7 Kasım 2010 Pazar

çikolata likörüm, frambuazlı çiizkeykim.

Şimdi odamı tasvir etmek gerekirse, önümde sabah kahvaltısından sonra içtiğim türk kahvesi fincanı diğer yanımda yemeğin yanında içtiğim kola kutusu, önümde annemin demin getirdiği schweppes bardağı, dört tane defter iki tane kitap bolca silgi tozu ve karalama kağıdı buruşturulmuş müsfetteler, masa lambası açık, yatağımda yine oraya buraya fırlatılmış kitaplar.. İşte ben bu haldeyim. Yaklaşık iki haftadır bu haldeyim ve hala önümde beş gün var. Beş gün sonra özgürlüğün kapıları açılır veee... Stop.

Oysa şu an öyle çok mutluyum ki, sebebi yarınki simultane dersinin iptali ve dolayısıyla derse gitmeyip evde ders çalışabilecek olmam. Yavaştan sıyırıyorum evet, umrumda mı? Hayır.

Benim annem var ya benim vize-final dönemlerimde dünyanın en iyi annesi oluyor. Keşke hep sınav döneminde olsak. Ney? Yok yanlış oldu.

Eveet bugün de evimizde Avusturya'dan gelen Mozart isimli içkimizi yudumluyoruz. Galiba ailece alkolik olacağız da bu içtiğim kakaolu çikolata likörü var ya... dünyalara bedel. oh.

Biz büyüdük ve kirlendi dünya, demeleri boşa değilmiş. Gerçekten de bir zamanlar daha masummuşuz daha art niyetsiz daha safmışız. Artık değiliz.

2 yorum:

  1. hacı sen böyle evdeki yabancı menşeli ürünleri yudumlamalarını, lokmacıklar almalarını anlatıyorsun ya kafamda sizin evdeki ortamın canlandığı şekil şu şekil: baban leopar desenli röpdöşambırla annen ise üzerinde bir kürkle oturuyor bilesin. sen ise; sen ne haldesin henüz canlanmadı. öperim. sevgiler, saygılar.

    YanıtlaSil
  2. ben de buraya yazdıktan sonra okuyunca aynı şeyi hissettim sonra salona gidip baktım babamın leopar desenli röpdöşambırı var mı diye. Ama yoktu sevgili batul, yoktu işte. Hayal kırıklığı. haha.

    YanıtlaSil