Sonunda ergenlik depresyonlarımı bir kenara atarak depresyon dışı bir şeyler yazabilecek duruma geldiğime de karar vererek yazıyorum buraya. Hoş bir hafta yaşanmadı benim tarafımdan. Okul ve spor asıldı bolca, abur cubura dadanıldı evden fazla çıkılmadı ve güne başlamak istenmedi.
Ergen depresyonu demek de pek mantıklı değil aslında, hayır aynıları elli küsür yaşındaki insanın da başına geliyor. Menapoz desem değil, daha erken lan! Nedir bilemedim, neyse geçiyorum.
Ne olursa olsun, evde üst üste iki gün oturulmaz, nokta. Bünye meselesi belki, bilmiyorum. Kötü oluyorum yani içim daralıyor, fenalaşıyorum. Bugün çıkıp rahatladım adeta. Dışarısı, güzel. Dışarısı, iyi. Sokakta hayat var. Mesela; Kabataş' tan motorla Üsküdar' a geçerken motorun dışında durunca yüzüme çarpan rüzgar hayatın ta kendisi. Ya da Galata Kulesine doğru inen eğri büğrü sokaktaki esnaf hayat. Ev, hayat değil. Orası kesin.
Geçen yaz çalıştığım Eğitimde Çağdaş Drama semineri, nisan ayının ortasında bir daha yapılacak. Ve bizler çevirmen olarak çalışacağız. Bugün de bir iş toplantısındaydım. Ne kadar havalı "iş toplantısındayım demek." onu fark ettim. Hele hele "Çevirmen Hanım" diye hitap edilmek de en bir hoş. Neyse nisan da dolu dolu bir ay olacak gibi.
Bir de sıkıldıkça evinin dekorasyonunu, eşyaların yerini değiştiren kadınlar gibi ben de bloğumun şeklini şemalini değiştirip duruyorum. Ama bunu sevdim, bu kalsın.
Not: Kitapta kalan son 79 sayfa ve son bir buçuk hafta. Nisanda her şey daha güzel olacak. Sevgiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder