19 Nisan 2011 Salı

the interpreter.

Elimde kahvem, müziğim, masa lambam falan en güzel mutluluklardan biri bu değil midir? Keyifli bir sözlü çeviri gününün ardından en keyiflisi içilen kahveyle kafa boşaltma eylemidir. (yarın almanca sınavım olduğunu unutuyorum bu arada tabi.) Tıpkı geçen sene eylül sonu gittiğimiz gibi yine bir Yaratıcı Drama Sempozyumu sürmekte iki gündür. Hem de bu sefer Kadir Has da değil de İÜ Rektörlüğünde.

Bu sefer, bu organizasyona geçen seferki gibi mihmandar olarak değil, tamamen çevirmen olarak katıldık. Beyazıt Kampüsü' ne girerken kendimizi İÜ öğrencisi olarak değil, çevirmenler olarak tanıtmamız en zevkli kısımlardan biriydi. Kuul' duk baya. Bu sefer 90 yaşındaki bir dede değil de 65 yaşındaki Norveçli bir amca olan Mr. Eriksson' la çalıştık. İlk ciddi ardıl tecrübemizi kazandık, geldik. İlginç ama her şey çok güzel geçti. Hiçbir sorun yaşamadım ve atölyede drama yaparken çok eğlendim. Zaten Yaratıcı Drama' yı sana bana ona buna öneriyorum, herkesler yapmalı.

Yorucu, bol koşuşturmalı ve çok keyifli bir günün ardından ise yarın almanca sınavının olması naısl br işkencedir? Galiba sınıfça çalışmadık biz bu sınava.(elbet bir iki çalışan vardır, hep vardır onlar.) Tam bir 'kader, kısmet' kafasında olduğum için stres de yapmıyor hala kuul' luğuma devam ediyorum.

Ne olursa olsun insanın sevdiği işi yapması kadar güzel bir şey olamaz şu hayatta.Ondan alınan zevk bambaşka. Dün kabinde eş zamanlı yapan sevgili Rana Hocamızı izlerken suratımda aptal bir gülümseme var idi. Ya da bugün ardıl çeviriye giderken tatlı bir heyecan ile büyük bir sevinç vardı içimde.Çeviri aşkım da olmasa kendimi odun gibi hissederdim sanırım. Sözün özü; herkes sevdiği işi yapsın dostlar. Ancak bu şekilde yaşanır oluyor hayat.

Not: Atölye çevirisinden çıkarken, insanların size gelip "Tebrikler, çok güzel çevirdiniz, çok başarılıydı." demelerinden daha onur verici bir durum söz konusu mudur?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder