11 Ekim 2011 Salı

oh la la beatrice.

Ekim tüm gariplikleriyle devam ediyor. Gariplik mariplik yok aslında latife yapıyorum ama eylülün hiç beklediğim gibi bir ay olmamasının ardından ekimin bana ne tür kelekler yapacağını merakla beklemekteyim.

Yarın psikolog ile ilk görüşmem gerçekleşecek. Kadın durup da bana "hadi anlat bakalım," der ise arkamı dönüp çıkarım herhalde odadan. Öyle anlat deyince anlatılabiliyor olsa sana ne diye geleyim değil mi ama? Ön yargıyla yaklaşmamak lazım tabii.

Hayatımdaki en büyük aşkı İspanyolca ile yaşıyorum ve sanırım kimse ya da hiçbir şey beni ondan daha mutlu edemeyecek. Derslerde ben ben olmaktan çıkıyor resmen bir canavara dönüşüyorum. Değişik bir psikoloji.

Beyoğlu' nun ara sokaklarının birindeki küçük Fransız pastanesi J'adore da 'oh la la beatrice' yiyerek zevkin doruk noktalarına ulaşabilirsiniz, benden söylemesi. Çikolata kaplı keki ve çilek, muz parçalarıyla mutluluk göz yaşlarına boğulacak ve birden bire Fransızca konuşmaya başlayacaksınız. (Bendeki bu Latin dilleri sevdası..)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder