Her şeyin başı kabullenebilmek bence. Mesela düzeni, sistemi, aileyi, ebeveynleri, yenilmeyi, başarısızlığı kabullenebilmek.. Zamanla anladım ki ya kabullenecektim öncelikle karşı çıktığım kavramları ya da sürekli bir tartışma içerisinde olacaktım onlarla. Ya onları sevecektim, ya da hep bir nefret ve isyan duygusu duracaktı yanı başımda. Sanırım nefret ederek ve sürekli savaşarak yaşamaktansa diğer yolu seçtim. Kim nefretle yaşamak ister ki? Özellikle hepimizin istediği toplum tarafından, yakınlarımız tarafından kabul edilip sevilmek iken..
Savaş yorar insanı ve yıpratır. Tamam, savaş kazanıldığında öyle bir zafer getirir ki tüm yorgunluk unutulur; ancak her zaman kazanmak garanti değildir, ve kaybedildiğinde ise bir savaş değil bin savaş kaybetmiş gibi hisseder insan. Ben inandıkları uğruna savaşan insanlardan bahsetmiyorum. İnsanın inandıkları uğruna savaşması bir erdemdir, en nihayetinde. Ben aslında biraz toplumun bir parçası olma isteğinin getirilerinden bahsediyorum. Hadi ama hangimiz toplumu umursamıyoruz içimizde bir yerde?
Cesaret her zaman iyi midir, daima kötü müdür? Çok cesur biri değilim. Nadiren, eğer ulaşmaya çalıştığım şeyi istediğimden gerçekten eminsem ya da buna ihtiyacım varsa işte o zamanlar gözümü karartabiliyorum ancak. Onun haricinde riskten uzak durmaya çalıştığım da aşikar. Bugün bir şeye cesaret ettim. Sonucundan henüz emin değilim. Ya sıçtım batırdım işleri. Ya da iyi güzel bir adım attım ve kendimi gösterdim. Şu an bilmiyorum. Sonuç her ne olursa olsun "İyi ki yapmışım." demeyi arzuluyorum tabi içten içe.
Bu aralar karışık rüyalar görüyorum. Örneğin aynı anda hem kış hem yaz oluyor rüyalarımda. Bir an yüzerken sonra kayak yapmaya başlıyorum. Birileri ölüyor, birileri kurtuluyor. Teyzemler ve kuzenlerim gerçek hayatımda olmamalarına rağmen rüyalarıma giriyorlar. Bir huzursuzluk, bir karmaşa, bir kaos ortamı almış başını gidiyor bende.
Bir de yine soru kalıpları ve kısa, uzun kelimeler birikti beynimde. "Ne zaman gidiyorsun?" "Nerede kalacaksın?" "Ne zaman geleceksin?" "Şarap içelim mi?" "Beyaz ten." "Kırmızı tişört." "Çok tatlısın." "Etkilendim." "Kırmızı şarap." "Büyük dudaklar." ....
Hani vardır ya "İlk uçağa atlayıp yanına geliyorum." lafları dizilerde, filmlerde falan, ben o cümleyi şu an kurabilirim işte. "Yarın öğlen uçağa atlayıp İzmir' e geliyorum Mü." ne güzel bir cümledir ama!
31 Ocak 2011 Pazartesi
30 Ocak 2011 Pazar
ölümden korkmuyorum.
Bugünlerde hayatımı sanki bir film, dizi izleyicisi gibi uzaktan izlemekle yetiniyorum. Pek bir kontrol sahibi değilmişim gibi geliyor mevzularda. Ha çok da memnuniyetsiz olduğumu söyleyemeyeceğim bu durumla ilgili. Her an her şeyi kontrol edemezdim zaten, kendi iplerimi bıraktım, kuklalıktan çıkıverdim bir süreliğine.
Bir saniye sonrasında ne yaşayacağımı bilmemekten öyle bir zevk alıyorum ki, plan ve programın hayatın bu küçük zevklerini öldürdüğünü düşünmeye başladım. Tamam huzur insanıyımdır,bir tek kahvem olsun ve müziğim olsun uzun süre öyle yaşarım ama, öyle bir an gelir ki kahvenin tadı artık eski tat değildir, şarkılar eski etkiyi yaratmamaya başlar, insan tüm hayatını, yaşam sevincini yitirmiş gibi olur; işte böyle bir dönemde plan ve program en birinci düşmanı olur insanın. İhtiyaç duyulan ise heyecan, tehlike, belirsizlik, bilinmezlik ve adrenalin karışımı bir duygudur. Daha fazla ölmeden o duyguyu bulmak gerekir.
Sıkılmışlığın başında bu yaşam ritminin kaybı ve boşluk gelir. Sıkılmışlık ise bir sürü depresyonun başlangıcıdır.İşte bu ritim aslında göründüğünden çok daha önemlidir. Yani kafa meşguliyeti ve olay zincirleri bir yerde insanı ölümden kurtarır.
"Ölümden korkuyor musun peki?"
Bak ben hiç ölümden korkmadım; ama birileri ölür diye sürekli korkuyorum.
Bir saniye sonrasında ne yaşayacağımı bilmemekten öyle bir zevk alıyorum ki, plan ve programın hayatın bu küçük zevklerini öldürdüğünü düşünmeye başladım. Tamam huzur insanıyımdır,bir tek kahvem olsun ve müziğim olsun uzun süre öyle yaşarım ama, öyle bir an gelir ki kahvenin tadı artık eski tat değildir, şarkılar eski etkiyi yaratmamaya başlar, insan tüm hayatını, yaşam sevincini yitirmiş gibi olur; işte böyle bir dönemde plan ve program en birinci düşmanı olur insanın. İhtiyaç duyulan ise heyecan, tehlike, belirsizlik, bilinmezlik ve adrenalin karışımı bir duygudur. Daha fazla ölmeden o duyguyu bulmak gerekir.
Sıkılmışlığın başında bu yaşam ritminin kaybı ve boşluk gelir. Sıkılmışlık ise bir sürü depresyonun başlangıcıdır.İşte bu ritim aslında göründüğünden çok daha önemlidir. Yani kafa meşguliyeti ve olay zincirleri bir yerde insanı ölümden kurtarır.
"Ölümden korkuyor musun peki?"
Bak ben hiç ölümden korkmadım; ama birileri ölür diye sürekli korkuyorum.
27 Ocak 2011 Perşembe
the fact that.
"Doğrudur diyorsam, doğrudur."
Sıkıldığım zamanlarda, müzik açıp odamın ortasında yorulana kadar dans ettiğim ve sonra işimin başına geri döndüğüm doğrudur.
4 şubat tarihinde hayatımın 3. MFÖ konserine gideceğim de doğrudur.
Eğlenmeyi sevdiğim bir gerçektir, ancak eğlencenin sonuçlarından korktuğum da doğrudur.
Kardeşimin sırf benle değil, sevgilisi hariç kimselerle konuşmadığı ve ergenliğinin en üst seviyelerinde olduğu doğrudur.
Bugün bir spor hocamın(tabiki M. değil) beni 16 yaşında sandığı harbi doğrudur.
Hayatımın ilk topuklu çizmesini aldığım, nasıl giyeceğimi bilmememe rağmen doğrudur.
Bugünlerde spor salonunda popülerliğimin zirvesini yaşadığım, ve orada neredeyse günde 3 saat geçirdiğim doğrudur.
Salı günü İzmir' e ayak basacağım da doğrudur.
Chuck Bass' in sesine aşık olduğum acı ama gerçektir.
Uzun zamandır ilk defa biriyle flörtleştiğim de doğrudur.
Sevgiler.
Sıkıldığım zamanlarda, müzik açıp odamın ortasında yorulana kadar dans ettiğim ve sonra işimin başına geri döndüğüm doğrudur.
4 şubat tarihinde hayatımın 3. MFÖ konserine gideceğim de doğrudur.
Eğlenmeyi sevdiğim bir gerçektir, ancak eğlencenin sonuçlarından korktuğum da doğrudur.
Kardeşimin sırf benle değil, sevgilisi hariç kimselerle konuşmadığı ve ergenliğinin en üst seviyelerinde olduğu doğrudur.
Bugün bir spor hocamın(tabiki M. değil) beni 16 yaşında sandığı harbi doğrudur.
Hayatımın ilk topuklu çizmesini aldığım, nasıl giyeceğimi bilmememe rağmen doğrudur.
Bugünlerde spor salonunda popülerliğimin zirvesini yaşadığım, ve orada neredeyse günde 3 saat geçirdiğim doğrudur.
Salı günü İzmir' e ayak basacağım da doğrudur.
Chuck Bass' in sesine aşık olduğum acı ama gerçektir.
Uzun zamandır ilk defa biriyle flörtleştiğim de doğrudur.
Sevgiler.
26 Ocak 2011 Çarşamba
bongo bong.
"Dün gelmedin?" diye sorar adam.
"İşlerim vardı." diye yalan söyler kadın.
Dünyanın en saçma sapan ve sahte diyaloğu işte yukarıdadır.
Bir hikaye okuduğunuzda o hikaye başınızı ağrıttıysa bu hikayenin iyiliğinden midir, kötülüğünüden midir, bilmiyorum. Bilmediğim için de bir yerde iyi hissediyorum hani.
Bazen saçmalaşmaya ihtiyacı olur insanın. Sadece saçma işte. Böyle mantık dışı, aptalca şeyler falan.
Bavul hazırlamak, yolculuklar hakkında en sevdiğim noktadır. Tabi, hiçbir yere gitmiyor bile olsam arada bavul hazırlayarak kendimi eğlendirmeye çalıştığım da doğrudur.
İş görüşmesi, staj görüşmesi falan, geriliyorum işte lan. Hem de gerim gerim geriliyorum. Neyse alındık galiba staja, hadi yine iyiyim.
Bak, biri demişti ki, "İyi insanlar, sıkıcıdır." Bir yerde hak veriyorum ona, bazı çok iyi insanlar, iyilikleriyle aynı oranda sıkıcı olabiliyorlar; ancak genelleme yapmıyorum.
Babam, ben başarılı olduğum zamanlarda "Ee, tabi benim kızımsın, ondan." gibi şeyler söylüyor, umarım sadece şaka yapıyordur.
Kardeşimi hala ve hala görmüyorum. Ders çalışma kafasından arada hiç boşluk bırakmadan dizi izleme kafasına geçti, yine odasından çıkmıyor ve yine görüşmüyoruz.
İsyan belirtisi: Cengizhan' dan ve onun tüm sülalesinden nefret ediyorum.
"İşlerim vardı." diye yalan söyler kadın.
Dünyanın en saçma sapan ve sahte diyaloğu işte yukarıdadır.
Bir hikaye okuduğunuzda o hikaye başınızı ağrıttıysa bu hikayenin iyiliğinden midir, kötülüğünüden midir, bilmiyorum. Bilmediğim için de bir yerde iyi hissediyorum hani.
Bazen saçmalaşmaya ihtiyacı olur insanın. Sadece saçma işte. Böyle mantık dışı, aptalca şeyler falan.
Bavul hazırlamak, yolculuklar hakkında en sevdiğim noktadır. Tabi, hiçbir yere gitmiyor bile olsam arada bavul hazırlayarak kendimi eğlendirmeye çalıştığım da doğrudur.
İş görüşmesi, staj görüşmesi falan, geriliyorum işte lan. Hem de gerim gerim geriliyorum. Neyse alındık galiba staja, hadi yine iyiyim.
Bak, biri demişti ki, "İyi insanlar, sıkıcıdır." Bir yerde hak veriyorum ona, bazı çok iyi insanlar, iyilikleriyle aynı oranda sıkıcı olabiliyorlar; ancak genelleme yapmıyorum.
Babam, ben başarılı olduğum zamanlarda "Ee, tabi benim kızımsın, ondan." gibi şeyler söylüyor, umarım sadece şaka yapıyordur.
Kardeşimi hala ve hala görmüyorum. Ders çalışma kafasından arada hiç boşluk bırakmadan dizi izleme kafasına geçti, yine odasından çıkmıyor ve yine görüşmüyoruz.
İsyan belirtisi: Cengizhan' dan ve onun tüm sülalesinden nefret ediyorum.
25 Ocak 2011 Salı
katı.sıvı.gaz.
24 saatten fazla tek bir şey düşünürseniz, beyniniz uyuşuyormuş resmen. Kendi kendimi sarhoş ettim sanırım düşünerek, tebrikler.
İşler nasıl oluyor da bir günde tersine dönüveriyor? Her gün spora gitmemin sebebi olan adam bugün beni nasıl spordan uzak tutmayı başarabildi? Onu görmeye hazır değildim, evet. Ama kaçamayacağımın da bilincindeyim.Şu an ise onu görmeyi istiyorum bile. Yarın gidip "her şey normal" rolümü üstleneceğim, neyse ki antremanlıyım bu konuda ben.
Tatilde olmam dolayısıyla günlük çeviri sayfam çok daha arttı. Bugün bir ara artık kendimi Moğol olduğuma inandırmıştım. En çok nefret ettiğim şeyse savaş sahnesi çevirmek, bıktım artık bıktım! Psikolojimde derin izler bırakıyor savaşlar benim.
Yarın bir staj görüşmesi daha yapacağım, ne gergin şeyler bunlar lan. "N'olur beni alın, beni alın" modunda gözlerinin içine bakmak falan, ıyk bir sevmediğim şey de bu işte.
Bazı insanları öyle bir seversiniz ki, zaman içerisinde olaylar gelişip, durumlar değiştikçe o sevgi de boyut değiştirip farklı sevgilere döner; ama bir yere gitmez, orada durur. Bu tıpkı maddelerin yoktan var, vardan yok olmamaları; ama hal değiştirmeleri gibi bir şey bak.
Harika bir hafta sonundan sonra geri rutin hayatıma dönmekten çok da memnun olduğumu söyleyemeyeceğim hani. Gerçi ölümüne dizi izleyip, müzik dinleyebiliyorum ki bu harika bir şey! ama haftasonunun koşturmacası ve heyecanının tadı resmen damağımda kaldı lan.
İşte o yüzden haftaya bugün İzmir' de Mü ile birlikte olacağım için sonsuz mutluyum!! İzmirİzmirİzmir.
İşler nasıl oluyor da bir günde tersine dönüveriyor? Her gün spora gitmemin sebebi olan adam bugün beni nasıl spordan uzak tutmayı başarabildi? Onu görmeye hazır değildim, evet. Ama kaçamayacağımın da bilincindeyim.Şu an ise onu görmeyi istiyorum bile. Yarın gidip "her şey normal" rolümü üstleneceğim, neyse ki antremanlıyım bu konuda ben.
Tatilde olmam dolayısıyla günlük çeviri sayfam çok daha arttı. Bugün bir ara artık kendimi Moğol olduğuma inandırmıştım. En çok nefret ettiğim şeyse savaş sahnesi çevirmek, bıktım artık bıktım! Psikolojimde derin izler bırakıyor savaşlar benim.
Yarın bir staj görüşmesi daha yapacağım, ne gergin şeyler bunlar lan. "N'olur beni alın, beni alın" modunda gözlerinin içine bakmak falan, ıyk bir sevmediğim şey de bu işte.
Bazı insanları öyle bir seversiniz ki, zaman içerisinde olaylar gelişip, durumlar değiştikçe o sevgi de boyut değiştirip farklı sevgilere döner; ama bir yere gitmez, orada durur. Bu tıpkı maddelerin yoktan var, vardan yok olmamaları; ama hal değiştirmeleri gibi bir şey bak.
Harika bir hafta sonundan sonra geri rutin hayatıma dönmekten çok da memnun olduğumu söyleyemeyeceğim hani. Gerçi ölümüne dizi izleyip, müzik dinleyebiliyorum ki bu harika bir şey! ama haftasonunun koşturmacası ve heyecanının tadı resmen damağımda kaldı lan.
İşte o yüzden haftaya bugün İzmir' de Mü ile birlikte olacağım için sonsuz mutluyum!! İzmirİzmirİzmir.
hayal.
Bir şeyi kırk kere istedim oldu. Ama istediğim gerçekten bu muydu? Bir hayalin gerçekleşmesi sonucu ortaya hayal kırıklığı çıkacağını kim bilebilirdi? Hayaller, hayal oldukları zamanda verdikleri tadı, gerçekleşince veremiyorlar. Bundan sonra, hayallerimin gerçekleşmesi değil, hayal olarak kalmasıdır istediğim.
"Kalp atışlarımı duyuyor musun? Bak nasıl hızlı atıyor kalbim."
Kalp atışlarını duydum, gözlerine baktım, elini tuttum ve dudaklarını öptüm. Beyaz ten, artık erişilemez değildi.
"Senden çok etkilendim."
Bir ilah olarak gördüğüm o insan, aslında basit ihtiyaçlarını gidermek uğruna ilahlıktan insanlığa iniyordu. O da insandı, evet. Yemek yiyor, su içiyor ve sevişiyordu.
Ben ise hala ve hala safım. Bir derece masumum. İnsanlara hak veriyorum artık. Gerçekten bende bir beyazlık, bazılarında da siyahlık mevcut. Ama ben çok şey bildiğimi sanırken, hiçbir şey bilmediğimi gördüm bugün. Safım ben, saf.
Zaten ne zaman mükemmel oldu ki bir şeyler? İstediklerimiz her zaman kısmen oluyorlar. Bir şeyler eksik ya da bir şeyler fazla oluyor. Eh hayat bu, matematik işlemi değil ki tam bir sonuç, kesin bir doğru çıksın ortaya.
Bundan sonrası daha da zor olacak, göz göze gelmek yasaklandı bize.
"Kalp atışlarımı duyuyor musun? Bak nasıl hızlı atıyor kalbim."
Kalp atışlarını duydum, gözlerine baktım, elini tuttum ve dudaklarını öptüm. Beyaz ten, artık erişilemez değildi.
"Senden çok etkilendim."
Bir ilah olarak gördüğüm o insan, aslında basit ihtiyaçlarını gidermek uğruna ilahlıktan insanlığa iniyordu. O da insandı, evet. Yemek yiyor, su içiyor ve sevişiyordu.
Ben ise hala ve hala safım. Bir derece masumum. İnsanlara hak veriyorum artık. Gerçekten bende bir beyazlık, bazılarında da siyahlık mevcut. Ama ben çok şey bildiğimi sanırken, hiçbir şey bilmediğimi gördüm bugün. Safım ben, saf.
Zaten ne zaman mükemmel oldu ki bir şeyler? İstediklerimiz her zaman kısmen oluyorlar. Bir şeyler eksik ya da bir şeyler fazla oluyor. Eh hayat bu, matematik işlemi değil ki tam bir sonuç, kesin bir doğru çıksın ortaya.
Bundan sonrası daha da zor olacak, göz göze gelmek yasaklandı bize.
19 Ocak 2011 Çarşamba
sarmaşdolaş.
Hatırlayamadığım miktarda şarap vardı. Tek hatırladığım bu.
"Kafanda en kötü, karanlık düşünceler olsa bile; o karanlıkta seninle olmak istiyorum." dedim. O ise karanlığının iki kişi için fazla küçük olduğunu söyledi sonra gitti.
Omzumda bir el vardı, kolumda bir el. Bir kaç güzel söz vardı kulağımda. Saçlarım saçlarıyla sarmaşdolaştı. Kimdi bu sahi?
Milyarlarca insan vardı yeryüzünde. Biz bir kişi bile etmiyorduk, oysa.
Havada uçuşan kelimeler, noktalama işaretleri ve bağlaçlar vardı. Ancak, tek bir cümle bile yoktu ortada. Çünkü öznelerin tek yaptığı cinayet işlemekti.
Sonsuz boşluklar vardı insanların aralarında. Boşlukları doldurup da birbirlerine ulaşmayı beceremeyen insanlardı onlar.
Siyah gözler vardı.
Beyaz bir ten.
Ama, her şeye dudakların sebep oldu.
"Kafanda en kötü, karanlık düşünceler olsa bile; o karanlıkta seninle olmak istiyorum." dedim. O ise karanlığının iki kişi için fazla küçük olduğunu söyledi sonra gitti.
Omzumda bir el vardı, kolumda bir el. Bir kaç güzel söz vardı kulağımda. Saçlarım saçlarıyla sarmaşdolaştı. Kimdi bu sahi?
Milyarlarca insan vardı yeryüzünde. Biz bir kişi bile etmiyorduk, oysa.
Havada uçuşan kelimeler, noktalama işaretleri ve bağlaçlar vardı. Ancak, tek bir cümle bile yoktu ortada. Çünkü öznelerin tek yaptığı cinayet işlemekti.
Sonsuz boşluklar vardı insanların aralarında. Boşlukları doldurup da birbirlerine ulaşmayı beceremeyen insanlardı onlar.
Siyah gözler vardı.
Beyaz bir ten.
Ama, her şeye dudakların sebep oldu.
18 Ocak 2011 Salı
30 dakika.
Ben bir kimsenin uğruna çay içiyorsam, o kimse gerçekten değerli demektir. Çayın bitmesi sohbetin bitecek olması anlamına geliyorsa, o çay öyle ağırdan içilir ki..
Masada, tam karşımda oturan adama bakıyordum. Çok güzeldi.Gözleri ve saçları siyah, dudakları büyük ve teni beyazdı. Aslında derin araştırmalarım sayesinde hakkında bir çok şeyi bilmeme rağmen, bunları o anlatırken ilk defa duymuş gibi tepkiler veriyordum ve aslında daha önceden kafamda kurduğum cümleleri kullanarak ortak noktalar bulmaya çalışıyordum. Adeta elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemiyor ve ilk defa bir erkekle aynı masada oturuyormuş gibi hissediyordum, ilginçti. Saçımı düzeltiyordum, çay bardağımla oynuyor ayaklarımı hareket ettiriyor ve gülümsüyordum.
Ne çok çocuk, ne çok kadın görünmek istiyordum. Aslında tam olduğum gibi görünmek, kendim olmak istiyordum fakat artık heyecandan mıdır nedir bazen çok utangaç bazen ise kendime olan güvenimi göstermek uğruna kibirli bir insan olup çıkıyordum onun karşısında. Ama onu güldürebilmiştim. Gülünce küçük yaramaz bir çocuk gibi duruyordu. Çoğu zaman ise samimi ama oturaklı ve olgun bir tavırdaydı. Bunlar benim bir kaç sohbetten çıkardıklarım tabii ki, gerçeği henüz bilemiyorum.
Konuşması, kendinden bahsetmesi, hayatını, ailesini, yaşadığı yeri anlatması, sevdiği şeylerden bahsetmesi devam ettikçe ben de biraz rahatlamış, kendimden bahsetmeye başlamıştım ona. Bir yandan çayımı yudumluyor, bitmemesi için (ve aslında çay sevmediğim için) kalan miktarı hesaplamaya çalışırken bir yandan da onun çayı ne durumda diye bakıyordum. Çaylar bitmesin, sohbet devam etsin.
O masadan saatlerce kalkmasam, sorun olmazdı sanırım. Ben ki bazen sadece aynı çatı altında bulunduğumuz için sevindiğim o adamla aynı masada oturmuş gülerek sohbet ediyordum. Dünya o an dursa fena olmazdı.
Bazen hayatımızdaki insanlara aslında gerçekte olandan çok daha farklı anlamlar yüklüyoruz. Tanımadığımız bir insana kafamızda çok güzel özellikler yüklüyor sonra kendi yüklediğimiz bu özelliklere inanıyoruz. Anladım ki bu adam benim için 'yenilik' i ifade ediyor ve eğer eskiye yol vermezsek, yeniye asla ulaşamayız.
İşte, bir 30 dakika da böyle geçti, sonra çaylar bitti, masa boşaldı ve geriye bir tek benim yazdığım bu yazı kaldı.
Masada, tam karşımda oturan adama bakıyordum. Çok güzeldi.Gözleri ve saçları siyah, dudakları büyük ve teni beyazdı. Aslında derin araştırmalarım sayesinde hakkında bir çok şeyi bilmeme rağmen, bunları o anlatırken ilk defa duymuş gibi tepkiler veriyordum ve aslında daha önceden kafamda kurduğum cümleleri kullanarak ortak noktalar bulmaya çalışıyordum. Adeta elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemiyor ve ilk defa bir erkekle aynı masada oturuyormuş gibi hissediyordum, ilginçti. Saçımı düzeltiyordum, çay bardağımla oynuyor ayaklarımı hareket ettiriyor ve gülümsüyordum.
Ne çok çocuk, ne çok kadın görünmek istiyordum. Aslında tam olduğum gibi görünmek, kendim olmak istiyordum fakat artık heyecandan mıdır nedir bazen çok utangaç bazen ise kendime olan güvenimi göstermek uğruna kibirli bir insan olup çıkıyordum onun karşısında. Ama onu güldürebilmiştim. Gülünce küçük yaramaz bir çocuk gibi duruyordu. Çoğu zaman ise samimi ama oturaklı ve olgun bir tavırdaydı. Bunlar benim bir kaç sohbetten çıkardıklarım tabii ki, gerçeği henüz bilemiyorum.
Konuşması, kendinden bahsetmesi, hayatını, ailesini, yaşadığı yeri anlatması, sevdiği şeylerden bahsetmesi devam ettikçe ben de biraz rahatlamış, kendimden bahsetmeye başlamıştım ona. Bir yandan çayımı yudumluyor, bitmemesi için (ve aslında çay sevmediğim için) kalan miktarı hesaplamaya çalışırken bir yandan da onun çayı ne durumda diye bakıyordum. Çaylar bitmesin, sohbet devam etsin.
O masadan saatlerce kalkmasam, sorun olmazdı sanırım. Ben ki bazen sadece aynı çatı altında bulunduğumuz için sevindiğim o adamla aynı masada oturmuş gülerek sohbet ediyordum. Dünya o an dursa fena olmazdı.
Bazen hayatımızdaki insanlara aslında gerçekte olandan çok daha farklı anlamlar yüklüyoruz. Tanımadığımız bir insana kafamızda çok güzel özellikler yüklüyor sonra kendi yüklediğimiz bu özelliklere inanıyoruz. Anladım ki bu adam benim için 'yenilik' i ifade ediyor ve eğer eskiye yol vermezsek, yeniye asla ulaşamayız.
İşte, bir 30 dakika da böyle geçti, sonra çaylar bitti, masa boşaldı ve geriye bir tek benim yazdığım bu yazı kaldı.
15 Ocak 2011 Cumartesi
i've got to see u again.
Bazen uyandığınız andan itibaren içinizdeki his size onu o gün göreceğinizi söyler. Ben de bugün M.'yi göreceğimi bilerek uyandım. Spor salonuna gitmeyecek olmama rağmen onu göreceğimi biliyordum; ancak benim planladığım bir durum değildi bu, saatini, yerini, yanında kimin olduğunu benim yanımda kimin olduğunu hiçbir şeyi bilmeksizin sadece onu göreceğimi biliyordum. Dakikalarla ve hatta saniyelerle ilişkili her şey.
Aslında, sırf birilerini görmek için tekrar tekrar evinin önünden geçtiğim, normalde takılmadığım mekanlara gittiğim oldu ve kasten yaptığım bu eylemler genelde olumsuz sonuç veriyordu. Kurallara karşı gelip görmek için bir şeyler yaptığım insanı göremiyordum.
Oysa bugün sadece göreceğimi biliyordum. Bunun için herhangi bir şey yapmadım ve işte oldu. Bir haftayı geçmişti onu görmeyeli ve artık duyduğum özlem ciddi ölçülerde rahatsızlık verici olmaya başlamıştı. Ayak üstü yapılan minik sohbet, hayattan, sınavlardan ve Uludağ' dan açılan hoş muhabbet, gülümsemesi, gözleri, ve dudakları haricinde onunla ilgili sayabileceğim daha milyonlarca şey var; hepsini saymayacağım korkmayın.
"Çalışıyorum ben ama gelmeyi çok istiyorum, gelebilirsem çok güzel olacak."
"Evet, gelebilirsen çok güzel olacak. ehe."
Bir iki aptal gülümseme falan. Böyle bir garip tavırlara girmeler. Neden bu kadar aptal oluyorum M. karşısında, neden elim ayağım birbirine dolanıyor?!!
Not: Bu adam Uludağ' a gelmeli. Evrene doğru mesaj göndermeliyim.
Aslında, sırf birilerini görmek için tekrar tekrar evinin önünden geçtiğim, normalde takılmadığım mekanlara gittiğim oldu ve kasten yaptığım bu eylemler genelde olumsuz sonuç veriyordu. Kurallara karşı gelip görmek için bir şeyler yaptığım insanı göremiyordum.
Oysa bugün sadece göreceğimi biliyordum. Bunun için herhangi bir şey yapmadım ve işte oldu. Bir haftayı geçmişti onu görmeyeli ve artık duyduğum özlem ciddi ölçülerde rahatsızlık verici olmaya başlamıştı. Ayak üstü yapılan minik sohbet, hayattan, sınavlardan ve Uludağ' dan açılan hoş muhabbet, gülümsemesi, gözleri, ve dudakları haricinde onunla ilgili sayabileceğim daha milyonlarca şey var; hepsini saymayacağım korkmayın.
"Çalışıyorum ben ama gelmeyi çok istiyorum, gelebilirsem çok güzel olacak."
"Evet, gelebilirsen çok güzel olacak. ehe."
Bir iki aptal gülümseme falan. Böyle bir garip tavırlara girmeler. Neden bu kadar aptal oluyorum M. karşısında, neden elim ayağım birbirine dolanıyor?!!
Not: Bu adam Uludağ' a gelmeli. Evrene doğru mesaj göndermeliyim.
14 Ocak 2011 Cuma
striptizci çocuk.
Bazı insanları her gün kaldıramazsınız. Onları çekebileceğiniz belli ve sınırlı sayıda gün var. O günlerin dışında gereğinden fazla sinir bozucu oluyorlar ve sıkıntı yaratıyorlar.
Kavga etmeyi çok becerebilen biri değilim. Biraz sulu gözüm. Biraz da değil böyle halis mulis bildiğiniz sulu gözüm, göz yaşlarım her an fışkıracak şekilde bekler genelde. Kavgayı da o yüzden edemiyorum. Ama msnde daha kolay oluyor onu fark ettim. Ne kadar moralim bozulsa da buradan "Ben çok güçlüyüm, seni de umursamıyorum nihaha" imajı yaratabilirim karşımdakine, ne kadar gerçek olmasa da.
Eğlence anlayışı striptiz yapmak olan bir spor hocam var. (Hayır, M. değil.) Ve ben bu çocukla beraber önümüzdeki hafta Uludağ' a gidiyorum. Bize orada, bizi eğlendirmek için striptiz yapacağını söyledi. Ayıpladım. Kınadım. "Neden sen yapıyorsun da M. yapmıyor dedim?" içimden. Sonra da onun ulu orta soyunmasını istemediğimden memnun oldum. Yalnız ben varsam, yapabilir tabi.
Özlemi şu an iliklerime kadar hissediyorum. Hatta özlemimden kafamı taşlara vurmak istiyorum o derece. Ah şu beni spor salonumdan ayıran finaller, sizden artık daha da nefret ediyorum!
19 ocak ulan!
Kavga etmeyi çok becerebilen biri değilim. Biraz sulu gözüm. Biraz da değil böyle halis mulis bildiğiniz sulu gözüm, göz yaşlarım her an fışkıracak şekilde bekler genelde. Kavgayı da o yüzden edemiyorum. Ama msnde daha kolay oluyor onu fark ettim. Ne kadar moralim bozulsa da buradan "Ben çok güçlüyüm, seni de umursamıyorum nihaha" imajı yaratabilirim karşımdakine, ne kadar gerçek olmasa da.
Eğlence anlayışı striptiz yapmak olan bir spor hocam var. (Hayır, M. değil.) Ve ben bu çocukla beraber önümüzdeki hafta Uludağ' a gidiyorum. Bize orada, bizi eğlendirmek için striptiz yapacağını söyledi. Ayıpladım. Kınadım. "Neden sen yapıyorsun da M. yapmıyor dedim?" içimden. Sonra da onun ulu orta soyunmasını istemediğimden memnun oldum. Yalnız ben varsam, yapabilir tabi.
Özlemi şu an iliklerime kadar hissediyorum. Hatta özlemimden kafamı taşlara vurmak istiyorum o derece. Ah şu beni spor salonumdan ayıran finaller, sizden artık daha da nefret ediyorum!
19 ocak ulan!
11 Ocak 2011 Salı
Konuştum olmadı, sustum yetmedi.
Hani türk filmlerinde falan, insanlar birbirlerine çok basit bir kaç cümleyle açıklayabilecekleri durumlarda o cümleleri bir türlü kuramazlar ve açıklayamazlar, sonra yanlış anlaşılmalarla devam eden kocaman bir olaylar zinciri oluşur. Her seferinde "Söylesene be kadın/adam!" diye bağrınırım oturduğum koltuktan salak salak televizyona doğru. Meğer bazen öyle anlar geliyormuş ki, beyninizde uçuşan düşüncelere rağmen diliniz tutulup cümle kurmayı başaramayıp karşıdakinin yüzüne bön bön bakıyormuşsunuz. Ah beynimi okuma yetin olsaydı cümle kurmakla uğraşmak zorunda kalmazdım; ama kelimeleri seçemedim, seçtiğim kelimeleri bir araya getirip de anlamlı sözler oluşturamadım işte. Sadece beni anlaman gerekiyormuş gibi baktım suratına, oysa tabi ki anlamıyordun.
Bu ilk defa gelmiyor ki başıma. Daha önce de çok bela açtı bana, bu kendini ifade edememe durumu. Böyle zamanlarda "Dur lan iki dakika bekle de mektup yazayım sana." demek istiyorum, maalesef genelde o zamanı bana tanımıyorlar. Mesela bir iki yıl önceydi sanırım, bir erkek arkadaşım vardı o zamanlar, bir kavganın eşiğindeydik ve ben öyle çok şey söylemek, sıkıntılarımı paylaşmak istememe rağmen ağzımdan tek bir kelime dahi çıkamamıştı. Büyük ihtimal ben orada konuşmayı becerebilsem durum çok farklı olmayacaktı yine bir ayrılıkla sonuçlanacaktı ilişki; ancak belki içimdekileri ona anlatmış olacaktım rahatlayacaktım. Onun yerine sustum ve sustum. O sessizlik kocaman olup aramıza duvarlar kurdu. Kafa tasımı açıp, beynimi eline alıp sihirli bir küreye bakar misali görebilseydi neler düşündüğümü; ancak henüz böyle bir yeteneği olan kimseleri tanımıyorum.
Konuşmamak gibi yersiz konuşmak da çok dert açar insanın başına. Bazı şeyler hiç konuşulmamalı ve zamanın akışına bırakılmalıdır. Konuşularak aşılacağı sanılan durumlar aksine konuşuldukça dallanır, budaklanır ve daha önce ortada olmayan büyük bir sorun meydana getirir.
Kısacası; konuştum olmadı, sustum yetmedi. O gün sağlıklı bir insan ilişkisi kurmanın ne kadar zor olduğunu öğrendim işte.
Bu ilk defa gelmiyor ki başıma. Daha önce de çok bela açtı bana, bu kendini ifade edememe durumu. Böyle zamanlarda "Dur lan iki dakika bekle de mektup yazayım sana." demek istiyorum, maalesef genelde o zamanı bana tanımıyorlar. Mesela bir iki yıl önceydi sanırım, bir erkek arkadaşım vardı o zamanlar, bir kavganın eşiğindeydik ve ben öyle çok şey söylemek, sıkıntılarımı paylaşmak istememe rağmen ağzımdan tek bir kelime dahi çıkamamıştı. Büyük ihtimal ben orada konuşmayı becerebilsem durum çok farklı olmayacaktı yine bir ayrılıkla sonuçlanacaktı ilişki; ancak belki içimdekileri ona anlatmış olacaktım rahatlayacaktım. Onun yerine sustum ve sustum. O sessizlik kocaman olup aramıza duvarlar kurdu. Kafa tasımı açıp, beynimi eline alıp sihirli bir küreye bakar misali görebilseydi neler düşündüğümü; ancak henüz böyle bir yeteneği olan kimseleri tanımıyorum.
Konuşmamak gibi yersiz konuşmak da çok dert açar insanın başına. Bazı şeyler hiç konuşulmamalı ve zamanın akışına bırakılmalıdır. Konuşularak aşılacağı sanılan durumlar aksine konuşuldukça dallanır, budaklanır ve daha önce ortada olmayan büyük bir sorun meydana getirir.
Kısacası; konuştum olmadı, sustum yetmedi. O gün sağlıklı bir insan ilişkisi kurmanın ne kadar zor olduğunu öğrendim işte.
9 Ocak 2011 Pazar
boş laflar.
Gün geçmiyor ki yeni bir engelle, yeni bir sorunla karşılaşmayalım şu fani dünyada. Çok damardan girdim sanırım aslında o kadar umutsuz bir ruh hali içerisinde değildim. Sadece her zamanki gibi düşüncelerimi, fikirlerimi isteyip istemediklerimi istemeden yapmak zorunda kaldıklarımı ve isteyip de yapamadıklarımı analiz ediyordum oturup. Sonra çok yorulduğumu fark ettim.
Çok büyük sıkıntılarda ya da sorunlardan bahsetmiyorum burada, nispeten küçük ama zihnimizi uğraştıran durumlar bunlar. Her gün önümüze aşmamız gereken bir engel çıkıyor, zihnen, ruhen sürekli bir şeyleri aşmak, insanları, olguları kabullenmek durumunda kalıyoruz. Zorunda kalıyoruz çünkü bu da kendimizi gerçekleştirmenin, yani sağlıklı bir birey olabilmenin bir parçası. Evet, bütün gün yarınki formasyon sınavlarım için çalıştığım, çok mu belli oluyor?
İlk durum, kabullenmem gereken insanlar ve kabullenmem gereken insan ilişkileri oluyor. Kendi rızamla seçebileceğim bir kaç insanla yaşamıma devam edebilirdim oysa ki.. Ya da hala sürmekte olan ebeveyn-çocuk ilişkileri.
Diğer bir insan zihnini zorlayan durum da insanın kendini kontrol edebilmesi. İsteklerini, arzularını, ihtiyaçlarını kontrol edip yeri geldiğinde kendisine karşı çıkması, zaaflarından kaçınması gibi. Bence insan beynini en çok yoran sorunsallar bunlardır.
Şunları düşünürken bile yoruldum, tek istediğim Uludağ' da bembeyaz karların içinde yuvarlanmak şu an. Ebeveynlerden kopardığım izin üzerine üç günlük tatilim kafamın rahatlamasını sağlayacaktır diye umuyorum. Sevgili M. ile Uludağ' da üç gün geçirmek mi? Evet kesinlikle rahatlayacağım. Pardon kayak yapmasını bilen var mıydı?
Çok büyük sıkıntılarda ya da sorunlardan bahsetmiyorum burada, nispeten küçük ama zihnimizi uğraştıran durumlar bunlar. Her gün önümüze aşmamız gereken bir engel çıkıyor, zihnen, ruhen sürekli bir şeyleri aşmak, insanları, olguları kabullenmek durumunda kalıyoruz. Zorunda kalıyoruz çünkü bu da kendimizi gerçekleştirmenin, yani sağlıklı bir birey olabilmenin bir parçası. Evet, bütün gün yarınki formasyon sınavlarım için çalıştığım, çok mu belli oluyor?
İlk durum, kabullenmem gereken insanlar ve kabullenmem gereken insan ilişkileri oluyor. Kendi rızamla seçebileceğim bir kaç insanla yaşamıma devam edebilirdim oysa ki.. Ya da hala sürmekte olan ebeveyn-çocuk ilişkileri.
Diğer bir insan zihnini zorlayan durum da insanın kendini kontrol edebilmesi. İsteklerini, arzularını, ihtiyaçlarını kontrol edip yeri geldiğinde kendisine karşı çıkması, zaaflarından kaçınması gibi. Bence insan beynini en çok yoran sorunsallar bunlardır.
Şunları düşünürken bile yoruldum, tek istediğim Uludağ' da bembeyaz karların içinde yuvarlanmak şu an. Ebeveynlerden kopardığım izin üzerine üç günlük tatilim kafamın rahatlamasını sağlayacaktır diye umuyorum. Sevgili M. ile Uludağ' da üç gün geçirmek mi? Evet kesinlikle rahatlayacağım. Pardon kayak yapmasını bilen var mıydı?
fındıkezmesi
Kendi evimde tek başıma yaşamaya başladığımda ilk yapacağım şey köpek almak olacak derim yıllardır, hala da derim yani vazgeçmiş değilim. Babam da her seferinde, "Öyleyse senin evine gelmem." der. İçimden "Eee?" derken dışımdan, "Gelirsiin gelirsiin" diye tatlı kızı oynarım. O köpek alınacak, nokta.
Kendi evimde tek başıma yaşamaya başladığımda ilk yapacağım bir başka şey de kocaman bir kavanoz fındık ezmesi alıp parmaklayarak yemek olacak. Şu an kendime ait bir fındık ezmesi kavanozum yok, düzgün yemek zorundayım; ama bir gün parmaklayacağım.
Kendi evimde tek başıma yaşamaya başladığımda yapacaklarımın listesi uzayıp gidiyor. Bu hayalime ulaşmak için daha önümde en azından üç, dört yıl olduğu da acı bir gerçek.
Fazla uzaklara gittik, geri dönelim şimdi. Mesela bugün kafein komasına girmeme ramak kalmıştı. Ders çalışırken içilen kahvelerin, kolaların sayısını bilmiyorum; ancak yakında bir kafein patlaması yaşayacağım kesin.
Her zamanki gibi yine "Finaller bir bitsin çok manyak olcak oluum" diye cümleler savuruyorum da yine bir bok olacağı yok aslında hani. Ha 1 Şubat gelecek ve ben İzmir' gideceğim, işte o zaman eğleneceğim bak. Bir de şu Uludağ işi olursa, çok keyifli olacak. Tabi bir de deli gibi guitar hero oynamak istiyorum. Onun harici romana ve spora devam. Ben, yine planlarımı yaptım sınav sonrası dönem için, bakalım hangilerini gerçekleştirebileceğim.
rumuz: fındıkezmesi.
Kendi evimde tek başıma yaşamaya başladığımda ilk yapacağım bir başka şey de kocaman bir kavanoz fındık ezmesi alıp parmaklayarak yemek olacak. Şu an kendime ait bir fındık ezmesi kavanozum yok, düzgün yemek zorundayım; ama bir gün parmaklayacağım.
Kendi evimde tek başıma yaşamaya başladığımda yapacaklarımın listesi uzayıp gidiyor. Bu hayalime ulaşmak için daha önümde en azından üç, dört yıl olduğu da acı bir gerçek.
Fazla uzaklara gittik, geri dönelim şimdi. Mesela bugün kafein komasına girmeme ramak kalmıştı. Ders çalışırken içilen kahvelerin, kolaların sayısını bilmiyorum; ancak yakında bir kafein patlaması yaşayacağım kesin.
Her zamanki gibi yine "Finaller bir bitsin çok manyak olcak oluum" diye cümleler savuruyorum da yine bir bok olacağı yok aslında hani. Ha 1 Şubat gelecek ve ben İzmir' gideceğim, işte o zaman eğleneceğim bak. Bir de şu Uludağ işi olursa, çok keyifli olacak. Tabi bir de deli gibi guitar hero oynamak istiyorum. Onun harici romana ve spora devam. Ben, yine planlarımı yaptım sınav sonrası dönem için, bakalım hangilerini gerçekleştirebileceğim.
rumuz: fındıkezmesi.
7 Ocak 2011 Cuma
yurtdışındaydım.
Önce rahatı seçip kaçmak, kaçıp çekip buralardan gitmek sonra da dönüp "ah pardon yurtdışınaydım." diyerek bir yüzsüzlük yapasım var çok. "eski günler güzeldi, aklımda." diye de eklerim belki sonra belli olmaz hiç. En güzeli "canım istiyor, bilmem işte öyle" diyebilmektir.
Daha ben anamın karnında bile yokken yıl 1986 iken, Fransız bir adam çıkıp "voyage voyage" diye bir şarkı yazmış, şimdi yıl 2011 ben bu şarkıyı uçarak dinliyorum. Garip lan. Voyage derken, bir tatile ihtiyacımız yok mu hepimizin?
Tamam, 19 Ocak'ta neredeyse bir buçuk aylık ara tatilime başlıyorum. Ama demek istediğim bir yerlere gitmek, uzaklara gitmek mesela Uludağ' a gitmek! Peki, bu benim öz fikrim değildi itiraf ediyorum. Her şey spor salonumla başladı yine... Spor salonu Uludağ' a gezi düzenlemeye kalkınca ve benim çok sevgili spor hocam da bu geziye katılmayı düşününce benim de Uludağ sevgim çıktı ortaya. Şartlar el verir ise Ocak sonu Uludağ' da geçirilecek. İşte şimdi şartları el verişli hale getirmek lazım.
Bu isteklerime karşın, öyle bir tembellik ve üşengeçlik içerisindeyim ki bana kalsa yataktan kalkmam elimi yüzümü bile yıkamam pijamalarımı günlerce değiştirmem, şu savaş alanı gibi odamın ortasında biraz su ve yemekle hayatımı idame ettiririm. Ama bana kalmıyor.
"bu sevda bambaşka koruyor beni
bitti derken başlayıp
neler anlatıyor şimdi
eski günler güzeldi, aklimda."
Daha ben anamın karnında bile yokken yıl 1986 iken, Fransız bir adam çıkıp "voyage voyage" diye bir şarkı yazmış, şimdi yıl 2011 ben bu şarkıyı uçarak dinliyorum. Garip lan. Voyage derken, bir tatile ihtiyacımız yok mu hepimizin?
Tamam, 19 Ocak'ta neredeyse bir buçuk aylık ara tatilime başlıyorum. Ama demek istediğim bir yerlere gitmek, uzaklara gitmek mesela Uludağ' a gitmek! Peki, bu benim öz fikrim değildi itiraf ediyorum. Her şey spor salonumla başladı yine... Spor salonu Uludağ' a gezi düzenlemeye kalkınca ve benim çok sevgili spor hocam da bu geziye katılmayı düşününce benim de Uludağ sevgim çıktı ortaya. Şartlar el verir ise Ocak sonu Uludağ' da geçirilecek. İşte şimdi şartları el verişli hale getirmek lazım.
Bu isteklerime karşın, öyle bir tembellik ve üşengeçlik içerisindeyim ki bana kalsa yataktan kalkmam elimi yüzümü bile yıkamam pijamalarımı günlerce değiştirmem, şu savaş alanı gibi odamın ortasında biraz su ve yemekle hayatımı idame ettiririm. Ama bana kalmıyor.
"bu sevda bambaşka koruyor beni
bitti derken başlayıp
neler anlatıyor şimdi
eski günler güzeldi, aklimda."
5 Ocak 2011 Çarşamba
duygular şelale.
Vakit, zaman, gün, tarih, saat, ay, dakika, yıl ve saniye geçerken sonsuz değişimler geçirmekteyiz. Belki bir öz var bizi terk etmeyen; ancak onun haricinde beynimizin içinde bin bir tilki vb diğer hayvanlar takla atıp duruyorlar adeta devinim içerisinde kısmen de evrim geçirerek.. Orman misali beynimiz, içerisinde yoğun bir kalabalık söz konusu.
Seslerle, ses sahipleri aralarında çok derin ilişkiler kurarım. Bir insanı görmeden sesine aşık olabileceğimi belirtmiştim daha önce de. Görüntü yok; ses var ise sorun yaratmaz bu durum. Ha bir de görüntü var ise o sesin arkasında, duygular şelale o zaman.
"Bu gün iyi görünüyorsun."
Bak şimdi, bu cümlenin derin yapısından o kadar çok anlamlandırma yapabilirim ki, bu durumu anlamlandıramazsın. Ben iyi görünürüm tabi, görünmesine de, canım sen asıl ne demek istiyorsun onu de bana. Çekinme çekinme. Benden duyacağın cümle ise "Sen hep iyi görünüyorsun." olacaktır en fazla ama hareket ve bakışlarımla cümlelerden daha büyük ifade şekilleri kullandığımı düşünüyorum. Anlamadın mı hala?
Size hayran hayran bakan, sizi izleyen birini fark etmeyecek kadar kör müsünüz yoksa? Ya da bunu fark edip bununla eğlenecek kadar pislik mi? Siz hangisisiniz?
Seslerle, ses sahipleri aralarında çok derin ilişkiler kurarım. Bir insanı görmeden sesine aşık olabileceğimi belirtmiştim daha önce de. Görüntü yok; ses var ise sorun yaratmaz bu durum. Ha bir de görüntü var ise o sesin arkasında, duygular şelale o zaman.
"Bu gün iyi görünüyorsun."
Bak şimdi, bu cümlenin derin yapısından o kadar çok anlamlandırma yapabilirim ki, bu durumu anlamlandıramazsın. Ben iyi görünürüm tabi, görünmesine de, canım sen asıl ne demek istiyorsun onu de bana. Çekinme çekinme. Benden duyacağın cümle ise "Sen hep iyi görünüyorsun." olacaktır en fazla ama hareket ve bakışlarımla cümlelerden daha büyük ifade şekilleri kullandığımı düşünüyorum. Anlamadın mı hala?
Size hayran hayran bakan, sizi izleyen birini fark etmeyecek kadar kör müsünüz yoksa? Ya da bunu fark edip bununla eğlenecek kadar pislik mi? Siz hangisisiniz?
3 Ocak 2011 Pazartesi
can't help myself.
"O zaman bir gün beraber şarap içelim,
sen güzel bir kırmızı şarap seç."
sözleri döküldü mü o güzel dudaklardan? Döküldü.
Sevgili Victor Levi, sen daha nelere şahit olacaksın kim bilir?
Bir gün uyanıp "Beklentilerimi yok ediyorum, önüme ne çıkarsa onu yaşayacağım zaten." dersiniz ya işte o gün beklentilerinizden en büyüğü karşınıza çıkar bir şekilde. Kesinlikle, en beklenmedik zamanda, en beklenmedik durumda.
Bir sarhoşun anıları no1:
Sarhoş olan kız kardeşiyle ingilizce konuşmaya başlayıp bir kaç cümle söyledikten sonra, "Bak bu kafada bile simultane yapabiliyorum." de-miş. Simultane ne alaka lan?
Not: Norah Jones' tan I've got to see you again, dinleyin.
"I can't help myself.
I've got to see you again."
sen güzel bir kırmızı şarap seç."
sözleri döküldü mü o güzel dudaklardan? Döküldü.
Sevgili Victor Levi, sen daha nelere şahit olacaksın kim bilir?
Bir gün uyanıp "Beklentilerimi yok ediyorum, önüme ne çıkarsa onu yaşayacağım zaten." dersiniz ya işte o gün beklentilerinizden en büyüğü karşınıza çıkar bir şekilde. Kesinlikle, en beklenmedik zamanda, en beklenmedik durumda.
Bir sarhoşun anıları no1:
Sarhoş olan kız kardeşiyle ingilizce konuşmaya başlayıp bir kaç cümle söyledikten sonra, "Bak bu kafada bile simultane yapabiliyorum." de-miş. Simultane ne alaka lan?
Not: Norah Jones' tan I've got to see you again, dinleyin.
"I can't help myself.
I've got to see you again."
2 Ocak 2011 Pazar
kıvamlı insan.
Bir kişiliği olmalı insanın, bir duruşu bir farklılığı olmalı, yaptığı muhabbetle ayırt edilmeli diğerlerinden, sohbeti hoş olmalı. Bunlar çok büyük beklentiler değil; ancak çok sık rastlanılan özellikler de değil. Herkesten bir farkı olmalı insanın.
Kurduğu cümleler, seçtiği kelimeler de farklı olmalı. Farklıdan kastım 'harika olmalı' değil. Sadece diğerleri gibi olmamalı, ilgini çekmeli. Bir sonraki cümleyi kestirememelisin mesela. Hayal gücü geniş olmalı insanın, ayakları yere basmalı zaman zaman belki ama genelde uçuyor olmalı. Bulutlar gibi olmalı insan. Bir var bir yok olmalı. Onu orada bulabileceğinden emin olmamalısın mesela. Yoksa ne heyecanı kalır yaşamanın?
Farklı ideolojilerden kokoreçe ve çiğ köfteye kadar konuşabildiğin bir insan olmalı karşıdaki. Gerilmemelisin konuşurken ama sıkılmamalısın da bir ritmi olmalı aradaki ilişkinin, durağan ve bayağı olmamalı. Bazen de her şey kelimelere dökülmemeli, daha söylenmeden sezilmeli bazı durumlar. Kelimelere dökülemeyecek kadar değerli olmalı bazı şeyler.
Eleştirilmeye açık olmalı insan, darılmamalı. Aksine zevk almalı bu durumdan ve kendini sevmeli insan. Kendini sevmeyen insan zaten baştan kaybetmiş sayılır. Megaloman da olmamalı kimseler, öz sevginin kıvamı bilinmeli.
Kısaca insan kıvamında olmalı. Tadı tuzu yerinde olmalı.
Kurduğu cümleler, seçtiği kelimeler de farklı olmalı. Farklıdan kastım 'harika olmalı' değil. Sadece diğerleri gibi olmamalı, ilgini çekmeli. Bir sonraki cümleyi kestirememelisin mesela. Hayal gücü geniş olmalı insanın, ayakları yere basmalı zaman zaman belki ama genelde uçuyor olmalı. Bulutlar gibi olmalı insan. Bir var bir yok olmalı. Onu orada bulabileceğinden emin olmamalısın mesela. Yoksa ne heyecanı kalır yaşamanın?
Farklı ideolojilerden kokoreçe ve çiğ köfteye kadar konuşabildiğin bir insan olmalı karşıdaki. Gerilmemelisin konuşurken ama sıkılmamalısın da bir ritmi olmalı aradaki ilişkinin, durağan ve bayağı olmamalı. Bazen de her şey kelimelere dökülmemeli, daha söylenmeden sezilmeli bazı durumlar. Kelimelere dökülemeyecek kadar değerli olmalı bazı şeyler.
Eleştirilmeye açık olmalı insan, darılmamalı. Aksine zevk almalı bu durumdan ve kendini sevmeli insan. Kendini sevmeyen insan zaten baştan kaybetmiş sayılır. Megaloman da olmamalı kimseler, öz sevginin kıvamı bilinmeli.
Kısaca insan kıvamında olmalı. Tadı tuzu yerinde olmalı.
bol şaraplı bir yıl olsun.
Bol şaraplı bir gecenin ardından bütün günü yatakta kucağınızda laptop ınız ve baş ucunuzda su şişenizle geçiriyorsunuz. 1 Ocak böyle geçti. Tam olarak bir hungover günü, evet.
Şarap iyi güzel de, bir şişe beleş olunca nasıl gittiğini anlamıyor insan. Beleşliğin getirdiği bir sıkıntı var tabi ortada. "Olum beleş şarap, hepsini bitirmeliyim." kafasına giriyor insan. Sonra o kafa bir daha doğurulmuyor.
Aileyle birlikte sarhoş olmak da ilginçmiş bak. Annenle beraber sarhoş olup karşılıklı kahkahalar atmak falan, güzel güzel sevdim.
İşin ucunda kusmak olmasa daha bile güzel olurdu her şey tabi. Eh her şeyin bir bedeli var. Şarabınki de mide bulantısıdır efenim.
Oynak bir insanımdır, eğlence müzik var ise oynamadan duramam ben. Nitekim dün gece de yerimde oturduğum anlar baya azdı. Kurtlarımı döküp öyle girdim yeni yıla. Rahatlamış bir halde.
Bol danslı bol eğlenceli bir gecenin ardından tüm günü uyuyarak ve yatakta dizi izleyerek geçirmeyi hak ettim sanırım. Ah mide bulantısı sen insanı öldürürsün.
Her şeye rağmen, bol şaraplı bir yıl diliyorum.
Şarap iyi güzel de, bir şişe beleş olunca nasıl gittiğini anlamıyor insan. Beleşliğin getirdiği bir sıkıntı var tabi ortada. "Olum beleş şarap, hepsini bitirmeliyim." kafasına giriyor insan. Sonra o kafa bir daha doğurulmuyor.
Aileyle birlikte sarhoş olmak da ilginçmiş bak. Annenle beraber sarhoş olup karşılıklı kahkahalar atmak falan, güzel güzel sevdim.
İşin ucunda kusmak olmasa daha bile güzel olurdu her şey tabi. Eh her şeyin bir bedeli var. Şarabınki de mide bulantısıdır efenim.
Oynak bir insanımdır, eğlence müzik var ise oynamadan duramam ben. Nitekim dün gece de yerimde oturduğum anlar baya azdı. Kurtlarımı döküp öyle girdim yeni yıla. Rahatlamış bir halde.
Bol danslı bol eğlenceli bir gecenin ardından tüm günü uyuyarak ve yatakta dizi izleyerek geçirmeyi hak ettim sanırım. Ah mide bulantısı sen insanı öldürürsün.
Her şeye rağmen, bol şaraplı bir yıl diliyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
