22 Nisan 2011 Cuma

bin bir gece öyküleri.

Garip bir vize haftası geçirildi İÜ' de. Sıfır çalışmayla, çok çalışma arasında pek bir fark olmadığını kanıtlamış olabiliriz bu dönem, geçen dönemin tam tersine. Artık yorulmuş ve yıpranmış olmalıyız ki ders çalışacak takatimiz kalmamış. İnan bana sorun değil, fark etmez.

Bir ben vardır bende benden içeri. Bir değil on ben vardır bende benden içeri. Her biri farklı kafadadır. Hangisi daha ön plandadır hangisi saklar derinlere kendini bilmem. Hangi öykü kime nasıl davranır kimi nasıl görür, insanlar bu bin bir öyküyü nasıl görür dışarıdan bilmem. Bu bin bir öyküler kendi aralarında uzlaşmaya varamaz bazen; ancak şu ana kadar sorunlara bir çözüm hep bulundu, bundan sonra da bulunur.

İstediğini yapan insana hayranım ben. Düşünüp karar veren, tutkusunun peşinden gidene saygım sonsuz. Herkes, toplumun bir kurbanı olmadan zevklerine göre yaşamayı hak ediyor, bunu çok azı başarıyor. Başarmayı kafasına takmış pes etmeyen insanı da ayakta alkışlarım.

Dün gece lise zamanlarında yazdığım bir günlüğümü açıp okumuş bulundum. Yapmaz olaydım. Bir genç nasıl ergenliğinin doruk noktalarına çıkar, nasıl depresyondan depresyona atlar hepsini gözlerime gördüm ve okudum. "Bunları ben yazmış olamam," dediğim sayfalar çoktu. Bu günlük bence derslerde "bir ergenin acı dolu dramı" adlı konu başlığı altında örnek olarak sunulabilir.

Tek bir nokta vardı kafamı allak bullak eden; uzun seneler geçmiş olmasına rağmen bazı sorunlarımı aşamamış olmam beni düşündürdü. Bu durum, bazı sorunların yıllarca çözülemeyebileceklerini belki de hiç bir zaman çözülmeyeceklerini gösterdi.Bu noktada diyecek pek de fazla bir şey kalmadı. Sustum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder