Bugün aklıma bir şey düştü yolda yürürken. Lise zamanlarında, üç aylık klasik gitar dersi aldım ben. Dersi veren hocam, aslında profesyonel bir gitar hocası değildi. Sadece annemin arkadaşının yeğeniydi ve bir üniversite öğrencisiydi. Benden beş yaş büyüktü. Haftanın üç günü, annemin çalıştığı iş yerinde buluşur, iş yerinin beşinci katında( iş yeri eniştemin olduğundan herhangi bir sıkıntı çıkmadan)normal bir ev dairesinde dersimizi yapıyorduk. Ben ona ismiyle hitap etmekten utanır, isminin yanına 'Abi' kelimesini de koyardım. Aradaki beş yaş az değil derdim, kendi kendime.
Gitar hocamın, yakışıklı bir üniversite öğrencisi olması hayatımı büyük ölçüde etkilemişti doğrusu. Üniversite öğrencisi olmak önemliydi o zaman benim için. Farklı bir büyüsü vardı onun. Daha bilgili, daha kültürlü, daha esprili yani bütün daha' lar sanki ondaydı.
Ben ise ergenlik çağlarının tam en zorlu zamanlarında, kendimi çirkin bulduğum, yüzümü, vücudumu kısaca bana ait hiçbir şeyi beğenmediğim o korkunç dönemdeydim. Bir üniversite öğrencisinin benle gülüyor, konuşuyor, benimle beraber gitar çalıp şarkı söylüyor olması beni çok heyecanlandırmıştı.
Artık, sürekli ders günlerinin gelmesini bekler olmuştum. Her derse giderken, karşımdaki erkeği etkilemek üzere farklı kıyafetler giyiyor farklı saç şekilleri yapıyordum. Diyete başlamıştım, kilo vermeye kararlıydım. (yıllardır değişmeyen alışkanlıklar) Utangaçtım, çekingendim kısacası henüz çok çocuktum.
O ise, benim gözümde olgun bir insandı. Ders zamanı sadece gitar çalıp şarkı söylemezdik, sohbet de ederdik. Bana üniversite hayatını anlatırdı. Aslında İzmirliydi ancak Ankara' da okuyordu. Yaz tatilinde annesinin yanına gelmişti, İstanbul' a. Tatilin bitmesiyle tekrar, Ankara' ya dönecekti. Büyük ihtimalle bir sevgilisi vardı. Ders sıralarında telefonunun çalmasını ben buna yormuştum en azından.
Beni küçük bir çocuk olarak gördüğünü düşünüyor bir de buna üzülüyordum. Onu etkilemenin tek yolu güzel gitar çalmaktı(ben böyle düşünmüştüm) ve bu yüzden üç ay hiç durmadan gitar çalıştım. Evde gitar çalışırken, ertesi gün derste yeni bir şarkı öğrendiğimi ona söyleyecek ve şarkıyı çalacaktım. Çok etkilenecekti. Etkilenince ne olacaktı bilmiyorum, beni beğenecek miydi, bana sarılacak mıydı? O an karşımdaki erkekten ne isteyebilirdim ki? Büyük ihtimalle sadece kendimi önemli hissetmek istiyordum.
Şarkı söylerkenki ciddiyeti, ders aralarındaki espritüelliği, sesinin güzelliği, kısa saçı ancak arka tarafta bıraktığı ve ördüğü bir tutam, bunların hepsini gözlerimi dört açarak inceliyordum. Gitar tellerinin fazladan kalan kısımlarına her bir sevgilisinden bir toka bağlaması da aşk hayatının hareketli olduğunu gösteriyor ve beni üzüyordu. Yine bir ders arasında evdeki pinpon masasını fırsat bilerek pinpon oynamamız, evin terasına hava almaya çıktığımızda onun sigara içişi, her şeyini ama her şeyini ezberlemiştim.
Aradaki beş yaşın bana dağlar gibi görünmesine rağmen yine de hayallerimi kurmaktan geri kalmıyordum. Şimdi anlıyorum, aradaki beş yaş değildi belki önemli olan; ancak bir lise ve bir üniversite öğrencisi arasında dağlarca fark vardı. Ayrıca ben çok toy ve çok saf bir lise öğrencisiydim.
Hikayenin pek sonrası yok. Ben üç ayımı onunla aynı mekanda bulunduğum her anı eğlenerek ve onu etkilemeye çalışarak geçirdim Öyle bir şey tabi ki olmadı. Üç ay bittikten sonra Ankara' ya döndü ve gitar derslerimiz de sonlanmış oldu. O gittikten sonra uzun bir süre dışarıda gördüğüm tüm erkekleri ona benzetmem çok ilginçti.Sonra geçti tabi bunlar ve her şey normale döndü. Ara ara gelir aklıma, telefonumda numarasını görürüm bazen ama hiç aramam. Tamamlanmamış hikayeleri daha çok seviyorum; çünkü hiçbir şekilde bozulmuyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder