Bazen acaba gereğinden fazla şeyi aynı anda mı başarmaya çalışıyorum diye düşünmüyor değilim hani. Normal derslerim, alttan aldığım derslerim, hafta sonu formasyonum, ispanyolca kursum, birde açıköğretim eklenirse.. Gözüm korkuyor bu dönemden. Sadece Ocak ı düşünüyorum. Sömestr da Mü ile eğleneceğimizi düşünüp yaşamaya çalışıyorum işte.
Şu benim 'en fazla' güzel dediğim insanın feysbuk unu bulunca yaşadığım heyecanı daha sonra ise "İlişkisi var." yazsını görünce yaşadığım hayal kırıklığını size anlatamam. Hiç bu kadar çabuk duygu değişimi yaşamamıştım galiba.
Bu akşam Karga'daki Cenk Taner konserine gidemediğimden evimde Kesmeşeker açıp kendi kendime hüzün yaptım. Zaten fazla duygusalım bu aralar dokunmayın sakın.
Bir arkadaşımın diğer adı Ünlü'ymüş. Yazmazsam çatlayacaktım artık, çok sevdim ben bu ismi.
Öyle bir rüya gördüm ki uyanınca vay be ne güzel çekmişler filmi dedim. Bütün deniz hayvanlarının bir günlüğüne insan olduğu, biz insanların da onlara rehberlik yaptığımız ve benim bu balık insanlardan birine aşık olduğum bir rüya. Değişik bir konu, iyi çekimler, beklenmedik bir son falan. İyi rüya görüyorum lan.
Bir arkadaşım da "Sar-hoş et beni." demiş. Fena dememiş bence ya.
Ekim' e geldik de hava hala bir garip. Havadan dolayı ne giyeceğini de şaşırdı insanlar. Mini etekle bot giyenler, şort üstüne kazak giyenler bir garip giyim dolu her yer.
Ekim, bize bol bol güzellikler getir lütfen!
30 Eylül 2010 Perşembe
29 Eylül 2010 Çarşamba
Biz çevirmezsek dünya dönmez!
Galiba bütün hocalar oturmuş konuşmuşlar 'biz bu 3. sınıfların hayatını nasıl mahvederiz?' diye sorup ölümüne ödev vermeye karar vermişler, evet bu olmuş.Daha ilk haftadan nedir bu sayfalarca ödev verme telaşı kuzum? Bir acelemiz mi var ne oluyor? Ha diyorsanız ki geçen 2 senenin acısını çıkartacağız, eyvallah. Az yatmadım hani geçen seneler.
Öyle bir koşuşturmaca ki üç gündür, yorgunluğum gözlerimden, hatta bütün organlarımdan fark ediliyor. O kadar dersten sonra spor salonuna gidilmezmiş meğer, bugün anladım. Hoop diye bayılacağım sanki, öyle bir halsizlik bu bendeki.. Ancak okumam ve çevirmem gereken o kadar çok metin var ki artık uykular bana haram sanırsam. Peki madem.
İ.Ü' ye olan sevgim bir kademe daha arttı! Üniversitemin bahçesini seviyorum, bahçedeki insanları daha bir seviyorum. Bugün daha bir anladım neden insanlar okula derse girmeye değil de bahçede oturmaya geliyormuş. Ben de saatlerce o bahçede oturabilirdim bugün, hiç sorun olmaz valla bak.
Bence bazı insanlar haddinden fazla güzel/yakışıklı. Yani o kadar güzeller ki fazla güzeller işte. Ve bazıları da fazla güzel gülüyor, gülümsüyor. Amma çok 'fazla' dedim; ama resmen fazla yani. Eğer biri gelip sadece "Naber?" dediğinde ben kalp krizi geçiriyor, elimi ayağımı nereye koyacağımı şaşırıyor ve böyle basit bir soruya uzun bir süre cevap veremiyorsam, burada sıkıntı var demektir. Mekanı koşarak terk etmek gerek.
Alpay Erdem' le aramızda, kasarak da olsa ortak bir nokta bulmuş olmanın sevincini yaşıyorum. O kavunlu dondurma sevmiyor; bense kavunlu nargile. Ortak nokta: kavun.
O değilde bugün (3o eylül) Dünya Çevirmenler Günüymüş. Yani benim de bir günüm var!Hatta bu günün bir de sloganı var ki ben çok sevdim: "Biz çevirmezsek dünya dönmez." O kadar mutlu bir olay ki bu.. Neden bu kadar mutlu bilmiyorum ama öyle işte. Hatta ciddi ciddi bu günü kutlayacak insanlar var ve ben de onlardan biri olacağım. Ya bari hediye falan alın insafsızlar, Dünya Çevirmenler Günü mü kutlayın! Tamam, hediye almayın ama ne bileyim bari 'kutlu olsun' deseniz?
Peki lan onu da yapmayın.
Ice Tea Kırmızı meyveli var ya, nasıl da güzel var. Çok güzel yapmışlar ha tiryaki olunur o derece. Koli koli aldım eve ooh her saat başı içerim artık.
Uykusuzluktan gözlerim görmüyor artık. Yarın ki dersin 16.15te olması kadar güzel bir olay olamaz bence. En fazla güzel.
Öyle bir koşuşturmaca ki üç gündür, yorgunluğum gözlerimden, hatta bütün organlarımdan fark ediliyor. O kadar dersten sonra spor salonuna gidilmezmiş meğer, bugün anladım. Hoop diye bayılacağım sanki, öyle bir halsizlik bu bendeki.. Ancak okumam ve çevirmem gereken o kadar çok metin var ki artık uykular bana haram sanırsam. Peki madem.
İ.Ü' ye olan sevgim bir kademe daha arttı! Üniversitemin bahçesini seviyorum, bahçedeki insanları daha bir seviyorum. Bugün daha bir anladım neden insanlar okula derse girmeye değil de bahçede oturmaya geliyormuş. Ben de saatlerce o bahçede oturabilirdim bugün, hiç sorun olmaz valla bak.
Bence bazı insanlar haddinden fazla güzel/yakışıklı. Yani o kadar güzeller ki fazla güzeller işte. Ve bazıları da fazla güzel gülüyor, gülümsüyor. Amma çok 'fazla' dedim; ama resmen fazla yani. Eğer biri gelip sadece "Naber?" dediğinde ben kalp krizi geçiriyor, elimi ayağımı nereye koyacağımı şaşırıyor ve böyle basit bir soruya uzun bir süre cevap veremiyorsam, burada sıkıntı var demektir. Mekanı koşarak terk etmek gerek.
Alpay Erdem' le aramızda, kasarak da olsa ortak bir nokta bulmuş olmanın sevincini yaşıyorum. O kavunlu dondurma sevmiyor; bense kavunlu nargile. Ortak nokta: kavun.
O değilde bugün (3o eylül) Dünya Çevirmenler Günüymüş. Yani benim de bir günüm var!Hatta bu günün bir de sloganı var ki ben çok sevdim: "Biz çevirmezsek dünya dönmez." O kadar mutlu bir olay ki bu.. Neden bu kadar mutlu bilmiyorum ama öyle işte. Hatta ciddi ciddi bu günü kutlayacak insanlar var ve ben de onlardan biri olacağım. Ya bari hediye falan alın insafsızlar, Dünya Çevirmenler Günü mü kutlayın! Tamam, hediye almayın ama ne bileyim bari 'kutlu olsun' deseniz?
Peki lan onu da yapmayın.
Ice Tea Kırmızı meyveli var ya, nasıl da güzel var. Çok güzel yapmışlar ha tiryaki olunur o derece. Koli koli aldım eve ooh her saat başı içerim artık.
Uykusuzluktan gözlerim görmüyor artık. Yarın ki dersin 16.15te olması kadar güzel bir olay olamaz bence. En fazla güzel.
27 Eylül 2010 Pazartesi
pazartesi
Ben bugün kabine girdim. Evet evet, böyle kulaklıklı mikrofonlu olan simultane çeviri kabini. Hatta çeviri bile yaptım. Her ne kadar kısa süreli basit bir çeviri olsa da kabine ilk girişimdi, güzeldi. Çeviriye başlayana kadar kalbim öyle hızlı atıyordu ki daha çeviremeden kalp krizi geçireceğim sandım oysa çeviriye başlayınca geçiyormuş o endişe.
Havanın sabah yağmurlu ve serin öğleden sonra deli gibi sıcak olması ise hayatımızı zorlaştıran en önemli faktörlerden biridir. Ne giyeceğimizi şaşırdık lan, bir öyle bir böyle, adam ol!
Şu başka şehirden gelen öğrencilere de imrenmiyor değilim açıkçası.. Kiminin Ortaköy'de kiminin Cihangir' de evi var.. Arkadaşlarıyla kalıp, kendi yemeklerini yapıp, kendi evlerini temizliyorlar. Her ne kadar içine girince çok da süper bir hayat olmadığını görmüş olsam da yine dışarıdan bakınca imrenmekten kendimi alamıyorum, bir garibim ben.
Bir başkasının mutsuzluğunun beni mutlu ediyor olması çok canice değil mi? Bence öyle. Tamam mutlu ediyor demeyelim de, az biraz hoşnut ediyor diyelim. Maalesef, doğru. Ne kadar zaman geçerse geçsin insandaki "Oh canıma değsin lan! " hissi kaybolmuyor demek ki, kötü.
İ.Ü bence en kalabalık gününü yaşadı bugün. Hep böyle olsan da biz de biraz eğlensek ya! Özellikle şu saatlerce bahçede aynı noktada aynı bankta oturan ancak hiç derse girmeyen konu mankeni tiplere hastayım. Her dersten çıktığımda onlar yerlerinde bulunca bir başka mutlu oluyorum bak.
Bence bugün Pazartesi değil Cuma. Ben bugün o kadar çok derse girdim ki, işte o kadar çok.. Öyle uzun bir gündü ki bütün bir haftaya bedeldi. Pazartesi' den mümkünse Cumartesi' ye atlasak olmaz mı? Hiç mi olmaz ya? Peki.
Beşiktaş'ta "bsg" adlı kafeyi görünce kahkahalarıma engel olamadım. Ama çok komik değil mi? Yoksa sadece bana mı komik geliyor? Yoksa gerçekten bazen çok gereksiz şeylere mi gülüyorum. Ben bir gidip özeleştiri yapayım.
***Ocak' taki İzmir seyahatimin kesinleşmesi, bugün yarın uçak biletlerimi alacak olmam beni hayata bağlayan bir kaç unsurdan biri sanırsam şu günlerde. Gelsin Ocak, Ocak gelsin!
Havanın sabah yağmurlu ve serin öğleden sonra deli gibi sıcak olması ise hayatımızı zorlaştıran en önemli faktörlerden biridir. Ne giyeceğimizi şaşırdık lan, bir öyle bir böyle, adam ol!
Şu başka şehirden gelen öğrencilere de imrenmiyor değilim açıkçası.. Kiminin Ortaköy'de kiminin Cihangir' de evi var.. Arkadaşlarıyla kalıp, kendi yemeklerini yapıp, kendi evlerini temizliyorlar. Her ne kadar içine girince çok da süper bir hayat olmadığını görmüş olsam da yine dışarıdan bakınca imrenmekten kendimi alamıyorum, bir garibim ben.
Bir başkasının mutsuzluğunun beni mutlu ediyor olması çok canice değil mi? Bence öyle. Tamam mutlu ediyor demeyelim de, az biraz hoşnut ediyor diyelim. Maalesef, doğru. Ne kadar zaman geçerse geçsin insandaki "Oh canıma değsin lan! " hissi kaybolmuyor demek ki, kötü.
İ.Ü bence en kalabalık gününü yaşadı bugün. Hep böyle olsan da biz de biraz eğlensek ya! Özellikle şu saatlerce bahçede aynı noktada aynı bankta oturan ancak hiç derse girmeyen konu mankeni tiplere hastayım. Her dersten çıktığımda onlar yerlerinde bulunca bir başka mutlu oluyorum bak.
Bence bugün Pazartesi değil Cuma. Ben bugün o kadar çok derse girdim ki, işte o kadar çok.. Öyle uzun bir gündü ki bütün bir haftaya bedeldi. Pazartesi' den mümkünse Cumartesi' ye atlasak olmaz mı? Hiç mi olmaz ya? Peki.
Beşiktaş'ta "bsg" adlı kafeyi görünce kahkahalarıma engel olamadım. Ama çok komik değil mi? Yoksa sadece bana mı komik geliyor? Yoksa gerçekten bazen çok gereksiz şeylere mi gülüyorum. Ben bir gidip özeleştiri yapayım.
***Ocak' taki İzmir seyahatimin kesinleşmesi, bugün yarın uçak biletlerimi alacak olmam beni hayata bağlayan bir kaç unsurdan biri sanırsam şu günlerde. Gelsin Ocak, Ocak gelsin!
26 Eylül 2010 Pazar
iflah olmaz romantik.
Hafta sonları formasyonum, hafta içleri her gün dersim ve hatta alttan da iki tane fazladan dersim olmasına rağmen içimde garip bir huzur var. Sanki güzel bir şeyler olacak. Olmazsa sinirlenirim ama ona göre.
Bence browni intense' le aramızdaki aşk öyle büyük ki, başka kimselere bir şey hissedememe sebebim bu olabilir. Browni, aşk hayatımı kötü etkiliyorsun çık git. Yok gitme lan, dur. Sensiz yaşayamam.
Yıllardır insanlar benim taşıdığım çantalarla alay etmişlerdir. Direk çantayla değil de içinde taşıdıklarımdan dolayı. Benim çantam nedense hep ağır oluyor. İçine hiçbir şey koymasam da ağır o çanta. Ben de alıştım ağır taşımaya, hafif olunca yadırgıyorum haliyle. Hatta lisede arkadaşlarım, çantamda çok eski kitaplar ya da ceset falan taşıdığımı bile iddia etmişlerdi. Evet evet, ceset. Yıllar geçti ve benim çantam hala ağır. Bazı şeyler hiç değişmiyor lan.
Cemetery Junction diye bir film izledim dün. O filmi izleyince aniden trene atlayıp gitmek istiyor insan. Yanında 'o' olacak, bir de birkaç parça eşya, sonra trene son anda yetişip bilmediğin bir yere gideceksin. Ne zaman döneceğini, ne zaman nerede olacağını sen dahil kimselere bilmeyecek. Filmi izledim, ben de gidecektim de zor tuttular, valla bak.
Mesela bazen çantamdan oradan buradan bisküvi kırıntıları çıkardı. Buna bir son verdim. Artık yarım kalmış bisküvileri bir şekilde yok edip çantama kat'iyen koymuyorum. O kırıntılar sonra ufalanıyor, temizlenmesi imkansız bir duruma geliyor falan. Hadi ama hepinizin başına gelmiştir eminim.
Bizim Kadıköy'deki Karga'da Cenk Taner konseri olması fakat konserin 22'de başlıyor olması nedeniyle benim gidemiyor olmam, beni hüzünlere boğuyor. Kaç gündür bunu düşünmekten uyuyamıyorum. Bir başka zaman bir başka yerde o halde..
Eskiden uyumak için ciddi ciddi koyun saydığımı bilirim. Artık başımı yastığa koyar koymaz geçiyorum kendimden. Demek ki hayat beni gerçekten yormuş ve yaşlandırmış, buradan bunu çıkarttım şimdi.
"Sen iflah olmaz bir romantiksin." dedi ya, işte ben o an bittim.
Bence browni intense' le aramızdaki aşk öyle büyük ki, başka kimselere bir şey hissedememe sebebim bu olabilir. Browni, aşk hayatımı kötü etkiliyorsun çık git. Yok gitme lan, dur. Sensiz yaşayamam.
Yıllardır insanlar benim taşıdığım çantalarla alay etmişlerdir. Direk çantayla değil de içinde taşıdıklarımdan dolayı. Benim çantam nedense hep ağır oluyor. İçine hiçbir şey koymasam da ağır o çanta. Ben de alıştım ağır taşımaya, hafif olunca yadırgıyorum haliyle. Hatta lisede arkadaşlarım, çantamda çok eski kitaplar ya da ceset falan taşıdığımı bile iddia etmişlerdi. Evet evet, ceset. Yıllar geçti ve benim çantam hala ağır. Bazı şeyler hiç değişmiyor lan.
Cemetery Junction diye bir film izledim dün. O filmi izleyince aniden trene atlayıp gitmek istiyor insan. Yanında 'o' olacak, bir de birkaç parça eşya, sonra trene son anda yetişip bilmediğin bir yere gideceksin. Ne zaman döneceğini, ne zaman nerede olacağını sen dahil kimselere bilmeyecek. Filmi izledim, ben de gidecektim de zor tuttular, valla bak.
Mesela bazen çantamdan oradan buradan bisküvi kırıntıları çıkardı. Buna bir son verdim. Artık yarım kalmış bisküvileri bir şekilde yok edip çantama kat'iyen koymuyorum. O kırıntılar sonra ufalanıyor, temizlenmesi imkansız bir duruma geliyor falan. Hadi ama hepinizin başına gelmiştir eminim.
Bizim Kadıköy'deki Karga'da Cenk Taner konseri olması fakat konserin 22'de başlıyor olması nedeniyle benim gidemiyor olmam, beni hüzünlere boğuyor. Kaç gündür bunu düşünmekten uyuyamıyorum. Bir başka zaman bir başka yerde o halde..
Eskiden uyumak için ciddi ciddi koyun saydığımı bilirim. Artık başımı yastığa koyar koymaz geçiyorum kendimden. Demek ki hayat beni gerçekten yormuş ve yaşlandırmış, buradan bunu çıkarttım şimdi.
"Sen iflah olmaz bir romantiksin." dedi ya, işte ben o an bittim.
23 Eylül 2010 Perşembe
türk kahvesi.
Bence mutluluğun en basit yolu türk kahvesi ve lokumdan geçer. Bir de yanında tatlı sucuk varsa düz duvara tırmanırsınız. Gece uyku yok bana o halde.
En korkunç olay ise 2 saat yol gidip Asya' dan Avrupa'ya geçip kıtalar aşıp gittiğiniz okulunuzda ders iptalini öğrenmek olabilir. O an her şey boş gelir mesela. Sonra 'amaan o halde gezelim' der bu korkunç durumu bir nebze güzelleştirmeye çalışırsınız.
Zamanın hızla geçmesine bir örnek daha.. Ben geçen sene tam bugün İspanya' daydım. Ev bakmış, otele yerleşmiş Oviedo' yu gezmiştik. Vay anasını.. Ciddi duygulanıyorum lan. 6 ay her günümü birlikte geçirdiğim, birlikte içtiğim insan bir de İstanbul' a kadar gelip bana haber vermiyor hatta attığım mesaja cevap vermiyor ya işte ona bir sinirleniyorum, kızıyorum..
Şimdiki Öykü' den ne kadar farklıydım geçen sene bugün, ne kadar eksik ne kadar tamdım bilmiyorum ama, hala bir noksanlık hissediyorum nedenini bilmeksizin..
Orda burda karşılaşıp muhabbet ettiğim ispanyollar yahut arjantinliler ise bir başka mutluluk kaynağı benim için. Evet galiba yapmaktan en çok zevk duyduğum eylem ispanyolca konuşmak, buna karar verdim.
Bugün dilime dolanan şarkıyı da öncelikle kendime sonra da birilerine yolluyorum.. O birileri kendilerini bilir.
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle, şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın.
En korkunç olay ise 2 saat yol gidip Asya' dan Avrupa'ya geçip kıtalar aşıp gittiğiniz okulunuzda ders iptalini öğrenmek olabilir. O an her şey boş gelir mesela. Sonra 'amaan o halde gezelim' der bu korkunç durumu bir nebze güzelleştirmeye çalışırsınız.
Zamanın hızla geçmesine bir örnek daha.. Ben geçen sene tam bugün İspanya' daydım. Ev bakmış, otele yerleşmiş Oviedo' yu gezmiştik. Vay anasını.. Ciddi duygulanıyorum lan. 6 ay her günümü birlikte geçirdiğim, birlikte içtiğim insan bir de İstanbul' a kadar gelip bana haber vermiyor hatta attığım mesaja cevap vermiyor ya işte ona bir sinirleniyorum, kızıyorum..
Şimdiki Öykü' den ne kadar farklıydım geçen sene bugün, ne kadar eksik ne kadar tamdım bilmiyorum ama, hala bir noksanlık hissediyorum nedenini bilmeksizin..
Orda burda karşılaşıp muhabbet ettiğim ispanyollar yahut arjantinliler ise bir başka mutluluk kaynağı benim için. Evet galiba yapmaktan en çok zevk duyduğum eylem ispanyolca konuşmak, buna karar verdim.
Bugün dilime dolanan şarkıyı da öncelikle kendime sonra da birilerine yolluyorum.. O birileri kendilerini bilir.
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle, şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın.
22 Eylül 2010 Çarşamba
getting over.
Bazen üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin, başka neler yaşanırsa yaşansın ne tecrübeler edinirsek edinelim bazı olayları aşamıyoruz. Aştığımızı sanıyoruz da kendimizi kandırıyoruz falan.
Mesela uzun zaman düşünmekten kaçınıyoruz, aklımıza gelmesin diye kendimizi semtlerden, müziklerden, filmlerden, insanlardan uzak tutuyoruz. Ama işte oluyor ya bir gün bir yerden,koltuğun arasından küçük bir düğme çıkıyor falan. Sonra hayda otur düşün de düşün.. Bitmek bilmez düşünceler başlasın, esikleri kurcalamalar, 'neden' diye sormalar, kendini, onu, bunu suçlamalar ve daha nice sorunlu eylem..
Bir arkadaşı kaybetmek, bir kavgayı hazmetmek, bir sevgiliyi terk etmek, herhangi bir başarısızlığı sindirmek yahut terk edilmek, aldatılmak mesela küçük düşmek belki de aklınıza gelebilecek komik küçük bir olay olsun, üstünden yıllar geçsin, siz onu unuttuğunuzu sanın.. Sonra hop diye fırlasın o derinlere gömdüğünüz yerden. Yıllar olayları eskitir ama yok edemez, etmeyecek.
Mesela uzun zaman düşünmekten kaçınıyoruz, aklımıza gelmesin diye kendimizi semtlerden, müziklerden, filmlerden, insanlardan uzak tutuyoruz. Ama işte oluyor ya bir gün bir yerden,koltuğun arasından küçük bir düğme çıkıyor falan. Sonra hayda otur düşün de düşün.. Bitmek bilmez düşünceler başlasın, esikleri kurcalamalar, 'neden' diye sormalar, kendini, onu, bunu suçlamalar ve daha nice sorunlu eylem..
Bir arkadaşı kaybetmek, bir kavgayı hazmetmek, bir sevgiliyi terk etmek, herhangi bir başarısızlığı sindirmek yahut terk edilmek, aldatılmak mesela küçük düşmek belki de aklınıza gelebilecek komik küçük bir olay olsun, üstünden yıllar geçsin, siz onu unuttuğunuzu sanın.. Sonra hop diye fırlasın o derinlere gömdüğünüz yerden. Yıllar olayları eskitir ama yok edemez, etmeyecek.
21 Eylül 2010 Salı
nothing is irreversible.
12 saat uyuyan insandan gün boyu hayır gelmez benden söylemesi. En büyük örnek benim işte karşınızda. O kapı çalmasaydı daha da uyurdum da neyse.. Öğlen birdi bilgisayar başına oturup Lost un son sezonu izlemeye başlayalı. Akşam 10 olmuştu sezon bittiğinde. Galiba beynim büyük hasar gördü. Ama Lost u bitirmeliydim. O kadar sezon izledikten sonra öylece duramazdım, bu benim görevimdi. Buraya Lost izlemek için gönderildim. Lan dur yok öyle bir şey, yan etkiler kendini gösteriyor o kadar.
Bence en tehlikeli insan 12 saat uyuduktan sonra 9 saat bilgisayar ekranına durmadan bakan insandır. Kendisine ve etrafındakilere zararı büyüktür. Bir kere kim bilir ne kadar radyasyon yedim bunca saat. Sonra insan tembelleştikçe tembelleşiyor ve mutfağa gidip su içmek büyük bir sorun haline geliyor. İnsanlar adada ışığı kapatıyor, ışığı açıyor, zaman yolculuğu yapıp ölüyorlar falan ben mutfağa gidip su içemiyorum.
En büyük gerginliğim kuaförlerde, kuaför saçımı yaparken onunla konuşmak zorunda kalmamdır. Adam, n'olur ikimizde konuşmasak, sen saçımı kessen ben de susarak izlesem sonra da usulca evime dönsem. Nedir bu soru sorma isteği ha bir de kulağımın dibine fön makinasını koymuşken seni duymamı bekliyorsun ya, işte ona şaşarım en çok. Sırf zorunlu konuşma gerginliği yüzünden kuaförlere gitmez, taksilere binmez oldum. Evden çıkmaz, mutfağa gidip su içemez, mangal yapamaz oldum. İsyanım büyük a dostlar.
Bence en tehlikeli insan 12 saat uyuduktan sonra 9 saat bilgisayar ekranına durmadan bakan insandır. Kendisine ve etrafındakilere zararı büyüktür. Bir kere kim bilir ne kadar radyasyon yedim bunca saat. Sonra insan tembelleştikçe tembelleşiyor ve mutfağa gidip su içmek büyük bir sorun haline geliyor. İnsanlar adada ışığı kapatıyor, ışığı açıyor, zaman yolculuğu yapıp ölüyorlar falan ben mutfağa gidip su içemiyorum.
En büyük gerginliğim kuaförlerde, kuaför saçımı yaparken onunla konuşmak zorunda kalmamdır. Adam, n'olur ikimizde konuşmasak, sen saçımı kessen ben de susarak izlesem sonra da usulca evime dönsem. Nedir bu soru sorma isteği ha bir de kulağımın dibine fön makinasını koymuşken seni duymamı bekliyorsun ya, işte ona şaşarım en çok. Sırf zorunlu konuşma gerginliği yüzünden kuaförlere gitmez, taksilere binmez oldum. Evden çıkmaz, mutfağa gidip su içemez, mangal yapamaz oldum. İsyanım büyük a dostlar.
20 Eylül 2010 Pazartesi
Gitme dur, mangal yaparız belki.
Yasemin kokulu bir yaz akşamında, esmer tenlerden, omuzlardan, boyunlardan kışın soğuğu ortasında kar beyazı vücutlarda bulsak ya kendimizi.
Yeşille başladığımız resmimize biraz mavi biraz sarı katsak da güneş olsa deniz olsa,
Öyle tarihi bir şarap içsek ki, kokusundan sarhoş olsak, ayılamasak yıllarca ve ayıldığımızda çok geç olsa,
Bir kitabı sonundan başlasak okumaya, sonra bütün başlar son olsa,
Jazz dinlerken araya tekno girse sonunda hip hop la çıksak,
Fransa' ya giderken yolumuzu şaşırıp kendimizi İspanya' da bulsak ve dönmesek,
Şu hani güneş varken, aynı anda yağan yağmur olsak, bütün güneşleri kurutsak,
Polisiye okurken araya yanlışlıkla karışan aşk romanı olsak,
Kavga ederken susa kalsak, öyle kahkaha atsak ki gözümüzden yaş gelse,
Güzel olmaz mıydı?
Yeşille başladığımız resmimize biraz mavi biraz sarı katsak da güneş olsa deniz olsa,
Öyle tarihi bir şarap içsek ki, kokusundan sarhoş olsak, ayılamasak yıllarca ve ayıldığımızda çok geç olsa,
Bir kitabı sonundan başlasak okumaya, sonra bütün başlar son olsa,
Jazz dinlerken araya tekno girse sonunda hip hop la çıksak,
Fransa' ya giderken yolumuzu şaşırıp kendimizi İspanya' da bulsak ve dönmesek,
Şu hani güneş varken, aynı anda yağan yağmur olsak, bütün güneşleri kurutsak,
Polisiye okurken araya yanlışlıkla karışan aşk romanı olsak,
Kavga ederken susa kalsak, öyle kahkaha atsak ki gözümüzden yaş gelse,
Güzel olmaz mıydı?
19 Eylül 2010 Pazar
anbean.
Her an aynı güçte hissetmiyor insan kendini. Çok zayıf düştüğü anlar da oluyor. Başaramayacağını düşündüğü olaylar karşısında, çözemeyeceğini sandığı problemler karşısında direnç göstermeyip kaçmayı yeğliyor. Oysa daha önceki başarılarını, daha önce nasıl da güçlü olduğunu bir anımsasa, durum o kadar zor olmayacaktır.
Her an aynı güzellikte doğmuyor gün. Aynı güzellikte de batmıyor bazen. Gözler sadece çirkinlikleri görüyor, hayata lanet ediliyor falan. Belki de bir sonraki gün çok daha güzel çok daha şanslı geçektir. İnsan lanet etmeden önce bir düşünmeli önceki günlerini.
Her an aynı duygular hissedilmiyor. Mutluluk, hüzün, acı, endişe hiç biri sürekli duygular olmuyor. Hatta bazen insan hiçbirini hissetmiyor ki en tehlikelisi de bu olsa gerek.
Her an dönmüyor dünya, bir an duruveriyor. Benim dünyam dururken belki sizinki dönüyor; çünkü her an eşit şartları paylaşmıyoruz biz insan oğulları.
Her an aynı müzik dinlenmiyor, aynı film izlenmiyor, aynı kitap okunmuyor. Dün okuduğunuzu bugün beğenmiyor, bugün dinlediğinizi yarın dinlemiyorsunuz. Yani zevkler her an aynı kalmıyor.
Her an aynı insanlar olmuyoruz. Bir gün geliyor kendimizi tanıyamıyoruz. Etrafımızdakiler bizi şaşırtmaya devam ediyor falan. Değişiyoruz, anbean.
Her an aynı güzellikte doğmuyor gün. Aynı güzellikte de batmıyor bazen. Gözler sadece çirkinlikleri görüyor, hayata lanet ediliyor falan. Belki de bir sonraki gün çok daha güzel çok daha şanslı geçektir. İnsan lanet etmeden önce bir düşünmeli önceki günlerini.
Her an aynı duygular hissedilmiyor. Mutluluk, hüzün, acı, endişe hiç biri sürekli duygular olmuyor. Hatta bazen insan hiçbirini hissetmiyor ki en tehlikelisi de bu olsa gerek.
Her an dönmüyor dünya, bir an duruveriyor. Benim dünyam dururken belki sizinki dönüyor; çünkü her an eşit şartları paylaşmıyoruz biz insan oğulları.
Her an aynı müzik dinlenmiyor, aynı film izlenmiyor, aynı kitap okunmuyor. Dün okuduğunuzu bugün beğenmiyor, bugün dinlediğinizi yarın dinlemiyorsunuz. Yani zevkler her an aynı kalmıyor.
Her an aynı insanlar olmuyoruz. Bir gün geliyor kendimizi tanıyamıyoruz. Etrafımızdakiler bizi şaşırtmaya devam ediyor falan. Değişiyoruz, anbean.
18 Eylül 2010 Cumartesi
Bütün aylar Ocak olsun.
Bir yaz tatilinin sonuna daha geldik. Pazartesi çok sevdiğim okulum başlıyor, nasıl heyecanlıyım anlatamam, hıhı evet. Okulların açılması ile Mü' ye de veda ediyorum. Tamam 'veda' ağır kaçtı; ama hoş duygular barındırmıyorum şu an içimde maalesef. İnsanın bir parçasının uzağa gitmesi, her ne kadar o parçanın mesafe ne olursa olsun size ulaşacağını bilseniz de insana koyuyormuş meğer. Tabi geçici olsa da şu bir aylık sürede biz koşullarımıza alıştık, her hafta görüşmeye, gezmeye tozmaya.. Ama Ocak bir gelsin, işte o zaman ben İzmir'e Mü'ye gideceğim. O zaman her ay Ocak olsun.
Şu son bir ay gerçekten hayatımın en güzel zamanlarındandı. O kadar boş oturarak sıkılarak geçirdiğim yazımın en bir güzel ayıydı. Son bir ayımı güzelleştiren bütün insanlara teker teker teşekkür etmek isterim de zor olur biliyor musun ya. Onlar zaten bilir beni. Ama işte şimdi yazın bitmesi, Mü'nün memleketine geri dönecek olması, okulların açılıyor olması derken beni bir hüzün sarmış sormayın gitsin. Feci Ezginin Günlüğü dinleyip depresyon ortamı hazırlıyorum kendime, biri bana 'dur' desin lan.
Benim anneannemin içine İngiliz kaçmış. Bugün ojelerimin rengini beğenmediğini göstermek için "oeuoow" gibi bir tepki verdi, işte o zaman anladım hamurumuzda İngiliz'lik var bizim sonra anneannemi daha bir çok sevdim. Dünyanın en şeker kadınıdır o laf aramızda.
İspanya' dan sonra ilk defa bu mide bulantısına merhaba dedim. Demek ki İspanya'dan sonra ilk defa bu kadar çok ve karışık içmişim. Zaten 2 gündür erasmus hayatı yaşıyorum. Her şey Üstün'lerdeki geceyle başladı. O geceye zaten ayrıca bir değinmek istiyorum da.. "O son votkayı içmeyecektim." cümlesini kurmamışım bak uzun zamandır, onu anladım. Bir de o mideye dün rakı ve şarap da eklenince işte alın size iğrenç bir karışım, mide hala kendine gelemedi ya zaten.
Olur öyle arada ya, dağıtmak lazım ara sıra.
Yeni bir şeyler başlarken fena geriliyorum. Stresten patlayabilirim bile şu an, yaklaşmayın bana çok.
Şu son bir ay gerçekten hayatımın en güzel zamanlarındandı. O kadar boş oturarak sıkılarak geçirdiğim yazımın en bir güzel ayıydı. Son bir ayımı güzelleştiren bütün insanlara teker teker teşekkür etmek isterim de zor olur biliyor musun ya. Onlar zaten bilir beni. Ama işte şimdi yazın bitmesi, Mü'nün memleketine geri dönecek olması, okulların açılıyor olması derken beni bir hüzün sarmış sormayın gitsin. Feci Ezginin Günlüğü dinleyip depresyon ortamı hazırlıyorum kendime, biri bana 'dur' desin lan.
Benim anneannemin içine İngiliz kaçmış. Bugün ojelerimin rengini beğenmediğini göstermek için "oeuoow" gibi bir tepki verdi, işte o zaman anladım hamurumuzda İngiliz'lik var bizim sonra anneannemi daha bir çok sevdim. Dünyanın en şeker kadınıdır o laf aramızda.
İspanya' dan sonra ilk defa bu mide bulantısına merhaba dedim. Demek ki İspanya'dan sonra ilk defa bu kadar çok ve karışık içmişim. Zaten 2 gündür erasmus hayatı yaşıyorum. Her şey Üstün'lerdeki geceyle başladı. O geceye zaten ayrıca bir değinmek istiyorum da.. "O son votkayı içmeyecektim." cümlesini kurmamışım bak uzun zamandır, onu anladım. Bir de o mideye dün rakı ve şarap da eklenince işte alın size iğrenç bir karışım, mide hala kendine gelemedi ya zaten.
Olur öyle arada ya, dağıtmak lazım ara sıra.
Yeni bir şeyler başlarken fena geriliyorum. Stresten patlayabilirim bile şu an, yaklaşmayın bana çok.
15 Eylül 2010 Çarşamba
kadıköy.
Kafamın içi bağrışmalarla dolu. Bir insanın bir insana bağırmasından daha aptal bir olay varsa iki insanın aynı anda birbirine bağırmasıdır. Çünkü cümlelerimiz havada uçuşurken değil birbirimizin dediklerini kendi dediğimizi bile duymuyorduk, sadece cümle kuruyorduk. Sonra sessizlik geldi. Gözyaşı falan. Sıradan şeyler, normal basit olaylar. Günlük hayatın parçaları işte. Gitmek gerek, çok uzak değil sadece şu dört duvar arasından çıkayım bırakın.
Bazen bazı şeyler çok sizsinizdir ya hani, kendinizi bir şeyle bağdaştırırsınız.. En küçük bir şey, kıyafet, kitap, film ya da bir şarkı.. İşte bunlardan biri Ezginin Günlüğü' nden 'Kadıköy' adlı parçadır. Şarkı, klip, Kadıköy, rıhtım, minibüsler falan derken insan benimsiyor bazı şeyleri. Zaten adı Kadıköy parçanın, başka ne olabilirdi ki? Kadıköy bana ev gibi.
Bazen çok şeyler tutuyoruz içimizde. Söylemiyoruz, söyletmiyoruz. Yeri geliyor acı çekiyoruz ama susuyoruz. Hatta kimi zaman acı çektiriyoruz da yine susuyoruz. Mesela çaba sarf etmiyoruz. "Elimden gelen budur." deyip kenara çekiliyoruz. Hayat bir garip lan. Elimizden aslında çok şey gelir zamanlarda bir şey yapmıyoruz; ama bir gün çok şey yapmayı isteyip harbiden yapamayacağız.
Bugün de size 'Kadıköy' adlı parçayla veda etmek isterim.
"Yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
Geçmem bir daha Kadıköy’den.."
Bazen bazı şeyler çok sizsinizdir ya hani, kendinizi bir şeyle bağdaştırırsınız.. En küçük bir şey, kıyafet, kitap, film ya da bir şarkı.. İşte bunlardan biri Ezginin Günlüğü' nden 'Kadıköy' adlı parçadır. Şarkı, klip, Kadıköy, rıhtım, minibüsler falan derken insan benimsiyor bazı şeyleri. Zaten adı Kadıköy parçanın, başka ne olabilirdi ki? Kadıköy bana ev gibi.
Bazen çok şeyler tutuyoruz içimizde. Söylemiyoruz, söyletmiyoruz. Yeri geliyor acı çekiyoruz ama susuyoruz. Hatta kimi zaman acı çektiriyoruz da yine susuyoruz. Mesela çaba sarf etmiyoruz. "Elimden gelen budur." deyip kenara çekiliyoruz. Hayat bir garip lan. Elimizden aslında çok şey gelir zamanlarda bir şey yapmıyoruz; ama bir gün çok şey yapmayı isteyip harbiden yapamayacağız.
Bugün de size 'Kadıköy' adlı parçayla veda etmek isterim.
"Yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
Geçmem bir daha Kadıköy’den.."
13 Eylül 2010 Pazartesi
insan uyumaz bazen; düşünür.
Ahh beklemek.. İnsanın ömründen ömür götürüyor. Planlar, programlar, hedefler, amaçlar aslında şu an hepsi de birer zırvalıktan ibaret gözümde. Boş, sanki bomboşum. İçimdeki bütün heyecanları, bütün hislerimi ve sinirlerimi aldırmış gibi bir halim var. Galiba uzun bir süredir çok durağan gidiyor bir şeyler, fazla düz fazla renksiz. Tamam alacalı bulacalı da sevmiyorum ben hayatı ama ana ve ara renkler yerlerinde dursalardı en azından ya?! Hissetmiyorum.
Dengesiz insan oğullarıyız bizler. Bir günümüz bir günümüze uymuyor ki.. Değil uymak, bir günümüz diğerinin tamamen zıttı oluyor, o kadar bir dengesiziz. Zaman deseniz insanı yıpratıyor, yoruyor, tembelleştiriyor. Hepimizin belli yükleri var ve o yükler git gide hafifleşmek yerine ağırlaşıyor. Daha ne kadar dayanırız bilmiyorum.
Ha neden bu kadar karamsar bir yazı yazdığımı sorsanız cevabı yine bilemezdim. Tek bildiğim çok da kötü durumlarda olmamamıza rağmen sürekli söyleniyor olduğumuz. İnsanların değerini bilmeyip birbirimizin kuyusunu kazıyoruz, bilmiyoruz ki o kuyuya düşen kendimiz olacağız.
Sözleri sindire sindire dinlenilmesi gereken bir Mfö şarkısını kendime ve Üstün' e yolluyorum.
"Güneş doğar, güneş batar.
Ama insan uyumaz bazen; düşünür..
..
Deniz masmavidir, ne güzel..
Ama insanlar görmez bazen.
Şiirler, şarkılar, masallar..
Ama insanlar duymaz bazen."
Dengesiz insan oğullarıyız bizler. Bir günümüz bir günümüze uymuyor ki.. Değil uymak, bir günümüz diğerinin tamamen zıttı oluyor, o kadar bir dengesiziz. Zaman deseniz insanı yıpratıyor, yoruyor, tembelleştiriyor. Hepimizin belli yükleri var ve o yükler git gide hafifleşmek yerine ağırlaşıyor. Daha ne kadar dayanırız bilmiyorum.
Ha neden bu kadar karamsar bir yazı yazdığımı sorsanız cevabı yine bilemezdim. Tek bildiğim çok da kötü durumlarda olmamamıza rağmen sürekli söyleniyor olduğumuz. İnsanların değerini bilmeyip birbirimizin kuyusunu kazıyoruz, bilmiyoruz ki o kuyuya düşen kendimiz olacağız.
Sözleri sindire sindire dinlenilmesi gereken bir Mfö şarkısını kendime ve Üstün' e yolluyorum.
"Güneş doğar, güneş batar.
Ama insan uyumaz bazen; düşünür..
..
Deniz masmavidir, ne güzel..
Ama insanlar görmez bazen.
Şiirler, şarkılar, masallar..
Ama insanlar duymaz bazen."
11 Eylül 2010 Cumartesi
gittik, geldik.
Yolculuklar sonrası eve dönüşler kesinlikle yalnızlıkları dahil ederler içlerine, o bir kesin.
Yıllar sonrası tren yolculuğu yapmanın da tadı bir başka şimdi. Yemek vagonunda otururken kendi yeri olmasına rağmen gelip karşıma oturan, ben "Ama burası dolu." deyince hiçbir şey demeden kalkıp giden çocuğu bulsam soracağım tek soru "Before Sunrise' ı izledin mi?" olurdu.
Bayram' ı ilk kez bu kadar dolu dolu yaşadım galiba. Ankara, seni sevmiyorum ama sevdiklerimin hatırına katlandım sana. Böyle kalabalık aile olmayı özlemişim. Daha burnumun dibindeki akrabalarımla görüşmezken uzaktakilerle avunmak iyi geliyor.
Kuzenimin çocuğu benim neyim olur bilmiyorum fakat ben o çocuğu galiba sevgimle boğdum. 5 yaşındaki velet bayramımın en eğlenceli kısmını oluşturdu. Yeri geldi evcilik oynadık, yeri geldi sırtımda taşıdım ben onu ama çok bir eğlendim. Annelik içgüdülerimi kabarttı lan bu velet benim.
3 günde 10 kilo almış olabilirim. Tartılmıyorum; çünkü korkuyorum. Acil spor salonuna ziyarete gitmem gerek benim. Dünyanın yemeğini yedik yahu. Bayram denince akla yemek, çikolata falan geliyor tabi. Bu düşünce bizim ailede tamamen genetikmiş onu gördüm.
İstanbul' da yaşayan bir insanı başka hiçbir şehir kesmiyormuş ha. Hepsi böyle küçük köy, kasaba gibi geliyormuş insana. Bir kere Ankara senin hiç şansın yok, denizin yok ulan!
Bir de kuzen güzel şeymiş. Kuzen özlemi çeken bir insan olarak 3 kuzenimin arasına düşünce keyfim yerine geldi, neşelendim. Ben onları yılda bir anca görsem de onlar benim kuzenimdir.
Bayram harçlıkları sayesinde Scorpions için gereken parayı elde etmiş bulunmaktayım bir de babadan iznimi koparsam işte o zaman dünyalar benim olacak!
Yıllar sonrası tren yolculuğu yapmanın da tadı bir başka şimdi. Yemek vagonunda otururken kendi yeri olmasına rağmen gelip karşıma oturan, ben "Ama burası dolu." deyince hiçbir şey demeden kalkıp giden çocuğu bulsam soracağım tek soru "Before Sunrise' ı izledin mi?" olurdu.
Bayram' ı ilk kez bu kadar dolu dolu yaşadım galiba. Ankara, seni sevmiyorum ama sevdiklerimin hatırına katlandım sana. Böyle kalabalık aile olmayı özlemişim. Daha burnumun dibindeki akrabalarımla görüşmezken uzaktakilerle avunmak iyi geliyor.
Kuzenimin çocuğu benim neyim olur bilmiyorum fakat ben o çocuğu galiba sevgimle boğdum. 5 yaşındaki velet bayramımın en eğlenceli kısmını oluşturdu. Yeri geldi evcilik oynadık, yeri geldi sırtımda taşıdım ben onu ama çok bir eğlendim. Annelik içgüdülerimi kabarttı lan bu velet benim.
3 günde 10 kilo almış olabilirim. Tartılmıyorum; çünkü korkuyorum. Acil spor salonuna ziyarete gitmem gerek benim. Dünyanın yemeğini yedik yahu. Bayram denince akla yemek, çikolata falan geliyor tabi. Bu düşünce bizim ailede tamamen genetikmiş onu gördüm.
İstanbul' da yaşayan bir insanı başka hiçbir şehir kesmiyormuş ha. Hepsi böyle küçük köy, kasaba gibi geliyormuş insana. Bir kere Ankara senin hiç şansın yok, denizin yok ulan!
Bir de kuzen güzel şeymiş. Kuzen özlemi çeken bir insan olarak 3 kuzenimin arasına düşünce keyfim yerine geldi, neşelendim. Ben onları yılda bir anca görsem de onlar benim kuzenimdir.
Bayram harçlıkları sayesinde Scorpions için gereken parayı elde etmiş bulunmaktayım bir de babadan iznimi koparsam işte o zaman dünyalar benim olacak!
6 Eylül 2010 Pazartesi
düşün.Mü.yor.um.
Tam da evimde oturup asosyalleşmeye karar vermiştim ki kendimi hayatımın en sosyal günlerinde buldum. Kaç gündür eve sadece akşamları gelip yemek yiyip uyuyuyor, sabahın köründe dışarı çıkıp işime(!) gidiyordum. Çağdaş Drama Derneği' ne buradan teşekkürlerimi iletmek isterim. Bana unutamayacağım güzel günler yaşattı. Bana ilk iş tecrübemi ve onun yanında da bir sürü insan kazandırdı. Cumartesi akşamı konferansın bitme partisi olarak da bizi tekne gezisine çıkardı. İstanbul' un güzelliğine söyleyecek söz yok zaten. Ayrıca akşam 7'den 11' e kadar da yerimizde bir an oturmadan dans edip eğlendik. Sınırsız içki için de ayrıca teşekkür etmek isterim. Her türlü müziğe ayak uydurabilen bir insan olduğum için jazz da çalsa, tekno da çalsa, halay havası da çalsa ayaktaydım. İspanya' dan sonra ilk defa dans ettim galiba. Teşekkürler Türkiye.
Bu arada orta okul toplantılamız Mü' nün burda olması sayesinde hızla devam ediyor. Ankara' daki arkadaş da gelince tam olduk bu hafta sonu; ancak onu bugün şehrine yolculadık yine eksik kaldı bir yanımız. Dün akşam ise kendimi yine sağımda orta okul arkadaşlarım, solumda lise arkadaşım ve karşımda üniversite arkadaşlarımın olduğu karışık bir grup içinde bulup çokça eğlendim, buradan herkese teşekkür etmek isterdim de çok uzun iş lan.
Yine Eylül' e gelmişiz. Neredeyse ben İspanya' ya gideli bir yıl olacak. Zamanın bu gereksiz hızına şaşırıp kalıyorum bazen. Okul açılıyor, dersler, sınavlar derken kapanıyor. Sonra yeniden açılıyor falan. Galiba artık bu döngüden baya sıkıldım. Ha iş hayatı çok mu zevkli olacak? Yoo. Ama yine de artık o kısma geçmek istiyorum.
Ehliyet sınavı sonucumu bugün almış bulunmaktayım. Motordan 95, ilk yardımdan 97 ve trafikten 100 alarak sonuçlarımı "Bu işi hiç ciddiye almıyorsun, sınavı geçemezsen bir daha seni kursa göndermem." diyen ebeveynlerimin gözüne gözüne soktum. Bir daha konuşmazlar umarım. Bir de direksiyonu halledersem..
Fark ettim ki uzun zamandır kulağımda mp3, Kadıköy sokaklarında yürümemişim. Bugün yaptım. Hava da öyle güzel ki! Arada yağmur falan.. Kulağımda Elliot Smith. Bu havalar e.smith havasıdır, nokta.
Artık biraz evimde oturayım diyorum da ne mümkün çarşamba sabahı trenimize binip gidiyoruz gri şehir Ankara'ya. Ondan sonra zaten okullar açılıyor. Ama biraz sakinliğe, sessizliğe, mp3 üme ve Kadıköy-Moda sokaklarında yalnız kalmaya ihtiyacım var benim!
**Ama ama ama, Mü hep burada kalsın, gitmesin hiç. Zaman daralıyor ve benim içime sıkıntılar girmeye başladı bile. Hayır tamam düşünmüyorum, düşünmüyorum, düşünmüyorum.düşün.Mü.yor.um.
Bu arada orta okul toplantılamız Mü' nün burda olması sayesinde hızla devam ediyor. Ankara' daki arkadaş da gelince tam olduk bu hafta sonu; ancak onu bugün şehrine yolculadık yine eksik kaldı bir yanımız. Dün akşam ise kendimi yine sağımda orta okul arkadaşlarım, solumda lise arkadaşım ve karşımda üniversite arkadaşlarımın olduğu karışık bir grup içinde bulup çokça eğlendim, buradan herkese teşekkür etmek isterdim de çok uzun iş lan.
Yine Eylül' e gelmişiz. Neredeyse ben İspanya' ya gideli bir yıl olacak. Zamanın bu gereksiz hızına şaşırıp kalıyorum bazen. Okul açılıyor, dersler, sınavlar derken kapanıyor. Sonra yeniden açılıyor falan. Galiba artık bu döngüden baya sıkıldım. Ha iş hayatı çok mu zevkli olacak? Yoo. Ama yine de artık o kısma geçmek istiyorum.
Ehliyet sınavı sonucumu bugün almış bulunmaktayım. Motordan 95, ilk yardımdan 97 ve trafikten 100 alarak sonuçlarımı "Bu işi hiç ciddiye almıyorsun, sınavı geçemezsen bir daha seni kursa göndermem." diyen ebeveynlerimin gözüne gözüne soktum. Bir daha konuşmazlar umarım. Bir de direksiyonu halledersem..
Fark ettim ki uzun zamandır kulağımda mp3, Kadıköy sokaklarında yürümemişim. Bugün yaptım. Hava da öyle güzel ki! Arada yağmur falan.. Kulağımda Elliot Smith. Bu havalar e.smith havasıdır, nokta.
Artık biraz evimde oturayım diyorum da ne mümkün çarşamba sabahı trenimize binip gidiyoruz gri şehir Ankara'ya. Ondan sonra zaten okullar açılıyor. Ama biraz sakinliğe, sessizliğe, mp3 üme ve Kadıköy-Moda sokaklarında yalnız kalmaya ihtiyacım var benim!
**Ama ama ama, Mü hep burada kalsın, gitmesin hiç. Zaman daralıyor ve benim içime sıkıntılar girmeye başladı bile. Hayır tamam düşünmüyorum, düşünmüyorum, düşünmüyorum.düşün.Mü.yor.um.
3 Eylül 2010 Cuma
still lovin you.
Tam anlamıyla yorgunluktan ölüyorum ve tam anlamıyla mutluyum. Mihmandarlıklarını yaptığım insanlara gönülden bağlandığımı hissettim. Troussov gibi 27 yaşlarında birinden sonra, 77 ve 58 yaşlarında insanlara rehberlik yapmaktan da ayrı bir zevk alıyorum. H.N'yi dedem gibi gördüm, "Dede!" diyerek boynuna sarılmak istedim. Karısı deseniz en favori kankam şu günlerde neler neler konuştuk,çok muhabbet ettik. Geçen gün hayatımın ilk fısıltı çevirisini yaptım. Heyecanlı ve panik dolu dakikalar geçtikten sonra insan o paniği üzerinden atıyorMUŞ. Ama İlk türkçeden çevirinizi yaparken "Şimdi bedeninizi düşünün, mekanik bir şey." cümlesini ingilizceye "Şimdi DEDEnizi düşünün mekanik bir şey." diye çevirip sonra "Hayır hayır dede değil beden diye düzeltmesini yapabiliyormuşsunuz, normalmiş. Başladık bir şeyler yapmaya. Şimdi gerçekten doğru mesleği seçtiğimi anlıyorum. Benim istediğim tam olarak bu ve bunu bilmenin rahatlığı dünyanın en güzel şeyiymiş.
Bugünkü işim bir o kadar zevkli bir o kadar da yorucuydu. Dedemi ve karısını gezdirmeceydi iş. Sultanahmet, Beyazıt, Kadıköy derken baya bir yürüdük gezdik, doyduk İstanbul'a. Eve 9 gibi döndüğümde artık gözlerim kızarmış, bütün gün İngilizce ve Almanca konuşmanın getirdiği yorgunlukla kendimden geçmiştim.Saydım, sabah 10'dan akşam 5'e kadar sadece İngilizce ve Almanca konuştmuşum. Ve şu an Türkçe dahil hiçbir şey dilde istemiyorum. Yazabilirm sorun yok. Ama bu yorgunluğun getirdiği mutluluk da paha biçilemezmiş orası ayrı.
Ah, insanın anlatacak çok şeyi olunca hangisini anlatacağını bilemediğinden çok bir şey anlatamıyormuş. Bir sindireyim de şu günlerin yorgunluğunu ve mutluluğunu önce ondan sonra elbet bahsederim tekrar tekrar, hatta istemediğiniz kadar.
NoT:Scorpions'ın son konseri de 2 Ekimde imiş. Gitsek süper olurmuş. Duy beni MN.
"If we'd go again
All the way from the start,
I would try to change
The things that killed our love.
...
I'm still lovin you."
Bugünkü işim bir o kadar zevkli bir o kadar da yorucuydu. Dedemi ve karısını gezdirmeceydi iş. Sultanahmet, Beyazıt, Kadıköy derken baya bir yürüdük gezdik, doyduk İstanbul'a. Eve 9 gibi döndüğümde artık gözlerim kızarmış, bütün gün İngilizce ve Almanca konuşmanın getirdiği yorgunlukla kendimden geçmiştim.Saydım, sabah 10'dan akşam 5'e kadar sadece İngilizce ve Almanca konuştmuşum. Ve şu an Türkçe dahil hiçbir şey dilde istemiyorum. Yazabilirm sorun yok. Ama bu yorgunluğun getirdiği mutluluk da paha biçilemezmiş orası ayrı.
Ah, insanın anlatacak çok şeyi olunca hangisini anlatacağını bilemediğinden çok bir şey anlatamıyormuş. Bir sindireyim de şu günlerin yorgunluğunu ve mutluluğunu önce ondan sonra elbet bahsederim tekrar tekrar, hatta istemediğiniz kadar.
NoT:Scorpions'ın son konseri de 2 Ekimde imiş. Gitsek süper olurmuş. Duy beni MN.
"If we'd go again
All the way from the start,
I would try to change
The things that killed our love.
...
I'm still lovin you."
Kaydol:
Yorumlar (Atom)