Bir yaz tatilinin sonuna daha geldik. Pazartesi çok sevdiğim okulum başlıyor, nasıl heyecanlıyım anlatamam, hıhı evet. Okulların açılması ile Mü' ye de veda ediyorum. Tamam 'veda' ağır kaçtı; ama hoş duygular barındırmıyorum şu an içimde maalesef. İnsanın bir parçasının uzağa gitmesi, her ne kadar o parçanın mesafe ne olursa olsun size ulaşacağını bilseniz de insana koyuyormuş meğer. Tabi geçici olsa da şu bir aylık sürede biz koşullarımıza alıştık, her hafta görüşmeye, gezmeye tozmaya.. Ama Ocak bir gelsin, işte o zaman ben İzmir'e Mü'ye gideceğim. O zaman her ay Ocak olsun.
Şu son bir ay gerçekten hayatımın en güzel zamanlarındandı. O kadar boş oturarak sıkılarak geçirdiğim yazımın en bir güzel ayıydı. Son bir ayımı güzelleştiren bütün insanlara teker teker teşekkür etmek isterim de zor olur biliyor musun ya. Onlar zaten bilir beni. Ama işte şimdi yazın bitmesi, Mü'nün memleketine geri dönecek olması, okulların açılıyor olması derken beni bir hüzün sarmış sormayın gitsin. Feci Ezginin Günlüğü dinleyip depresyon ortamı hazırlıyorum kendime, biri bana 'dur' desin lan.
Benim anneannemin içine İngiliz kaçmış. Bugün ojelerimin rengini beğenmediğini göstermek için "oeuoow" gibi bir tepki verdi, işte o zaman anladım hamurumuzda İngiliz'lik var bizim sonra anneannemi daha bir çok sevdim. Dünyanın en şeker kadınıdır o laf aramızda.
İspanya' dan sonra ilk defa bu mide bulantısına merhaba dedim. Demek ki İspanya'dan sonra ilk defa bu kadar çok ve karışık içmişim. Zaten 2 gündür erasmus hayatı yaşıyorum. Her şey Üstün'lerdeki geceyle başladı. O geceye zaten ayrıca bir değinmek istiyorum da.. "O son votkayı içmeyecektim." cümlesini kurmamışım bak uzun zamandır, onu anladım. Bir de o mideye dün rakı ve şarap da eklenince işte alın size iğrenç bir karışım, mide hala kendine gelemedi ya zaten.
Olur öyle arada ya, dağıtmak lazım ara sıra.
Yeni bir şeyler başlarken fena geriliyorum. Stresten patlayabilirim bile şu an, yaklaşmayın bana çok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder