Her şeyin başı kabullenebilmek bence. Mesela düzeni, sistemi, aileyi, ebeveynleri, yenilmeyi, başarısızlığı kabullenebilmek.. Zamanla anladım ki ya kabullenecektim öncelikle karşı çıktığım kavramları ya da sürekli bir tartışma içerisinde olacaktım onlarla. Ya onları sevecektim, ya da hep bir nefret ve isyan duygusu duracaktı yanı başımda. Sanırım nefret ederek ve sürekli savaşarak yaşamaktansa diğer yolu seçtim. Kim nefretle yaşamak ister ki? Özellikle hepimizin istediği toplum tarafından, yakınlarımız tarafından kabul edilip sevilmek iken..
Savaş yorar insanı ve yıpratır. Tamam, savaş kazanıldığında öyle bir zafer getirir ki tüm yorgunluk unutulur; ancak her zaman kazanmak garanti değildir, ve kaybedildiğinde ise bir savaş değil bin savaş kaybetmiş gibi hisseder insan. Ben inandıkları uğruna savaşan insanlardan bahsetmiyorum. İnsanın inandıkları uğruna savaşması bir erdemdir, en nihayetinde. Ben aslında biraz toplumun bir parçası olma isteğinin getirilerinden bahsediyorum. Hadi ama hangimiz toplumu umursamıyoruz içimizde bir yerde?
Cesaret her zaman iyi midir, daima kötü müdür? Çok cesur biri değilim. Nadiren, eğer ulaşmaya çalıştığım şeyi istediğimden gerçekten eminsem ya da buna ihtiyacım varsa işte o zamanlar gözümü karartabiliyorum ancak. Onun haricinde riskten uzak durmaya çalıştığım da aşikar. Bugün bir şeye cesaret ettim. Sonucundan henüz emin değilim. Ya sıçtım batırdım işleri. Ya da iyi güzel bir adım attım ve kendimi gösterdim. Şu an bilmiyorum. Sonuç her ne olursa olsun "İyi ki yapmışım." demeyi arzuluyorum tabi içten içe.
Bu aralar karışık rüyalar görüyorum. Örneğin aynı anda hem kış hem yaz oluyor rüyalarımda. Bir an yüzerken sonra kayak yapmaya başlıyorum. Birileri ölüyor, birileri kurtuluyor. Teyzemler ve kuzenlerim gerçek hayatımda olmamalarına rağmen rüyalarıma giriyorlar. Bir huzursuzluk, bir karmaşa, bir kaos ortamı almış başını gidiyor bende.
Bir de yine soru kalıpları ve kısa, uzun kelimeler birikti beynimde. "Ne zaman gidiyorsun?" "Nerede kalacaksın?" "Ne zaman geleceksin?" "Şarap içelim mi?" "Beyaz ten." "Kırmızı tişört." "Çok tatlısın." "Etkilendim." "Kırmızı şarap." "Büyük dudaklar." ....
Hani vardır ya "İlk uçağa atlayıp yanına geliyorum." lafları dizilerde, filmlerde falan, ben o cümleyi şu an kurabilirim işte. "Yarın öğlen uçağa atlayıp İzmir' e geliyorum Mü." ne güzel bir cümledir ama!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder