Bugün biraz reklam yapayım dedim. Beyoğlu' ndan Galataya' ya doğru inerken sol tarafta kalan bir kafe, Blogger's Base. İçeri girdiğiniz anda oranın herhangi bir kafe olmadığını anlıyorsunuz. Kde tıpkı bir ev gibi dizayn edilmiş. Kenepesi, televizyonu, müzik çaları, çalışma masası, vitrini, rafları ve raflarında kitapları hatta kenarda sessizce duran bir elektro gitarı bile var bu kafenin. Çünkü bu kafenin sahibi, bu eşyaları baya baya evinden getirmiş, evet. Kendisi ilginç bir insanmış, bugün tanıştık.
Aslında kafeye takılan insanların hepsi bir tuhaf zaten. Tuhaf derken öyle kötü anlamda değil hani sanatla iç içe, belki biraz fazla iç içe insanlar bunlar. Kafaları bir garip insanlar. Neyse, kafede bir kanepeye geçip elinizde kahveniz muhabbete başladığınız an sanki evinizde oturuyormuşsunuz hissi veriyor bu mekan. Kısacası, samimi ve güzel.
Into the Wild ya da 127 Saat gibi filmleri ya da Simyacı gibi bir kitabı okuduktan sonra nasıl gaza geldiğimi çekip gitmek her şeyi bırakmak istediğimi bilirsiniz. İşte bugün o kafede bunları gerçekleştirmiş biriyle tanıştım. Adamın anlattıkları ne kadar doğruydu ne kadar yanlış bilmiyorum, ancak hikayesi şöyle;
Bu adam, iyi bir şirkette genel müdür olarak uzun süre çalışığı iyi yerlere geldikten sonra bir gün bir rahatsızlık geçiriyor ve birden bire artık hayatından stresi çıkarmak istediğine karar veriyor. İşini bırakıyor, her şeyini bırakıyor ve yürümeye başlıyor. O gün bugündür yürüyormuş. Her yere yürüyerek gidermiş. Sokakları yürüyerek harcarmış. Mutluymuş, istediği yaşam şekli buymuş. Kendi kendisine yetermiş, başka hiçbir şeye ihtiyacı yokmuş, paraya bile.
Ütopik gelmiyor mu? Bana geldi. Baya sorguya çektim bu elemanı. Belki özendiğim içindi, bilmiyorum. Benim neden böyle olamadığımdan yakındım bir ara, benim de canım ara ara gitmek istiyordu çünkü! O da bana nasıl yaşıyorsam yaşayayım kendi tercihimi yaşadığımı söyledi. Bu ev, bu okul, bu meslek bu arkadaşlar ve bu yaşam şekli benim tercihimdi. Ben bunları zorunluluktan yaptığımı düşünürken, öyle olmadığını söyledi.
Düşündüm sonra, gerçekten gitmek istesem gidemez miydim? Yeteri kadar istemiyordum demek ki.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder