Yolun ne tarafında kaldığın fark etmeksizin sonuç aynı; hüsran. Ya toplarsın pılını pırtını başka bir diyara, ya kalırsın pılınla pırtınla zaten yüz yıldır tek başına yaşadığın yerde. İkisinin arasında da yok bir fark görülen hasar oranlarını kıyasladığımızda. Sadece güç ve sabır gibi farklı alanlardaki oran miktarları değişik oluyor bünyelerde. Bilinmiyor beynin içindeki kara kutuda neler döndüğü ya, dile dökülmeden anlaşılmıyor duyulan acılar, rahatlamalar ya da pişmanlıklar. Hatta dile dökülmesine rağmen anlamıyor kimse karşısındakini. Varsa yoksa kendi dediği...
Gökyüzünde dolunayın pırıl pırıl parlayıp şehri aydınlattığı bir gecede bile karanlığa gömülebiliyor insanlar. Böyle zamanlarda yapma'lar aman'lar bir kulaktan giriyor, kaçıyor bir diğerinden sinsice. Sonra geçiyor belli bir zaman; değişiyor kimya, fizik ve coğrafya. Matematik bile daha kolay geliyor artık!
Farklı diyara göç eden de aynı coğrafyada kalan da huzura eriyor belli bir süre, duruma göre ay yıl sonra. İşte tam tehlikenin geçtiği düşünüldüğü anda başlıyor şüpheler, belki'ler, yeniden'ler. Diyar diyar gezip sonra kafasına bir şey takılıp dönen, bulacağını sanıyor evdekini büyük bir heyecanla. Buluyor buluyor da artık başka bir düzende başka insanla. Sonra başlıyor yapma'lar, aman'lar...
Haydi dinleyip hüzünleniniz,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder