17 Nisan 2012 Salı

vuslat.

Bahsetmenin zamanı geldi de geçiyor bile... Belki daha önümde 4 buçuk ay var sevdiğim adama kavuşmama ama olsun, İstanbul'a geleceği günü öğrendiğimden beri içim bir kıpır kıpır, sanki kuşlar daha cıvıltılı ötüyor her sabah ve hayat bir başka anlamlı geliyor gözüme. İşte Eylül'ün 19'unda Leonard Cohen'e kavuşacak olmak bende böyle güçlü duygular uyandırıyor.

Çok eski değil son 3 yıldır müzik hayatımın zirvesine oturttuğum ve her gün 'Şu adam gelsin göreyim de sonra yeminlen müzik dinlemeyi bile bıraksam koymaz' diye atıp tuttuğum adam gerçekten geliyor. (Büyük yemin etmişim, farkında değilim.) Konser haberini aldığımda bir süre inanmayıp sonra gerçek olduğunu anlayınca ağlamamak için kendimi zor tuttuğum bir adamdan bahsediyorum burada. Şöyle bir baktım blog yazılarımın en az yüzde 70'inde Cohen'den bahsetmiş ve birçoğunda da zaten şarkısını paylaşmışım. Yakın dostlarıma sevdirerek bu dünyaya daha çok Cohen sever kazandırmışım, sosyal medyadan kendisine olan aşkımı hiç bıkmadan dile getirmişim. Yani onu görmeyi hak etmek için elimden geleni yapmışım gibi duruyor.

Böyle büyük bir sanatçıyla aynı yüz yılda yaşadığım için bile şükrederken, kendisini bizzat göreceğim için ne yapsam, mutluluğumdan düz duvara mı tırmansam bilmiyorum. Peki en çok hangi şarkısını seversin, diye soranlara cevap vermek için düşünüp inanın bir cevap veremiyorum. Her şarkısının bende öyle anıları, öyle manaları var ki... Her bir şarkısı bana öyle aşkları, öyle mutlulukları ve öyle hüzünleri anımsatıyor ki, ayrım yapmam mümkün değil gibi.

Neyse daha fazla lafı uzatmadan, en sevdiğim değil ancak en en güzellerinden bir tanesini daha sunuyorum size. Umarım dinlerken az da olsa benim hissettiğim mutluluğu anlayabiliyorsunuzdur. (Videodaki İspanolca alt yazıyla hiçbir ilgim yoktur, tamamen tesaüf.)

Not: Konser hakkında detaylı bilgi için; http://www.ntvmsnbc.com/id/25336956/



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder