Bugünlerde hayatımı sanki bir film, dizi izleyicisi gibi uzaktan izlemekle yetiniyorum. Pek bir kontrol sahibi değilmişim gibi geliyor mevzularda. Ha çok da memnuniyetsiz olduğumu söyleyemeyeceğim bu durumla ilgili. Her an her şeyi kontrol edemezdim zaten, kendi iplerimi bıraktım, kuklalıktan çıkıverdim bir süreliğine.
Bir saniye sonrasında ne yaşayacağımı bilmemekten öyle bir zevk alıyorum ki, plan ve programın hayatın bu küçük zevklerini öldürdüğünü düşünmeye başladım. Tamam huzur insanıyımdır,bir tek kahvem olsun ve müziğim olsun uzun süre öyle yaşarım ama, öyle bir an gelir ki kahvenin tadı artık eski tat değildir, şarkılar eski etkiyi yaratmamaya başlar, insan tüm hayatını, yaşam sevincini yitirmiş gibi olur; işte böyle bir dönemde plan ve program en birinci düşmanı olur insanın. İhtiyaç duyulan ise heyecan, tehlike, belirsizlik, bilinmezlik ve adrenalin karışımı bir duygudur. Daha fazla ölmeden o duyguyu bulmak gerekir.
Sıkılmışlığın başında bu yaşam ritminin kaybı ve boşluk gelir. Sıkılmışlık ise bir sürü depresyonun başlangıcıdır.İşte bu ritim aslında göründüğünden çok daha önemlidir. Yani kafa meşguliyeti ve olay zincirleri bir yerde insanı ölümden kurtarır.
"Ölümden korkuyor musun peki?"
Bak ben hiç ölümden korkmadım; ama birileri ölür diye sürekli korkuyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder