi. Ben votka içmem; şarap içerim, dedim. Güzel, dedi.
Bugün çevirilerimi bitirdikten sonra biraz boş zamanım kaldı, ben o boş zamanı yadırgadım.
Bu çarşamba ispanyolca kursum bitiyor! Sonsuza kadar olmasa da Marta kadar bitiyor. Haftada 10 saat kazanacağımı düşünürsek ben o 10 saatin yarısını spora, yarısını da çeviriye ayırırsam süper olacak. Hesaplara gel yalnız.
Oğlum insanın sevgili olması bir dert, olmaması bir dert. Erkek milleti genel olarak öküzlüğün sınırlarını zorlayıp öyle doğumgünü gibi özel günleri hatırlayamadıklarından kadın bünyesinde sıkıntı oluşturuyorlar. Bunlar kadın, ilgi ister, özen ister demiyorlar. İşte böyle zamanlarda oh be kafam rahat, diyebiliyorum.
Geçen gün spor salonunda bir başka spor hocası "Sporu kadınlara benzetiyorlar 4,5 gün ilgi vermeyince nasıl kadın ilgi isteytip küsüyorsa spor da öyledir." dedi. Ben fazla sesli kahkaha atıp "valla doğru" dedim. M. ise benim kahkahama, kahkaha attı. Yerim.
Geçen hafta İ.K ile toplu taşıma araçlarında fazla sesli güldük diye kaç kere uyarıldık bilmiyorum. Gören de çok mutluyum falan sanacak.
Not1: Cengiz Han' ı sevmedim, sevemedim.
No2: Şunu dinle; Morrissey- Let me kiss you
"Close your eyes, and think of someone, you physically admire,
and let me kiss you, let me kiss you..
but then you open your eyes, and you see someone, that you physically despise
but my heart is open
my heart is open to you.."
11 Aralık 2010 Cumartesi
merhaba ben öykümsü, bugün spor salonunda ağladım.
Hani bazen her şey üst üste gelir,moraliniz bozulmuştur, ağlamak için yer ararsınız ve olabilecek en saçma durumda, en saçma mekanda ağlamaya başlarsınız ya işte ben bugün o ağlama işlemini spor salonumda yaptım. Evet, resmen spor salonunda oturup ağladım. Tabi karşımdaki spor hocam bir hayli şaşırdı bu duruma; ama soğuk kanlılığını koruyarak beni teselli edici sözler söyledi, kendi hayatından örnekler verdi falan sağ olsun.
Tamam, ben böyle şakalara falan çabuk kanan bir insanım orası kesin, bunun da farkındayım. Mesela bir gün hukuk dersinde çeviri yaparken her gördüğümüz yere büyük bir zevkle "işbu" dediğimiz için, hocamız "işbu" kelimesi yasaklandı artık kullanılmıyor dedi ve ben inandım. Alay ettiler benle hep.
Geçen gün bir hocaya, 'öğretmenim' dedim. Sonra kendime şaşırdım, arkadaşım bana şaşırdı falan. Öğretmenim' i en son orta okulda söylemişimdir herhalde. Bir de Hayat Bilgisi dizisi zamanında, Perran Kutman sürekli "Hoca camide." diyordu ya o zamanlar işte.
Zorunlu kesintilerden sonra Moğollarla olan ilişkimize kaldığımız yerden devam ediyoruz, sayfa 55. Geriye kaldı 495.
Öldürücü sıcakta pişmek mi, öldürücü soğukta donmak mı iyi, ben bilemedim. İkisinde de ölüyoruz.
Not: Spor hocamın bana bugün söylediği "Ben başka kimseyle seninle ilgilendiğim kadar ilgilenmiyorum, sana özel programlar hazırlıyorum,seni kontrol ediyorum sürekli farkında değil misin?" laflarını öyle bir yordum ki kafamda... Çok pis oldu.
Tamam, ben böyle şakalara falan çabuk kanan bir insanım orası kesin, bunun da farkındayım. Mesela bir gün hukuk dersinde çeviri yaparken her gördüğümüz yere büyük bir zevkle "işbu" dediğimiz için, hocamız "işbu" kelimesi yasaklandı artık kullanılmıyor dedi ve ben inandım. Alay ettiler benle hep.
Geçen gün bir hocaya, 'öğretmenim' dedim. Sonra kendime şaşırdım, arkadaşım bana şaşırdı falan. Öğretmenim' i en son orta okulda söylemişimdir herhalde. Bir de Hayat Bilgisi dizisi zamanında, Perran Kutman sürekli "Hoca camide." diyordu ya o zamanlar işte.
Zorunlu kesintilerden sonra Moğollarla olan ilişkimize kaldığımız yerden devam ediyoruz, sayfa 55. Geriye kaldı 495.
Öldürücü sıcakta pişmek mi, öldürücü soğukta donmak mı iyi, ben bilemedim. İkisinde de ölüyoruz.
Not: Spor hocamın bana bugün söylediği "Ben başka kimseyle seninle ilgilendiğim kadar ilgilenmiyorum, sana özel programlar hazırlıyorum,seni kontrol ediyorum sürekli farkında değil misin?" laflarını öyle bir yordum ki kafamda... Çok pis oldu.
10 Aralık 2010 Cuma
aşk acısı değil; çiğ köfte acısı.
Böyle kıro bir başlık atmamın elbette geçerli sebepleri var beyler sakin olalım. Bugün sevgili Körü,sırf bir başkasına kokmamak uğruna çiğ köfte yemeyerek hepimize ve çiğ köfteye ihanette bulundu. Bugün yaslıyız. Bugün, bir yıldız kaydı ve hepimiz bir şeyler kaybettik. Bundan sonra her yıl bugün, siyah giyinerek yasımızı tutacağız.
Spontane gezmeleri her zaman severim. Zaten şu planlı programlı sıkıcı hayatımın içinde az da olsa spontane olaylar olmasa sıkıntıdan geberirdim. Dün pek sevgili arkadaşım İ.K. radyo eksenden İKSV Salon' daki Chromatics adlı grubun konserine iki adet bilet kazanmış ve sağ olsun biletini benimle paylaşmaya karar vermiş. Ne grubun adını bilirim, ne de ne tür müzik yaptıklarını ama iş gece beyoğlunda gezmece, Nevizade' de içmece olunca her zaman varım tabi. Konser eh' di işte ama önemli olan gönüller hoş olsun. İKSV yi seviyoruz.
Gerçi konser alanındaki barda, kurmak zorunda kaldığım diyaloğu paylaşınca sizinle benim için üzüleceksiniz. Şöyle oldu;
Kız barda duran Bacardi şişelerini görünce heyecanlanır ve kaç para olduğunu sormak üzere barmene doğru ilerler.
-Bacardi ne kadar acaba? Pek sevimli barmen, kendinden pek emin bir hareketle cevap verir:
-20 lira. Tabi kız yüksek bir fiyat duyacağının bilincindedir ama bu kadarını da tahmin etmemiştir. Hayal kırıklığıyla sorar:
-Peki bira ne kadar?
-8 lira. 33' lük bira için 8 lira mı verecektir kız? Peki hiçbir şey almadan geri gidebilir mi? Maalesef bunu yapamaz ve cevap verir:
-Hmmm, peki ben bir bira alayım o zaman. Birasını alır ve bardan oldukça uzaklara gider. Bacardi hevesi kursağında kalmıştır. En yakın zamanda bir şişe bacardi almayı kafasına koymuştur.
Bir de şu konserlerde önce sevişen, sonra kavga eden, sonra barışmaya çalışarak bir daha sevişen çiftler olmasa hayat daha güzel olacak.
Bugün ilk defa Türkiye' de sangria içtim. Ama emin olun ben kendim yapsam daha güzelini yaparım, o farklı bir şey olmuş sangria olmamış dostlar. Yine de güzel olmuş.
Dört gün görüşmemenin ardından tam onu kafamdan atmışken, perşembe günü spor salonuna gidişimle yeniden canlandı aşkım. Of ulan bu kadar güzel gülümseyecek ne vardı hı? Bu kadar güzel gözlerinin, büyük dudaklarının ve beyaz teninin olması neden? Yarın gelsin, yarın.
Şeytanlarım ve meleklerim kavga halinde, hangisi galip gelecek bilmiyorum ama üzülen ben olmayacağım orası kesin. Pislik yapasım çok var bu aralar.
Bugün Lal' de tam 3 kez çalan Guns and Roses parçası "Don't cry" dır, benim için günün anlam ve önemini belirten şarkı.
Spontane gezmeleri her zaman severim. Zaten şu planlı programlı sıkıcı hayatımın içinde az da olsa spontane olaylar olmasa sıkıntıdan geberirdim. Dün pek sevgili arkadaşım İ.K. radyo eksenden İKSV Salon' daki Chromatics adlı grubun konserine iki adet bilet kazanmış ve sağ olsun biletini benimle paylaşmaya karar vermiş. Ne grubun adını bilirim, ne de ne tür müzik yaptıklarını ama iş gece beyoğlunda gezmece, Nevizade' de içmece olunca her zaman varım tabi. Konser eh' di işte ama önemli olan gönüller hoş olsun. İKSV yi seviyoruz.
Gerçi konser alanındaki barda, kurmak zorunda kaldığım diyaloğu paylaşınca sizinle benim için üzüleceksiniz. Şöyle oldu;
Kız barda duran Bacardi şişelerini görünce heyecanlanır ve kaç para olduğunu sormak üzere barmene doğru ilerler.
-Bacardi ne kadar acaba? Pek sevimli barmen, kendinden pek emin bir hareketle cevap verir:
-20 lira. Tabi kız yüksek bir fiyat duyacağının bilincindedir ama bu kadarını da tahmin etmemiştir. Hayal kırıklığıyla sorar:
-Peki bira ne kadar?
-8 lira. 33' lük bira için 8 lira mı verecektir kız? Peki hiçbir şey almadan geri gidebilir mi? Maalesef bunu yapamaz ve cevap verir:
-Hmmm, peki ben bir bira alayım o zaman. Birasını alır ve bardan oldukça uzaklara gider. Bacardi hevesi kursağında kalmıştır. En yakın zamanda bir şişe bacardi almayı kafasına koymuştur.
Bir de şu konserlerde önce sevişen, sonra kavga eden, sonra barışmaya çalışarak bir daha sevişen çiftler olmasa hayat daha güzel olacak.
Bugün ilk defa Türkiye' de sangria içtim. Ama emin olun ben kendim yapsam daha güzelini yaparım, o farklı bir şey olmuş sangria olmamış dostlar. Yine de güzel olmuş.
Dört gün görüşmemenin ardından tam onu kafamdan atmışken, perşembe günü spor salonuna gidişimle yeniden canlandı aşkım. Of ulan bu kadar güzel gülümseyecek ne vardı hı? Bu kadar güzel gözlerinin, büyük dudaklarının ve beyaz teninin olması neden? Yarın gelsin, yarın.
Şeytanlarım ve meleklerim kavga halinde, hangisi galip gelecek bilmiyorum ama üzülen ben olmayacağım orası kesin. Pislik yapasım çok var bu aralar.
Bugün Lal' de tam 3 kez çalan Guns and Roses parçası "Don't cry" dır, benim için günün anlam ve önemini belirten şarkı.
9 Aralık 2010 Perşembe
yol.
Bazen birine kırılıyorum ve neden kırıldığımı bilmiyorum. Sebebini bilmememe rağmen ya da hatırlayamama rağmen ona uzun süre içim düzelmiyor ve kızgın kalıyorum. Çok saçma değil mi lan? Ama elimden bir şey gelmiyor işte.
Facebook'ta tee ispanyada çekilmiş toplu bir fotoğrafta beni 'melezbebe' diye etiketlemiş birisi. Yapanı bulayım ödül vereceğim, 'çikolata' kelimesini kullanmadan tasvir etmiş, daha ne olsun.
En güzel şey bir cumartesi sabahı dersinizin olmadığınızı öğrenmektir. Bir cumartesi de uyuyayım lan değil mi ama.
Gap'li çocuk sen çok güzelsin ya, İÜ bahçesi de aslında pek bir güzel hani.
Dünyadaki en monoton hayat ödülünü alabilirim ben, evet. Bu monotonluğu bozmak için arada yapılan yaramazlıklar masumdur o zaman değil mi?
Şunu dinle: Replikas-Yol
Bir çiçek uzanıyor, kanlı bedenimden
Kıvrımlarında, kaybolur yalanın.
Facebook'ta tee ispanyada çekilmiş toplu bir fotoğrafta beni 'melezbebe' diye etiketlemiş birisi. Yapanı bulayım ödül vereceğim, 'çikolata' kelimesini kullanmadan tasvir etmiş, daha ne olsun.
En güzel şey bir cumartesi sabahı dersinizin olmadığınızı öğrenmektir. Bir cumartesi de uyuyayım lan değil mi ama.
Gap'li çocuk sen çok güzelsin ya, İÜ bahçesi de aslında pek bir güzel hani.
Dünyadaki en monoton hayat ödülünü alabilirim ben, evet. Bu monotonluğu bozmak için arada yapılan yaramazlıklar masumdur o zaman değil mi?
Şunu dinle: Replikas-Yol
Bir çiçek uzanıyor, kanlı bedenimden
Kıvrımlarında, kaybolur yalanın.
4 Aralık 2010 Cumartesi
çok kırmızı
Boşta kalmış yalnız erkek kadar saçmalayabilen bir başka birey daha var mıdır acaba şu dünyada? Cevap net; yoktur.
Boşta kalmış yalnız kadın tehlikeli ve akıllıca oyunlar kurarken, yalnız erkek saçma cümleler kurar. (feminizmin doruklarında, oyesbebeyim.)
Esmer kadına söylenmeye çalışılan güzel sözlerden biri de "çikolata renkli kadın" dır. Bunu duymak ne kadar hoşuma gitse de bir çok erkekten aynı şeyi duymak bana bir garip geldi. Ne kadar klişesiniz lan? İlla 'çikolata' mı yani? Başka bir tanım bulana ödül var beyler.
Bir gün bir uyansam şarap şişesinde bulsam kendimi. Rakı şişesinde balık olmak yerine şarap şişesinde üzüm falan olsam, rengim çok kırmızı olsa. Güzel olurdu.
Yine bir gün bir uyansam 'beyaz ten' benim olsa.
"Güzelim" dedi. Güzelim' e odaklan. Geri kalan sözcükler neydi? Güzelim' den başka sözcük mü vardı ki? Duyamadım.
Boşta kalmış yalnız kadın tehlikeli ve akıllıca oyunlar kurarken, yalnız erkek saçma cümleler kurar. (feminizmin doruklarında, oyesbebeyim.)
Esmer kadına söylenmeye çalışılan güzel sözlerden biri de "çikolata renkli kadın" dır. Bunu duymak ne kadar hoşuma gitse de bir çok erkekten aynı şeyi duymak bana bir garip geldi. Ne kadar klişesiniz lan? İlla 'çikolata' mı yani? Başka bir tanım bulana ödül var beyler.
Bir gün bir uyansam şarap şişesinde bulsam kendimi. Rakı şişesinde balık olmak yerine şarap şişesinde üzüm falan olsam, rengim çok kırmızı olsa. Güzel olurdu.
Yine bir gün bir uyansam 'beyaz ten' benim olsa.
"Güzelim" dedi. Güzelim' e odaklan. Geri kalan sözcükler neydi? Güzelim' den başka sözcük mü vardı ki? Duyamadım.
3 Aralık 2010 Cuma
arabesk
Gözlerim okumaktan ve yazmaktan görmez olmuş artık, aynı sandalyede dört saat kalkmadan oturmaktan kamburum çıkmış sırtım ağrımış. Çeviri ne lanet bir şey oldun sen böyle. Bu şekilde mi yaşayacağım ben peki? Tamam. Bugün resmen sözleşmemi almışım, iş sahibi olmuşum. Bir patronum var ben de bir çalışanım, garip bir his, güzel bir his, çok yorucu. Saatlerini harcayıp hepi topu beş sayfa çevirdiğini fark etmek falan. Dehşet verici. Ama güzel. Kafam da karışmış, hem korkunç hem güzel.
Öyle arabesk hissediyorum ki kendimi, Orhan baba' nın bir şarkısı gibiyim. Acıklıyım, saçma sözlerim var, meyhanelerde rakılarını yudumlarken dinliyor insanlar beni. Ezgilerim güzel ama çok bir anlam ifade etmiyorum. Biraz boş gibiyim, dillere dolanıyorum. Her zaman aşığım. Tüm arabesk şarkılar benim.
Hep arayışında olduğum şeyleri bulamamaktan yakınıyorum. İnsanlardan dertliyim, belli ki terk edilmişim, yeri gelmiş terk etmişim, baya bir sevmişim, aldatılıp aldatmışım, bir zaman tek gecelik ilişki olmuşum, bir zaman evlenmişim, erkek olmuşum, kadın kalmışım, dinlemişim, sonsuza dek susumuşum, gözümden bir damla bile yaş gelmemiş hissizlikten sonra saatlerce ağlamışım. O arayışında olduğum şeyleri bulamamışım.
Bir yandan kafamı dinlemeye zaman ararken, bir yandan düşünmekten korktuğum için memnunum halimden. Ama elbet bir zaman gelecek, düşünmeye vakit olacak.İşte o gün korkunç şeyler olacak.
Öyle arabesk hissediyorum ki kendimi, Orhan baba' nın bir şarkısı gibiyim. Acıklıyım, saçma sözlerim var, meyhanelerde rakılarını yudumlarken dinliyor insanlar beni. Ezgilerim güzel ama çok bir anlam ifade etmiyorum. Biraz boş gibiyim, dillere dolanıyorum. Her zaman aşığım. Tüm arabesk şarkılar benim.
Hep arayışında olduğum şeyleri bulamamaktan yakınıyorum. İnsanlardan dertliyim, belli ki terk edilmişim, yeri gelmiş terk etmişim, baya bir sevmişim, aldatılıp aldatmışım, bir zaman tek gecelik ilişki olmuşum, bir zaman evlenmişim, erkek olmuşum, kadın kalmışım, dinlemişim, sonsuza dek susumuşum, gözümden bir damla bile yaş gelmemiş hissizlikten sonra saatlerce ağlamışım. O arayışında olduğum şeyleri bulamamışım.
Bir yandan kafamı dinlemeye zaman ararken, bir yandan düşünmekten korktuğum için memnunum halimden. Ama elbet bir zaman gelecek, düşünmeye vakit olacak.İşte o gün korkunç şeyler olacak.
1 Aralık 2010 Çarşamba
bir şarap öyküsü.
Şimdi, huzur nedir biliyor musun?
Günlerce arzulanan kırmızı şaraba kavuşma vaktidir. Gülhane Parkı' nda sararmış yaprakların üzerine uzanıp gökyüzünü izleyerek şişesinden kafaya diktiğin kırmızı şaraptır, huzur. Lıkır lıkırdır, doyulmazdır, tehlikelidir. Şarap güzeldir.
Şaraba kavuşma öyküsü bir salı günü sabah saat 7'de yatağından "Bugün şarap içeceğim." diye uyanan kızla başlar. Sabahın köründe insan şarap mı ister, demeyin. İster. Kızın değil içmeye şöyle rahat oturup soluklanmaya zamanı yoktur, ama şarap içmek bu kadar çok arzulanırsa, o gerekli zaman yaratılır.
Gülhane'deki tüm tekelleri gezerek belki de Şarpçı kız ünvanını almışımdır o semtte. Tekelci amcalarla kanka olup bir de istediğim şarabı pazarlıkla ucuza kapınca yoktu benden mutlusu. Yanımda tirbüşonla gezmediğimden - kalem,anahtar gibi malzemeler de işimi görebilirdi- tekelci amcaya açtırdım şarabımı. "Bu saatte mi içeceksiniz?" diye şaşırdı, haklıydı da, saatime baktım daha öğlen 1 olmamıştı. "Eh içecek başka zamanım yok ben de bu arayı buldum anca." diyerek sıvıştım ben tekelden ve Gülhane bahçesine attım kendimi. Gerçekten saat daha bir olmamıştı. Üç saatlik hukuk dersinden yeni çıkmıştım, başım zonkluyordu adeta. Bir sonraki dersimin başlamasına 1 buçuk saat gibi bir zaman vardı. Bana yeterdi de artardı bile.
O iki ders arasında bir şişe şarabımı bitirip okula döndüm. Yoğun bir şarap kokusu da peşimi bırakmıyordu. Bense hiç oralı olmadım. İçmeye zaman yetmişti, ama içmeye şarap yetmemişti. Gülhane' de huzuru bulmuştum ama o huzur bana yetmemişti.
Gülhane ve şarap güzel bir ikili oluşturdu kafamda. En yakın zamanda tekrarlanmalı.
Günlerce arzulanan kırmızı şaraba kavuşma vaktidir. Gülhane Parkı' nda sararmış yaprakların üzerine uzanıp gökyüzünü izleyerek şişesinden kafaya diktiğin kırmızı şaraptır, huzur. Lıkır lıkırdır, doyulmazdır, tehlikelidir. Şarap güzeldir.
Şaraba kavuşma öyküsü bir salı günü sabah saat 7'de yatağından "Bugün şarap içeceğim." diye uyanan kızla başlar. Sabahın köründe insan şarap mı ister, demeyin. İster. Kızın değil içmeye şöyle rahat oturup soluklanmaya zamanı yoktur, ama şarap içmek bu kadar çok arzulanırsa, o gerekli zaman yaratılır.
Gülhane'deki tüm tekelleri gezerek belki de Şarpçı kız ünvanını almışımdır o semtte. Tekelci amcalarla kanka olup bir de istediğim şarabı pazarlıkla ucuza kapınca yoktu benden mutlusu. Yanımda tirbüşonla gezmediğimden - kalem,anahtar gibi malzemeler de işimi görebilirdi- tekelci amcaya açtırdım şarabımı. "Bu saatte mi içeceksiniz?" diye şaşırdı, haklıydı da, saatime baktım daha öğlen 1 olmamıştı. "Eh içecek başka zamanım yok ben de bu arayı buldum anca." diyerek sıvıştım ben tekelden ve Gülhane bahçesine attım kendimi. Gerçekten saat daha bir olmamıştı. Üç saatlik hukuk dersinden yeni çıkmıştım, başım zonkluyordu adeta. Bir sonraki dersimin başlamasına 1 buçuk saat gibi bir zaman vardı. Bana yeterdi de artardı bile.
O iki ders arasında bir şişe şarabımı bitirip okula döndüm. Yoğun bir şarap kokusu da peşimi bırakmıyordu. Bense hiç oralı olmadım. İçmeye zaman yetmişti, ama içmeye şarap yetmemişti. Gülhane' de huzuru bulmuştum ama o huzur bana yetmemişti.
Gülhane ve şarap güzel bir ikili oluşturdu kafamda. En yakın zamanda tekrarlanmalı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)