Çok stabil bir ruh haline rahip olmadım hiçbir zaman. Hep-hiç arasında uçlarda dans ettim ve araları hep sıkıcı buldum. Yani şöyle; bir şeyi ya çok istedim ya da hiçbir şey istemedim. Birine çok aşık oldum ya da kimseyi yaklaştırmadım yanıma. Ortasını sevmedim ben. Tabii böyle bir kişiliğe sahip olmanın getirisi de ani his artışları ve düşüşleri oluyor kimi zaman. Mesela bir sabah yaşam sevinci doluyken ertesi gün ergenlik günlerinize geri dönüp başınızda kapşonunuz kulaklarınızda kulaklık "bilmemkinden nefret ediyorum, kendimi öldürmek istiyorum" temalı 'anarşit' yapılı şarkılardan birini dinlerken lisenin bahçesinde neredeyse bir hayalet gibi gezdiğiniz günleri aratmayacak bir performans gösteriyorsunuz.
İşte böyle bol gel-gitli günlerim oluyor şu sıralar. Özellikle şu 'hiçbir şeyi' istememe durumu söz konusu geleceğimle ilgili. Kaç yıldır mesleğime deliler gibi sahip çıkarken ve 'çevirmenler görünmez kahramanlardır,' derken bir gün uyanıp 'Ne, çevirmen mi olacağım tüm hayatım boyunca? Bu mu yani? Bu kadar mı, her şey bitti mi?' diye sordum kendime. Belki 4 yılın getirdiği bir yorgunluk var üzerimde, belki 'Mezun oluyoruz ne yapacağız şimdi?' sorusudur diğer tüm bu soruları doğuran. Kafamda geleceğe dair bir boşluk. Bir şey olamamış hissi. Belki erken bunları demek için, ama ne yapmak istediğimi bilmeme duygusu beni delirtmeye yetiyor da artıyor bile işte.
İnsanlar bir şeyler üretiyorlar. Misal kimisi film çekiyor kimisi kitap yazıyor kimisi beste yapıyor. İşte tüm bunları gördüğümde, ee beni bu en çok heyecanlandıran şey ne peki? diye soruyorum. Hatta cevabı almaktan korktuğum için sormuyorum bile. Şu an öyle heyecansızım ki geleceğe karşı, bana gelip '2012'de biliyorsun kıyamet kopuyor öleceğiz' deseler, çıkıp da kimseye 'Aa durun şu işimi tamamlayayım' demem. 'Ha tamam geliyorum hemen.'
Şimdilik bu konu askıda kalsın. Sırf bunu düşünmek için tam 1 ayım olacak final sonrası, gelecekteki Öykü düşünsün onu da. Ayna Terapi'si bilir misiniz? Bilseniz de bilmeseniz de ben bahsedeceğim zaten.
Deli saçması gibi görünebilir ilk duyduğunuzda. Aynanın karşısına geçtiğiniz de ise gerçekten deli gibi hissedeceksiniz kendinizi. Şöyle ki; bir aynanın karşısına geçip oturuyorsunuz ve konuşmaya başlıyorsunuz. Aynayla, yani kendinizle, konuşmaya başlıyor konuştukça açılıp daha önce kendiniz dahil kimseye itiraf etmediğiniz şeyleri anlatıyorsunuz. Tabii ilk terapide çok harika sonuçlar alamayabilirsiniz, ama denemekten vazgeçmiyorsunuz öyle!
İşte ben aynanın karşısına oturup konuştum kendimle. Önce tabir-i caizse deliler gibi kahkaha attım durumun ne kadar saçma olduğunu düşünerek. Daha sonra bir baktım ki 40 dakikadır anlatıp duruyorum bir şeyleri. 40 dakika sonunda daha önce sesli bir şekilde dile getiremediklerimi ifade edebildiğim için olsa gerek- bir de tabii 40 dakika boyunca konuşmaktan- yorgunlukla karışık bir rahatlama oluşuverdi üzerimde. Böyle de güzel bir şey ayna terapisi.
Bu akşam sizlere loş bir odada yaban mersini tütsüsünün kokusu içerisinde ince belli çay bardağımın yanında ve masamdaki lambamın ışığının altından sesleniyorum. Ocak'ta çok ilginç şeyler oldu. Daha da şeyler olacak, söylemedi demeyin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder