Sabah evden çıkışım savaşa, ölüme gider gibiydi adeta. Kolay değil, okul dışı ilk simultane tecrübemi yaşadım bugün. Kaç gündür bıraktım kitabımı 300. sayfasında da bu sempozyuma çalışıyordum. F tipi ceza evlerinden girip, emperyalist güçlerden çıkıp sendikalardan girip Ortadoğu' dan çıktık bugün. Yolda giderken, kulağımda 'eye of the tiger' baya baya savaşmaya gidiyordum. Kabinde kulaklığı takıp da mikrofon tuşuna bastığımda ise dizlerimin titremesi tamamen istem dışı bir durumdu ve kontrol altına alamadım. Dizler titrer de önemli olan ses titremesin.
İlk tecrübeler olayın en zor kısmıymış galiba. Bugünden sonra geçen dönem simultane derslerine giderken yaptığım stresi yapmazmışım gibi hissediyorum. Hayat daha bir güzelmiş gibi.. Aşılacak engebeli yollar varmış ama aşabilirmişim gibi. Ben bazen böyle kendimi güçlü hissediyorum işte. En sevdiğim halim bu, hep böyle olsam ne hoş olacak değil mi?
Bir çeviri macerasından sonra da en güzel şey de kendini ödüllendirmek. Kahve fincanlarına dalarak sohbet edip dizilerden dizilere koşmak. Bu gecelik çeviri olmaksızın keyifteyim. Yarın sabahtan itibaren 300. sayfamdan devam edebilirim yoluma. Tabi simultaneden sonra kitap çevirisi çerez kalır ya..
Felsefemiz: Her çeviri bir maceradır, her çeviri hayattan bir kesittir. Türlü kahramanlarla karşılaşırsın çeviri sürecinde ve o kahramanların yerine geçiverirsin bir süreliğine. Son olarak, biz çevirmezsek dünya dönmez. Sizi sonsuz çeviri aşkıyla selamlarım yoldaşlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder