Gezimize Ege yollarında kaldığımız yerden devam ederken, her gün yeni bir şeyler öğrenip yeni tecrübeler ediniyoruz. Bugün önce Urla' da kısa bir tur attıktan sonra, sonunda İzmir içlerine ulaştık. Tamam güzel şehir. Kordon falan güzel mekanlar, harbi. Ancak İstanbul'dan da o kadar farklı değil yahu bu şehir. Yine trafik, yine pis hava falan derken ben kendimi gayet Kadıköy' de hissettim yani. Tabi yine yol boyunca uzanan palmiye ağaçları, her yerde gezinen faytonları ile daha bir tatil şehri havası var burada; ancak dediğim gibi İzmir, küçük bir İstanbul'dur.
Bugünün en önemli mevzusuna gelirsek, Mü'nün babamla tanışmasıydı. Çok uzun zamandır bu kadar stres olmamıştım. Kim bilir sevgili Mü neler hissetti? Çünkü babam Lily' nin 'benim için öldün' bakışlarını güneş gözlüğünün arkasından bile hissettirebiliyordu. Belki Mü' yü orta okul yıllarımdan hatırladı da ondandı bu suratsızlığı. Hani orta son zamanları, benim Mü' ye yoğun ilgim olduğu zamanlar, pek sevgili babamın sevgili günlüğümü okuması sonucunda bu ilgiyi öğrenmiş olmasından dolayıdır belki, dedim. Ama bilemedim.
Neyse annem, babam, kardeşim ve Mü ile oturup hep beraber kahve içmek de harbi ilginçti. Mü ile babama oynadığımız oyun biraz canımızı sıksa da günü belasız atlattık. ( Babam Mü ile bilinçli görüştüğümüzü değil de, tesadüf eseri karşılaştığmızı sanmaktaydı. Eğer biraz daha rahat bir insan olsaydı kendisi, böyle oyunları yemek zorunda kalmayacaktı tabi, neyse.)
İzmir' de gezinirken ispanyolca konuştuklarını duyduğum iki kadını, küçük bir çocuk gibi sevinçle "Bakk babaaaaa ispaannyooll!" diye gösterince babam kadınlara dönüp "Holaa!" diye bağırdı. Canım babamın tek istediği benim pratik yapmamdı. Kadınlarla birlikte ben de bir hayli şaşırdım; ancak onlara ispanyolca bildiğimi babamında sırf ben pratik yapayım diye onlarla konuşmamı istediğini anlattım. Canım ispanyollar pek bir sevgiyle karşıladılar bu durumu, bir süre muhabbet ettik ve ispanyolcamın iyi olduğunu söyleyip beni oldukça mutlu ettiler.
Ayrıca bugün en sanat sever ve bana fotoğrafçıklıkla ilgili laf atan adamla tanıştım. Annemle babamın fotoğrafını çekerken ben, süratle yanımdan geçen arabadaki adam "Ah benim de fotoğrafımı sen çekeydin!" deyince, "Gel çekerim hacı istediğin fotoğraf olsun yea." demek istedim ama demedim. İzmirmiş İstanbulmuş, önemli olan insanlık be anam.
Uzun mu uzun yorucu mu yorucu bir İzmir günü ardından, yarın öğleden sonra buradan da yola çıkıp kendimizi Ayvalık yollarına vuruyoruz. Orada da bir süre takılacağız sanırım. Ben sevdim bu tatil işini lan! Dönesim yok inanın.
30 Haziran 2010 Çarşamba
29 Haziran 2010 Salı
Geldi de geçiyor.
Lavanta kokusu, taş evleri, resim sergileri ve rum ezgileriyle bir bütün oluşturan Alaçatı' yı çok sevdim. Kesinlikle gidilmesi görülmesi gereken bir yer. Cana yakın ege insanlarının yanı sıra, entel kesim ve salına salına dolaşan turistler de birlikte harika bir kombinasyon oluşturuyor. Adım başı harika( eh biraz da tuzlu) restauratları, şarap evleri ve rum meyhanelerinin önünden geçerken seçim yapmakta oldukça zorlanabilirsiniz. Oldukça kaliteli; ancak bir o kadar da samimi bir havası var Alaçatı' nın. Sanat sever ve doğa sever insanlar egeliler. Belki de Moda yahut Oviedo değil de Alaçatı'da yaşarım ileride belli mi olur? ( Fikir değiştirmenin bu kadarı.) Ancak şurası kesin ki herkes Alaçatı' yı görmeli, benim bugün hissettiklerimi hissetmeli. Gidiniz, görünüz!
Artık yarın öğlen sularında otelimizi terk edip Çeşme' den çıkıp İzmir içlerine giriyoruz. Şu meşhur Kordon' u falan görmek lazım hazır bu kadar gelmişken. Ha bir de İzmir' lere gelip de Mü yü görmemek olur mu hiç? Yarın bir mani çıkmaz ise, Mü yü görüp hatta saygıdeğer babam ile tanıştıracağım kendisini.
Babam tipik bir kız babası olup tüm erkek arkadaşlarıma düşman kesilmeyi bir görev olarak bilmektedir. Gerçi bu durum. S.A. ve B.D için biraz farklıdır. Babam onları evimizde ağırlamış onlarla güzel muhabbetlerde bulunmuştur. Ancak inanın ilk kez tanışacağı bir arkadaşıma ( erkek olduğu taktirde) iyi davranmayacağını, onlara Lily' nin 'benim için öldün' bakışlarından atacağını biliyorum. Sen yine de korkma Mü. Ben seni korumaya çalışacağım.
Günler bir şekilde geçiyor bu yıl ki tatilin de sonuna yaklaşıyoruz. İstanbul seni özledim mi diye bir sor hele..
Tabi ki hayır. Temiz havayı, güneşi, denizi bırakıp da senin egzos kokuna, tıkış tıkış halk otobüslerine, tıklım tıklım caddelerine mi koşayım yani? Ben aptal mıyım?
Bak hayat, beni kandırıp kandırıp, heyecanlandırıp heyecanlandırıp duruyorsun. Bu sefer de beni hayal kırıklığına uğratırsan fena bozuşacağız, ikimizden biri çok pis dayak yiyecek sonunda. Vaadettiğin şeyleri yavaştan vermenin zamanı gelmedi mi sence de?
Geldi de geçiyor.
Artık yarın öğlen sularında otelimizi terk edip Çeşme' den çıkıp İzmir içlerine giriyoruz. Şu meşhur Kordon' u falan görmek lazım hazır bu kadar gelmişken. Ha bir de İzmir' lere gelip de Mü yü görmemek olur mu hiç? Yarın bir mani çıkmaz ise, Mü yü görüp hatta saygıdeğer babam ile tanıştıracağım kendisini.
Babam tipik bir kız babası olup tüm erkek arkadaşlarıma düşman kesilmeyi bir görev olarak bilmektedir. Gerçi bu durum. S.A. ve B.D için biraz farklıdır. Babam onları evimizde ağırlamış onlarla güzel muhabbetlerde bulunmuştur. Ancak inanın ilk kez tanışacağı bir arkadaşıma ( erkek olduğu taktirde) iyi davranmayacağını, onlara Lily' nin 'benim için öldün' bakışlarından atacağını biliyorum. Sen yine de korkma Mü. Ben seni korumaya çalışacağım.
Günler bir şekilde geçiyor bu yıl ki tatilin de sonuna yaklaşıyoruz. İstanbul seni özledim mi diye bir sor hele..
Tabi ki hayır. Temiz havayı, güneşi, denizi bırakıp da senin egzos kokuna, tıkış tıkış halk otobüslerine, tıklım tıklım caddelerine mi koşayım yani? Ben aptal mıyım?
Bak hayat, beni kandırıp kandırıp, heyecanlandırıp heyecanlandırıp duruyorsun. Bu sefer de beni hayal kırıklığına uğratırsan fena bozuşacağız, ikimizden biri çok pis dayak yiyecek sonunda. Vaadettiğin şeyleri yavaştan vermenin zamanı gelmedi mi sence de?
Geldi de geçiyor.
27 Haziran 2010 Pazar
SON
Bazen can çeker, beyin susar.
Ruh çeker, mantık söner.
Kalp çeker, dünya durur.
...
Sonrası iyilik, sağlık be güzelim. Değişen pek bir şey olmuyor şu boktan hayatlarımızda hani.. Kaldığımız yerden devam ediyoruz saklambaçlarımıza, köşe kapmacalarımıza ve kovalamacalarımıza.
Birbirimizi kullanmayı da iyi biliyoruz bu arada. Canımız sıkılmasın diye, yeni heyecan arayışları içerisinde sadece oyalıyoruz birbirimizi, ne güzel!
Sanki bir tatminsizlik denizi var ve o denizde biz sürekli derine yüzüyoruz.. İnsanlar, günler, yıllar, mekanlar, hediyeler, içki, sigara, yemek.. Lan hiçbir şeyden mi zevk alamaz duruma gelir insan? Bu kadar mı öldük, bu kadar mı kaybettik kendimizi? Bu kadar mı kıymet bilmez insan? İnsan, insanı bu kadar mı harcar? Pişman olacağız, çok pişman. "Ben demiştim." demeyeceğim bu sefer sana. Çünkü aslında ben dememiştim, sadece demiş rolü yapıyordum. Laf aramızda iyi rol yaparım. Aynı anda seni sevip senden nefret ettiğime inanırsın. İntihar ettiririm ben sana, farkına varmazsın.
Evet, ben demiş rolü yapıyordum. Ben 'doğru' ları söylerim, olması gerekeni yaşıyormuş gibi yapıp bir sürü suç işlerim beynimde. Çalarım, soyarım, öldürürüm ve ihanet ederim. Oysa hep 'doğru' lar çıkar dudaklarımdan; çünkü seni üzmek istemem ben. Gerçi biliyorum, sen beni tanırsın, sen benim ağzımdan çıkanları değil de çık(a)mayanları bilirsin, eminim.
Kavramlar yaratmışım kafamda, belli tanımlar uydurmuşum. Kendimi her gece başka bir tanım içine sokmuşum sonra. Sen benim tanımlarıma uymadığında ben sana cezalar verdirmiş, kelleni kestirmişim bir milyon defa, hiç usanmadan. Sonra sen beni aforoz ettirmişsin bir kerede.
İşte sonra olanlar olmuş;
Canım seni çekmiş, beynim susmuş,
Ruhum seni çekmiş, mantığım sönmüş,
Kalbim seni çekmiş, dünya durmuş.
Son.
Ruh çeker, mantık söner.
Kalp çeker, dünya durur.
...
Sonrası iyilik, sağlık be güzelim. Değişen pek bir şey olmuyor şu boktan hayatlarımızda hani.. Kaldığımız yerden devam ediyoruz saklambaçlarımıza, köşe kapmacalarımıza ve kovalamacalarımıza.
Birbirimizi kullanmayı da iyi biliyoruz bu arada. Canımız sıkılmasın diye, yeni heyecan arayışları içerisinde sadece oyalıyoruz birbirimizi, ne güzel!
Sanki bir tatminsizlik denizi var ve o denizde biz sürekli derine yüzüyoruz.. İnsanlar, günler, yıllar, mekanlar, hediyeler, içki, sigara, yemek.. Lan hiçbir şeyden mi zevk alamaz duruma gelir insan? Bu kadar mı öldük, bu kadar mı kaybettik kendimizi? Bu kadar mı kıymet bilmez insan? İnsan, insanı bu kadar mı harcar? Pişman olacağız, çok pişman. "Ben demiştim." demeyeceğim bu sefer sana. Çünkü aslında ben dememiştim, sadece demiş rolü yapıyordum. Laf aramızda iyi rol yaparım. Aynı anda seni sevip senden nefret ettiğime inanırsın. İntihar ettiririm ben sana, farkına varmazsın.
Evet, ben demiş rolü yapıyordum. Ben 'doğru' ları söylerim, olması gerekeni yaşıyormuş gibi yapıp bir sürü suç işlerim beynimde. Çalarım, soyarım, öldürürüm ve ihanet ederim. Oysa hep 'doğru' lar çıkar dudaklarımdan; çünkü seni üzmek istemem ben. Gerçi biliyorum, sen beni tanırsın, sen benim ağzımdan çıkanları değil de çık(a)mayanları bilirsin, eminim.
Kavramlar yaratmışım kafamda, belli tanımlar uydurmuşum. Kendimi her gece başka bir tanım içine sokmuşum sonra. Sen benim tanımlarıma uymadığında ben sana cezalar verdirmiş, kelleni kestirmişim bir milyon defa, hiç usanmadan. Sonra sen beni aforoz ettirmişsin bir kerede.
İşte sonra olanlar olmuş;
Canım seni çekmiş, beynim susmuş,
Ruhum seni çekmiş, mantığım sönmüş,
Kalbim seni çekmiş, dünya durmuş.
Son.
25 Haziran 2010 Cuma
İzmir'den kucak dolusu sevgiler.
Size Çeşme' den sesleniyorum! Şu rüzgarlı havası haricinde sevdim ben Çeşme'yi. Denizinle, sahilinle ve kumrunla bağrıma bastım Çeşme ben seni. Günler, denize gir, fitness center a git, yemek ye rutiniyle geçecek sanırım buralarda. Buralarda bile sporumu eksik etmiyorum ya ondan gururlanıyorum ben kendimle lan. Neyse efenim İstanbul'dan yola çıkarak başladığımız yolculuğumuz yine dün gece Çeşme' de son buldu. Henüz buraları keşfetme aşamasındayız, bakalım önümüzdeki günler içerisinde nelerle karşılacağız.
Azizim öyle bir bilgisayar gençliği olmuşuz ki wireless gördüğüm an sanki hazine görmüş gibi sevinip laptop ımı koşar adımlarla alıp açıyorum. Lan sanki çok önemli işlerim var da.. Ha bir de turkcell sağolsun facebook a telefondan bedava girme olayı çok iyi bak, dağda, ovada bayırda facebook a girebiliyorsun ve dünyayı kurtarmaya devam edebiliyorsun(!)
Sanırım, hala 'sanırım'larla konuşmaktan nefret etsem de, ben bu Ağustos'ta gideceğim Madrid' e. Hala belli bir şey yok ve bu beni delirtiyor. Hatta belki Mü benle İspanya'ya gelecek; ancak evvet o da kesin değil henüz. Sabır.sabır.sabır.
Tamam ya sakinim ben, şu camdan dışarı bakınca gördüğüm denizin ve kumsalın getirdiği tatil huzurumu saçma sapan gelecek kaygılarımla kirletmeyeceğim. Kafa rahatlığı, sıradan insan olmak, oh mis huzur lan!
İzmir'den sevgilerimi yolluyorum sizlere, bir isteiğiniz var mı lan? İzmir'in kızları güzeldir falan hani bir kaç hatun kapıp geleyim isterseniz? Ha olmadı kumru getiririm onu yersiniz artık n'apalım.
Azizim öyle bir bilgisayar gençliği olmuşuz ki wireless gördüğüm an sanki hazine görmüş gibi sevinip laptop ımı koşar adımlarla alıp açıyorum. Lan sanki çok önemli işlerim var da.. Ha bir de turkcell sağolsun facebook a telefondan bedava girme olayı çok iyi bak, dağda, ovada bayırda facebook a girebiliyorsun ve dünyayı kurtarmaya devam edebiliyorsun(!)
Sanırım, hala 'sanırım'larla konuşmaktan nefret etsem de, ben bu Ağustos'ta gideceğim Madrid' e. Hala belli bir şey yok ve bu beni delirtiyor. Hatta belki Mü benle İspanya'ya gelecek; ancak evvet o da kesin değil henüz. Sabır.sabır.sabır.
Tamam ya sakinim ben, şu camdan dışarı bakınca gördüğüm denizin ve kumsalın getirdiği tatil huzurumu saçma sapan gelecek kaygılarımla kirletmeyeceğim. Kafa rahatlığı, sıradan insan olmak, oh mis huzur lan!
İzmir'den sevgilerimi yolluyorum sizlere, bir isteiğiniz var mı lan? İzmir'in kızları güzeldir falan hani bir kaç hatun kapıp geleyim isterseniz? Ha olmadı kumru getiririm onu yersiniz artık n'apalım.
23 Haziran 2010 Çarşamba
sin palabras.
Her gün milyonlarca yalan söylüyorum sana.
"Seni seviyorum."
"Seni özledim."
"Harikasın. Ne kadar anlayışlısın."
"Ben de seni düşünüyordum, tam arayacaktım sen aradın."
"Gelecektim bugün ama rahatsızlandım, yoksa gelecektim yani."
"Bütün gün evdeydim, hiçbir şey yapmadım."
"Hayır seninle ilgili bir problem yok. {Bütün problemlerim seninle ilgili.}"
"Ben en çok seni sevdim."
"Hayır, seni istemiyorum."
"Sıkıldım senden."
"Git başımdan."
"Git."
Ağzımdan çıkan her kelime bir yalan. Sana söylediğim ne olumlu cümleler gerçekten olumlu, ne de olumsuzlar aslında olumsuz. Yalan barındırmayan bir tane bile kelimem yok senin için. İşte bu yüzden kelimelerimi içimde barındaracağım, bu yüzden susuyorum şu an.
"Seni seviyorum."
"Seni özledim."
"Harikasın. Ne kadar anlayışlısın."
"Ben de seni düşünüyordum, tam arayacaktım sen aradın."
"Gelecektim bugün ama rahatsızlandım, yoksa gelecektim yani."
"Bütün gün evdeydim, hiçbir şey yapmadım."
"Hayır seninle ilgili bir problem yok. {Bütün problemlerim seninle ilgili.}"
"Ben en çok seni sevdim."
"Hayır, seni istemiyorum."
"Sıkıldım senden."
"Git başımdan."
"Git."
Ağzımdan çıkan her kelime bir yalan. Sana söylediğim ne olumlu cümleler gerçekten olumlu, ne de olumsuzlar aslında olumsuz. Yalan barındırmayan bir tane bile kelimem yok senin için. İşte bu yüzden kelimelerimi içimde barındaracağım, bu yüzden susuyorum şu an.
when ur mind's made up.
Bir şeyler yoluna girip kahve falımda çıkan, şu tıkanmış yollar 3 vakte kadar açılacak, biliyorum.
Bisiklete binmek. Hatta yağmur çiselerken, kulağınızda müziğiniz çalarken bisiklete binmek.. Özgürlüktür bu. Bilmiyorum bisiklete biner misiniz, binmeyi sever misiniz, ama bisiklete binerken yüzünüze çarpan rüzgar ve yağmur damlaları özgürlüğün simgesidir. Ya da salıncak.. Salıncağa binip, gök yüzüne daha yakın hissetmek, bulutlara ulaşacakmış gibi.. Salıncak da özgürlüktür. Ben bu gün özgürlüğü hissettim tam yüzüme doğru.
Gerçekten bir şeyler yoluna girecek, hissediyorum. Birileri karar verecek, belki ben gideceğim, belki birileri benimle gelecek, olacak bir şeyler. Şu anki gibi kalmayacak en azından durumlar.
Yarın İstanbul' u bir 10 günlüğüne bırakıyorum, ona ihanet edip İzmir'in kollarına koşuyorum. Ama biliyorum ki geri döndüğümde İstanbul beni kayıtsız şartsız kucaklayacaktır tekrar. Ne kadarlığına gidersem gideyim İstanbul hiç soru sormadan bağrına bastı beni yeniden. Sever beni İstanbul da ben onu o kadar sevmiyorum sanki.. Ondan mıdır bu arada kaçıp gitmelerim?
Bu seferki yaz tatilime huzur içinde, kafamda herhangi bir soru işareti olmadan, sadece kumlarla bütünleşip güneşte erimeye sonra ise denizde yeniden doğmaya gidiyorum. Lap top ım yanımda olacağından sizlere oralardan ulaşmayı umut ediyorum. Özleyeceğim sizi insanlar.
Bugünün şarkısı, "When your mind's made up" Bu şarkı neden bu kadar hüzünlü lan?
"So,
If you ever want something
You call, you call
And I'll come running to fight
And I'll be at your door
And there's nothing worth running for.
When your mind is made up,
When your mind is made up,
There's no point trying to change it.
When your mind is made up,
When your mind is made up,
There's no point trying to stop it."
Bisiklete binmek. Hatta yağmur çiselerken, kulağınızda müziğiniz çalarken bisiklete binmek.. Özgürlüktür bu. Bilmiyorum bisiklete biner misiniz, binmeyi sever misiniz, ama bisiklete binerken yüzünüze çarpan rüzgar ve yağmur damlaları özgürlüğün simgesidir. Ya da salıncak.. Salıncağa binip, gök yüzüne daha yakın hissetmek, bulutlara ulaşacakmış gibi.. Salıncak da özgürlüktür. Ben bu gün özgürlüğü hissettim tam yüzüme doğru.
Gerçekten bir şeyler yoluna girecek, hissediyorum. Birileri karar verecek, belki ben gideceğim, belki birileri benimle gelecek, olacak bir şeyler. Şu anki gibi kalmayacak en azından durumlar.
Yarın İstanbul' u bir 10 günlüğüne bırakıyorum, ona ihanet edip İzmir'in kollarına koşuyorum. Ama biliyorum ki geri döndüğümde İstanbul beni kayıtsız şartsız kucaklayacaktır tekrar. Ne kadarlığına gidersem gideyim İstanbul hiç soru sormadan bağrına bastı beni yeniden. Sever beni İstanbul da ben onu o kadar sevmiyorum sanki.. Ondan mıdır bu arada kaçıp gitmelerim?
Bu seferki yaz tatilime huzur içinde, kafamda herhangi bir soru işareti olmadan, sadece kumlarla bütünleşip güneşte erimeye sonra ise denizde yeniden doğmaya gidiyorum. Lap top ım yanımda olacağından sizlere oralardan ulaşmayı umut ediyorum. Özleyeceğim sizi insanlar.
Bugünün şarkısı, "When your mind's made up" Bu şarkı neden bu kadar hüzünlü lan?
"So,
If you ever want something
You call, you call
And I'll come running to fight
And I'll be at your door
And there's nothing worth running for.
When your mind is made up,
When your mind is made up,
There's no point trying to change it.
When your mind is made up,
When your mind is made up,
There's no point trying to stop it."
22 Haziran 2010 Salı
Boklu Değnek
Biran önce karar vermeniz, ardından da uygulamasına başlamanız gereken bir sürü durum söz konusu ise beyniniz patlayacak hissi uyandırabilir, normaldir. İki ucu boklu değnek mevzular can sıkıcıdır, düşünmek için yeterli zamanınız olmaması durumunda ise artık işi biraz kader, kısmet diyerek oluruna bırakmak gerekir, başka çare yoktur.
Gitsek bir türlü, kalsak bir türlü.. Arada kalmak ise en kötü olanı. Madem bu kadar kararsızım o zaman etrafımdaki faktörlerin kararına saygı duyacağım, yapacak bir şey yok. Bakalım bu seferki çekilişten gitmek mi, kalmak mı çıkacak..
Önümü göremiyor olmayı sevmiyorum. Yarın ne yapıyor olacağımı bilememek beni sinirlendiriyor. Ben ki yazımı taa kıştan planlayan bir insanım; planlarımı bir günde bozan durumlara uyuz oluyorum. Sonra da kendime uyuz oluyorum tabi, bu kadar plan yapacak ne var? Alt tarafı yaşıyoruz işte. Rahat ol be arkadaşım.
Evet bu günden itibaren bir süreliğine karar almadan yaşayacağım, etrafım tarafından alınan kararlara ise saygı duyacağım. Bir süre kurallara uymak için çaba harcamayacağım, yanlışlarımı umursamayacağım, en önemlisi plan yapmayacağım. Plansızlığın keyfini sürüp, gelişi güzel sürdüreceğim hayatımı. Ne çıkarsa bahtıma, kafası güdeceğim. Spontane anlarda var olacağım. Rutinlerimi de siliyorum bugün. Bir süre dokunmayacağım, karışmayacağım size insanlar. Yaşama karışmıyorum bir süre, oradan oraya savrulmak istiyorum, ne haliniz varsa görün tamam mı insanlar? Ben de ne halim varsa onu göreceğim çünkü.
Not: Son paragraftaki her cümlenin kendi içinde birer 'Karar' olduğunun da farkındayım.Sadece çaktırmıyorum.
Gitsek bir türlü, kalsak bir türlü.. Arada kalmak ise en kötü olanı. Madem bu kadar kararsızım o zaman etrafımdaki faktörlerin kararına saygı duyacağım, yapacak bir şey yok. Bakalım bu seferki çekilişten gitmek mi, kalmak mı çıkacak..
Önümü göremiyor olmayı sevmiyorum. Yarın ne yapıyor olacağımı bilememek beni sinirlendiriyor. Ben ki yazımı taa kıştan planlayan bir insanım; planlarımı bir günde bozan durumlara uyuz oluyorum. Sonra da kendime uyuz oluyorum tabi, bu kadar plan yapacak ne var? Alt tarafı yaşıyoruz işte. Rahat ol be arkadaşım.
Evet bu günden itibaren bir süreliğine karar almadan yaşayacağım, etrafım tarafından alınan kararlara ise saygı duyacağım. Bir süre kurallara uymak için çaba harcamayacağım, yanlışlarımı umursamayacağım, en önemlisi plan yapmayacağım. Plansızlığın keyfini sürüp, gelişi güzel sürdüreceğim hayatımı. Ne çıkarsa bahtıma, kafası güdeceğim. Spontane anlarda var olacağım. Rutinlerimi de siliyorum bugün. Bir süre dokunmayacağım, karışmayacağım size insanlar. Yaşama karışmıyorum bir süre, oradan oraya savrulmak istiyorum, ne haliniz varsa görün tamam mı insanlar? Ben de ne halim varsa onu göreceğim çünkü.
Not: Son paragraftaki her cümlenin kendi içinde birer 'Karar' olduğunun da farkındayım.Sadece çaktırmıyorum.
20 Haziran 2010 Pazar
git.dön.gel-git.dön.gel.
Yoğun, yorgun, tuhaf günler yaşıyorum. Gündemimde yine bir İspanya' dır gidiyor. Dün gönüllü olarak çalıştığım sevgili ispanyolca kursumun organize ettiği Dia E' de oyunlar, flamenko gösterileri, salsa şovları nın yanı sıra bir de büyük çekiliş vardı. Çekiliş gönüllü çalışanların arasında yapıldı. Büyük ödül: Madrid' de 1 ay İspanyolca kursu. Evet, bana çıktı. Şaşkınlığımı giderebilmiş değilim. Madrid' de bir ay geçirmek, 'Vay anasını' diyorum. Hani genelde olmaz böyle şeyler, bahtsızızdır bizler, çekilişten bir şey kazanmak şöyle dursun piyango biletlerimize amorti bile vurmaz ya hani!
Bu sefer şaşırttı bizi şans, kader, kısmet üçlüsü. Minnettarım. Halbuki sabahtan beri kendime neden gönüllü olarak çalıştığımı sorup kendime türlü küfürler savuruyordum, meğer bir nedeni varmış lan! Güzel bir cumartesi akşamıydı yani, Beyoğlu'nun kalabalığında var olmaya çalıştık kendimizce.
Tamam, mutlu oldum ama yüreğimi kaplayan büyük bir korku var. Daha çok olmamıştı ben döneli sanki ya, yalnız yaşamak falan korkuttu beni birden. Tabi sonra 5 ay geçirdim lan ben orada 1 ayda ne olacak? diyerek teselli ettim kendimi. Temmuz ortası veya sonu gibi giderim herhalde diye düşünüyorum. Ağustosun ortalarında burada olmam gerek, Mü'yü kaçıramam. Aslında bu gidişin en güzel yanı İspanya'daki dostları görecek olmamdır tekrar. Belki bir Erasmus buluşması ayarlayacağız, planlar hayaller devrede yine. Önce İzmir tatilini geçireyim sonra Madrid' ime tez gidip tez döneyim.
Vedalaşmalardan nefret ettiğimi daha kaç kere söyleyeceğim bilmiyorum. Ama bunlar güzel vedalaşmalar.. Körü'den bahsediyorum. Onun ülke dışına çıkacağı zamanlar ben İzmir'de olacağımdan son olarak dün gördüm onu, bir daha o dönünce.. O şimdi yeni bir ülkede yeni bir şehirde yeni insanlarla olacak. Eminim çok mutlu olacak, çok sevecek oraları. Bunlar öyle acı dolu, çok hüzünlü vedalaşmalar değil.. Heyecanlı, mutlu, tabi özleyecek olmanın getirdiği buruk vedalaşmalar. Her şey güzel olacak, dönüşü de bir o kadar heyecanlı olacak. O da tez gitsin tez gelsin.
Gidiyoruz, dönüyoruz ve yine gidiyoruz. Sonra tekrar buluşuyoruz bir yerlerde, ardından yollarımız ayrılıyor.. Bir gün, bir yerlerde kesişir hayatlarımız yine, güvenin bana.
Bu sefer şaşırttı bizi şans, kader, kısmet üçlüsü. Minnettarım. Halbuki sabahtan beri kendime neden gönüllü olarak çalıştığımı sorup kendime türlü küfürler savuruyordum, meğer bir nedeni varmış lan! Güzel bir cumartesi akşamıydı yani, Beyoğlu'nun kalabalığında var olmaya çalıştık kendimizce.
Tamam, mutlu oldum ama yüreğimi kaplayan büyük bir korku var. Daha çok olmamıştı ben döneli sanki ya, yalnız yaşamak falan korkuttu beni birden. Tabi sonra 5 ay geçirdim lan ben orada 1 ayda ne olacak? diyerek teselli ettim kendimi. Temmuz ortası veya sonu gibi giderim herhalde diye düşünüyorum. Ağustosun ortalarında burada olmam gerek, Mü'yü kaçıramam. Aslında bu gidişin en güzel yanı İspanya'daki dostları görecek olmamdır tekrar. Belki bir Erasmus buluşması ayarlayacağız, planlar hayaller devrede yine. Önce İzmir tatilini geçireyim sonra Madrid' ime tez gidip tez döneyim.
Vedalaşmalardan nefret ettiğimi daha kaç kere söyleyeceğim bilmiyorum. Ama bunlar güzel vedalaşmalar.. Körü'den bahsediyorum. Onun ülke dışına çıkacağı zamanlar ben İzmir'de olacağımdan son olarak dün gördüm onu, bir daha o dönünce.. O şimdi yeni bir ülkede yeni bir şehirde yeni insanlarla olacak. Eminim çok mutlu olacak, çok sevecek oraları. Bunlar öyle acı dolu, çok hüzünlü vedalaşmalar değil.. Heyecanlı, mutlu, tabi özleyecek olmanın getirdiği buruk vedalaşmalar. Her şey güzel olacak, dönüşü de bir o kadar heyecanlı olacak. O da tez gitsin tez gelsin.
Gidiyoruz, dönüyoruz ve yine gidiyoruz. Sonra tekrar buluşuyoruz bir yerlerde, ardından yollarımız ayrılıyor.. Bir gün, bir yerlerde kesişir hayatlarımız yine, güvenin bana.
18 Haziran 2010 Cuma
Böyle mi olacaktı?!
İlköğretim ve liselerin kapanmasının ardından karnesini alıp ipini koparan Kadıköy' e damlamış. Eyvallah, sözüm yok. Ama kafelere sürü halinde gelip, ilk kez bira içiyormuş, nargile içiyormuş gibi tavrınız nedir onu merak ettim ben. Ya o bağıra çağıra konuşmalar? Bütün gün kafamın içine ettiniz liseli gençler. Neyse.
Şaka gibi ancak hesapladım. Kadıköy' de aylak aylak dolaşırken bir günde ortalama 4 arkadaşa rastlıyorum. Zaman zaman daha fazla ve daha az olduğu oluyor. Hatta bugünü düşündüğümde bir insana aynı gün iki kere rastlama olasılığı da hiç düşük değil. Tabi gördüğüm insanların kaçına durup selam veriyorum, kaçıyla muhabbetim var, orası tartışılır. Genelde konuşmak istemediğim birini gördüğümde, adımlarım hızlanıyor, kafam öbür tarafa çevriliyor ve o kişi hiç görülmemiş gibi yanından sessizce geçiliyor. Evet bunu yapıyorum. Herkese değil, tamam. Ama inanın bir çoğunuza yapıyorum. İçimden gelince asosyallik, elden pek bir şey gelmiyor azizim.
Uyumayı sevmeyen karşıma çıksın, kapışalım. Ne güzel şey uyku lan! Sevilmez mi? Ancak araştırmalara göre insanların yüzde bilmem kaçı, uykuyu sorunlardan ve problemlerden bir kaçış olarak görüyor ve normalden daha fazla uyuyor. Doğru. Hayatımızda neyle alakalı olursa olsun herhangi bir sorunumuz olduğunda uykuya sığındığımız, uyanmak istemediğimiz, doğru. Ha uyuyunca ne oluyor? Her şey daha mı güzel oluyor? Yoo. Bir süreliğine problemleri erteliyoruz. Ama elbet uyanma vakti gelecek.
Ertelenen planları sevmem bilirsiniz. Bir plan varsa uygulansın isterim. Rahat adamı sevmem, rahatlık yapıp planları uygulamayanları sevmem; çünkü ben daimi stres sahibi ve rahatsız bir insanım. Yapacak hiçbir işim yokken hatta gece 4te yattıysam da alarmımı en geç 11:00' e kurup uyanan biri oldum çıktım. Neler oluyor bana, neler oluyor bize lan? Böyle mi olacaktı?
Şaka gibi ancak hesapladım. Kadıköy' de aylak aylak dolaşırken bir günde ortalama 4 arkadaşa rastlıyorum. Zaman zaman daha fazla ve daha az olduğu oluyor. Hatta bugünü düşündüğümde bir insana aynı gün iki kere rastlama olasılığı da hiç düşük değil. Tabi gördüğüm insanların kaçına durup selam veriyorum, kaçıyla muhabbetim var, orası tartışılır. Genelde konuşmak istemediğim birini gördüğümde, adımlarım hızlanıyor, kafam öbür tarafa çevriliyor ve o kişi hiç görülmemiş gibi yanından sessizce geçiliyor. Evet bunu yapıyorum. Herkese değil, tamam. Ama inanın bir çoğunuza yapıyorum. İçimden gelince asosyallik, elden pek bir şey gelmiyor azizim.
Uyumayı sevmeyen karşıma çıksın, kapışalım. Ne güzel şey uyku lan! Sevilmez mi? Ancak araştırmalara göre insanların yüzde bilmem kaçı, uykuyu sorunlardan ve problemlerden bir kaçış olarak görüyor ve normalden daha fazla uyuyor. Doğru. Hayatımızda neyle alakalı olursa olsun herhangi bir sorunumuz olduğunda uykuya sığındığımız, uyanmak istemediğimiz, doğru. Ha uyuyunca ne oluyor? Her şey daha mı güzel oluyor? Yoo. Bir süreliğine problemleri erteliyoruz. Ama elbet uyanma vakti gelecek.
Ertelenen planları sevmem bilirsiniz. Bir plan varsa uygulansın isterim. Rahat adamı sevmem, rahatlık yapıp planları uygulamayanları sevmem; çünkü ben daimi stres sahibi ve rahatsız bir insanım. Yapacak hiçbir işim yokken hatta gece 4te yattıysam da alarmımı en geç 11:00' e kurup uyanan biri oldum çıktım. Neler oluyor bana, neler oluyor bize lan? Böyle mi olacaktı?
16 Haziran 2010 Çarşamba
Ahmak
15BK benim hayatımın otobüsü. Kendisini geçen yaz keşfettim. Evime minibüs yolundan geçerek 1 saatte değil de E-5 ten geçerek 20 dakikada ulaşan otobüs, o. 15BK genelde eski, yıkık dökük otobüsler olurdu; ancak bu günlerde fark ediyorum ki artık yeni 15BK lar çıktı ortaya. Seni seviyorum 15BK.
Kokoreç. Yer misiniz? Ben yerim. Kokoreçle tanışıklığım 2 yıl öncesine dayanıyor. Tattığım andan beri vazgeçemiyorum kendisinden, her ne kadar bu konuda annem gibi insanlardan eleştiri aldıysam da umurumda değil. Beni kokoreçle tanıştıran insana saygılarımı sunarım buradan. Etçil bir insan olduğumu söylemeye gerek duymuyorum zaten. 'Mangal' kelimesinin hayatımdaki önemi büyüktür. Ancak en yakın arkadaşlarım ne hikmettir ki vejeteryan olduklarından bir gün de "Hadi oğlum şöyle güzel bir mangal keyfi yapalım lan." cümlesini kuramadım bir türlü. Kendimi orada burada kokoreç, kebap, köfte yiyerek teselli etmeye çalışıyorum. Acınacak haldeyim anlayacağınız. (!)
Hırçın bir insan olduğumu söyleme gereği de duymuyorum artık. Hayatıma sokmak istemediğim insanlar için çok tehlikeli, acımasız hareketler sergileyebiliyorum. Yaşama alanıma müdahale etmek isteyen bir insanı doğduğuna pişman edecek kadar darlayabilirim. Valla yaparım. Ama korkmayın, herkese yapmam. Sadece hayatıma girme hakkını öyle hop diye edindiğini sanan arsız insanlara yaparım. Onlara acımam, nokta.
Yaşadığım olayların üzerinden zaman geçtikçe, kendimi, olayları ve olaylara bakış açımı daha iyi analiz edebiliyorum. İlginç olan, yanlışlarıma bakıp "Eh şimdi olsa yine aynısını yaparım yahu." deyişim. Çünkü bir öykü var ben de, kafası değişmiyor kolay kolay.
Hatta ne düşündüm bakın, belki de insanlar değişmiyordur. Sadece içimizdeki potansiyelleri fark edememişizdir henüz. Eğer fırsatımız olsa çok farklı insanlar olacağız belki, ama öyle bir seçeneğimiz yok. Örneğin; kırk yıllık karısını hiç aldatmamış bir adamın aldatma fırsatı hiç olmamıştır da ondan bu 'masum koca' sıfatına yerleşmiştir. Yaptığıma şaşırdığım hareketleri, davranışları düşünüyorum. Belki de daha önce böyle davranmaya, o eylemi yapmaya fırsatım olmamıştı. Yoksa ben o zaman da öyküydüm şu an da öyküyüm. Sadece öyküyü yeteri kadar tanımıyorum.
Not: Kendime bir şarkı armağan ediyorum huzurlarınızda. Malt' ın, 'Yeniden' adlı parçası öyküye gitsin.
"Belki de bana benim gibi bir ahmak lazım."
Kokoreç. Yer misiniz? Ben yerim. Kokoreçle tanışıklığım 2 yıl öncesine dayanıyor. Tattığım andan beri vazgeçemiyorum kendisinden, her ne kadar bu konuda annem gibi insanlardan eleştiri aldıysam da umurumda değil. Beni kokoreçle tanıştıran insana saygılarımı sunarım buradan. Etçil bir insan olduğumu söylemeye gerek duymuyorum zaten. 'Mangal' kelimesinin hayatımdaki önemi büyüktür. Ancak en yakın arkadaşlarım ne hikmettir ki vejeteryan olduklarından bir gün de "Hadi oğlum şöyle güzel bir mangal keyfi yapalım lan." cümlesini kuramadım bir türlü. Kendimi orada burada kokoreç, kebap, köfte yiyerek teselli etmeye çalışıyorum. Acınacak haldeyim anlayacağınız. (!)
Hırçın bir insan olduğumu söyleme gereği de duymuyorum artık. Hayatıma sokmak istemediğim insanlar için çok tehlikeli, acımasız hareketler sergileyebiliyorum. Yaşama alanıma müdahale etmek isteyen bir insanı doğduğuna pişman edecek kadar darlayabilirim. Valla yaparım. Ama korkmayın, herkese yapmam. Sadece hayatıma girme hakkını öyle hop diye edindiğini sanan arsız insanlara yaparım. Onlara acımam, nokta.
Yaşadığım olayların üzerinden zaman geçtikçe, kendimi, olayları ve olaylara bakış açımı daha iyi analiz edebiliyorum. İlginç olan, yanlışlarıma bakıp "Eh şimdi olsa yine aynısını yaparım yahu." deyişim. Çünkü bir öykü var ben de, kafası değişmiyor kolay kolay.
Hatta ne düşündüm bakın, belki de insanlar değişmiyordur. Sadece içimizdeki potansiyelleri fark edememişizdir henüz. Eğer fırsatımız olsa çok farklı insanlar olacağız belki, ama öyle bir seçeneğimiz yok. Örneğin; kırk yıllık karısını hiç aldatmamış bir adamın aldatma fırsatı hiç olmamıştır da ondan bu 'masum koca' sıfatına yerleşmiştir. Yaptığıma şaşırdığım hareketleri, davranışları düşünüyorum. Belki de daha önce böyle davranmaya, o eylemi yapmaya fırsatım olmamıştı. Yoksa ben o zaman da öyküydüm şu an da öyküyüm. Sadece öyküyü yeteri kadar tanımıyorum.
Not: Kendime bir şarkı armağan ediyorum huzurlarınızda. Malt' ın, 'Yeniden' adlı parçası öyküye gitsin.
"Belki de bana benim gibi bir ahmak lazım."
15 Haziran 2010 Salı
I'm never gonna know you now.
("I'm never gonna know you now
but I'm gonna love you anyhow")
Yaz akşamları güzeldir. İstanbul' daysanız ve klimalı bir ortamda değilseniz yaşam çekilmez gelebilir; ancak şöyle akşama doğru 5, 6 gibi hoş bir serinlik vuracaktır teninize ve güzelleşecektir gününüz. Ben yaz akşamlarını, yaz akşamlarındaki Kadıköy' ü ve Moda' yı severim. Ellerinde dondurmaları yahut şaraplarıyla gezen Moda insanlarıdır hayatımı güzelleştiren.
S.A nın doğum günü olması; ancak doğum günü kutlamasına kendisinin teşrif etmemesi onun tipik özelliklerindendir. S.A gelmiyor diye eğlencemizden vazgeçecek değildik tabi. Biz de o olmadan kutladık onun doğum gününü. Teşekkürler S.A' ya gitsin; güzel bir akşam yaşattı bizlere.
İçmeden sarhoş oldunuz mu hiç? Yahut normal sınırlarda içip de sırf sarhoş olmak istediğiniz için sarhoş olmak? Sarhoş olmak için içmek yani. Olur öyle bazen. Hatta artık öğrendiğime göre 'sarhoş olma yetisi(!)' kesinlikle bilinçle kazanılır. Yani kafanız güzel olsun istiyorsanız bir birayla da olur zaten, zorlamaya gerek kalmaz. Ama öyle istekleriniz yoksa "İçerim ama sarhoş olmam." diyorsanız da olmazsınız.Size kalmış. Olmazsınız yani nokta.
İnsan karışık bir organizma azizim isteklerine akıl sır ermiyor bazen. Önce ak dediğine ertesi gün kara der de dumur eder sizi. Bir gün öyledir bir gün böyle. Çabuk değişir, çabuk fikir değiştirir. Uygulayamayacağını bildiği kararlar alır, yanlışlara bulanır, hatalarla kardeş olur. Kötüdür ama saftır insan. İnsan, insanı insanlığından çıkartır. Bu devirde yaşamak zor azizim. Yaşıyoruz, yaşamak denirse..
but I'm gonna love you anyhow")
Yaz akşamları güzeldir. İstanbul' daysanız ve klimalı bir ortamda değilseniz yaşam çekilmez gelebilir; ancak şöyle akşama doğru 5, 6 gibi hoş bir serinlik vuracaktır teninize ve güzelleşecektir gününüz. Ben yaz akşamlarını, yaz akşamlarındaki Kadıköy' ü ve Moda' yı severim. Ellerinde dondurmaları yahut şaraplarıyla gezen Moda insanlarıdır hayatımı güzelleştiren.
S.A nın doğum günü olması; ancak doğum günü kutlamasına kendisinin teşrif etmemesi onun tipik özelliklerindendir. S.A gelmiyor diye eğlencemizden vazgeçecek değildik tabi. Biz de o olmadan kutladık onun doğum gününü. Teşekkürler S.A' ya gitsin; güzel bir akşam yaşattı bizlere.
İçmeden sarhoş oldunuz mu hiç? Yahut normal sınırlarda içip de sırf sarhoş olmak istediğiniz için sarhoş olmak? Sarhoş olmak için içmek yani. Olur öyle bazen. Hatta artık öğrendiğime göre 'sarhoş olma yetisi(!)' kesinlikle bilinçle kazanılır. Yani kafanız güzel olsun istiyorsanız bir birayla da olur zaten, zorlamaya gerek kalmaz. Ama öyle istekleriniz yoksa "İçerim ama sarhoş olmam." diyorsanız da olmazsınız.Size kalmış. Olmazsınız yani nokta.
İnsan karışık bir organizma azizim isteklerine akıl sır ermiyor bazen. Önce ak dediğine ertesi gün kara der de dumur eder sizi. Bir gün öyledir bir gün böyle. Çabuk değişir, çabuk fikir değiştirir. Uygulayamayacağını bildiği kararlar alır, yanlışlara bulanır, hatalarla kardeş olur. Kötüdür ama saftır insan. İnsan, insanı insanlığından çıkartır. Bu devirde yaşamak zor azizim. Yaşıyoruz, yaşamak denirse..
13 Haziran 2010 Pazar
Graduation day,ohh graduation day.
Görev tamamlandı, K.T sağ salim ülkesine döndü.
Konser günüydü dün. Tek kelime: Muhteşemdi. Onlar sahnedeyken garip bir şekilde duygulandım. Sanki benim çocuklarımdı konser veren, onları ben yetiştirmiş ben büyütmüştüm. Ayrıca sanatçıların kulisine girme hakkınız olması da baya bir havalı hissetmenizi sağlıyormuş laf aramızda. Konser bitimi topluca gidilen restaurant ve yemek de hoştu. Ancak ortam benim için fazla kültürlüydü, bir garipti. Karşımda Oxford'da matemaik profösörü olan bir adam, yanımda piyanist, kemancı vs. İnsanlar içtiler, güldüler, eğlendiler. Eve geliş saatim gece 3'ü bulmasaydı daha hoş olabilirdi tabi.
Kendi ellerimle uğurladım K.T yi bugün. Çok ilginç ama vedalaşırken sanki 40 yıllık dostumu yolculuyormuşum gibiydi. Tam da alışmıştım kendisine. Hatta büyük bir Lost fanı olduğunu, Two and a half man' i çok sevdiğini boş zamanlarında rock ve pop müzik dinlediğini, geceleri diskolarda dans ettiğini vb. bilgiler bile edinmiş üstüne bir de Lost hakkında baya muhabbet etmiştim. Facebook' a bile ekledik birbirimizi, daha n'olsun. Fazla duygusal bir insanım ki ona öyle uzaktan el sallamak hoşuma gitmedi, kötü hissettim. Kim olursa olsun karşıdaki, vedalaşmalar hoş olmuyor işte. İnsanları çabuk benimseme gibi bir özelliğimde var maalesef. Neyse. K.T sen yine gel, ben sana yine bakarım, hiç sorun değil.
İşimiz bittiğine göre önümde İspanyolca' ya, spor salonuna ve gezmeye ayrılmış bir hafta var. Yapmak istediğim çok şey, görmek istediğim çok insan, gezmek istediğim çok mekan var da fark ettim ki o kadar zamanım yok önümüzdeki günlerde.
Saçma sapan insanlar saçma sapan eylemlerde bulunabilir, doğaldır. Şaşırmak gereksiz.
Ama o saçma sapan insanların hayatınızdan çıkmaları çok kolay olmaz nedense. Kalmakta ısrarcı olup, rahatsızlık verirler. Hayatınızdan çıkmaları gerektiğini bir şekilde gerek küfür gerek başka yollarla anlatmanız gerekebilir. Zamanınızı alacaktır bu işlem, kolay gelsin o halde.
Bugünün şarkısı Chris Isaak' ten 'Graduation Day'. Nedenini bilmiyorum.
"Watching the stars fall, a million dreams have all gone bad.
Think of all we had.
I knew all then, thought you loved me I was wrong.
Life goes on, graduation day, graduation day.
Thinking of a time when everything was right.
Thinking of a time with only you and I.
Makes me sorry that it had to end that way.
Learned my lesson now there's nothing left to say, graduation day, graduation day."
Konser günüydü dün. Tek kelime: Muhteşemdi. Onlar sahnedeyken garip bir şekilde duygulandım. Sanki benim çocuklarımdı konser veren, onları ben yetiştirmiş ben büyütmüştüm. Ayrıca sanatçıların kulisine girme hakkınız olması da baya bir havalı hissetmenizi sağlıyormuş laf aramızda. Konser bitimi topluca gidilen restaurant ve yemek de hoştu. Ancak ortam benim için fazla kültürlüydü, bir garipti. Karşımda Oxford'da matemaik profösörü olan bir adam, yanımda piyanist, kemancı vs. İnsanlar içtiler, güldüler, eğlendiler. Eve geliş saatim gece 3'ü bulmasaydı daha hoş olabilirdi tabi.
Kendi ellerimle uğurladım K.T yi bugün. Çok ilginç ama vedalaşırken sanki 40 yıllık dostumu yolculuyormuşum gibiydi. Tam da alışmıştım kendisine. Hatta büyük bir Lost fanı olduğunu, Two and a half man' i çok sevdiğini boş zamanlarında rock ve pop müzik dinlediğini, geceleri diskolarda dans ettiğini vb. bilgiler bile edinmiş üstüne bir de Lost hakkında baya muhabbet etmiştim. Facebook' a bile ekledik birbirimizi, daha n'olsun. Fazla duygusal bir insanım ki ona öyle uzaktan el sallamak hoşuma gitmedi, kötü hissettim. Kim olursa olsun karşıdaki, vedalaşmalar hoş olmuyor işte. İnsanları çabuk benimseme gibi bir özelliğimde var maalesef. Neyse. K.T sen yine gel, ben sana yine bakarım, hiç sorun değil.
İşimiz bittiğine göre önümde İspanyolca' ya, spor salonuna ve gezmeye ayrılmış bir hafta var. Yapmak istediğim çok şey, görmek istediğim çok insan, gezmek istediğim çok mekan var da fark ettim ki o kadar zamanım yok önümüzdeki günlerde.
Saçma sapan insanlar saçma sapan eylemlerde bulunabilir, doğaldır. Şaşırmak gereksiz.
Ama o saçma sapan insanların hayatınızdan çıkmaları çok kolay olmaz nedense. Kalmakta ısrarcı olup, rahatsızlık verirler. Hayatınızdan çıkmaları gerektiğini bir şekilde gerek küfür gerek başka yollarla anlatmanız gerekebilir. Zamanınızı alacaktır bu işlem, kolay gelsin o halde.
Bugünün şarkısı Chris Isaak' ten 'Graduation Day'. Nedenini bilmiyorum.
"Watching the stars fall, a million dreams have all gone bad.
Think of all we had.
I knew all then, thought you loved me I was wrong.
Life goes on, graduation day, graduation day.
Thinking of a time when everything was right.
Thinking of a time with only you and I.
Makes me sorry that it had to end that way.
Learned my lesson now there's nothing left to say, graduation day, graduation day."
11 Haziran 2010 Cuma
bira,maç,klimalı oda?
3.günden izlenimler.
K.T tembel çıktı. Bu gün de konseri izlemek gitmek istemedi. Bahanesi bu sıcakta arabada, trafikte kalmak istememesiydi ancak ben gerçek nedenini biliyorum tabi; adam kesin oturdu klimalı mis gibi odasında Dünya Kupası maçını izledi. Üç gündür Dünya Kupası, Dünya Kupası diye tutturmuştu zaten. Müzikmiş konsermiş salladı adam. Ney klasik müzik mi, keman mı o da ne? derse bir gün şaşırmayacağım. Ha bu benim işime geldi Beyoğlu'nda güzel bir gün geçirdim, uzun zamandır alkol almadığımı fark edip soğuk bir birayla kendime geldim.
Planlı yaşama takıntısı olan bir insan olduğumdan arada meydana gelen spontane olayları çok seviyorum. Elimden geldiğince planlıyorum yarını, ama spontane bir şeyler çıkınca mutlu olup seviniyorum. Bugün de öyle hoş bir gündü işte. Hatta İksv teyzesiyle sorun bile çıkmadı bugün. Çiçekler, böcekler, ağaçlar kuşlar.. Orman ne güzel ne güzel lan!
Arkadaş, hayat öyle ilginç ki 4 yıl öncesinde şans eseri tanışıp sonra unuttuğunuz adamla 4 yıl sonra yine şans eseri aynı masada oturup muhabbet edip geyik yapabiliyorsunuz. Harbi, ilginç.
Evime dönmek için bindiğim minibüsten inerken şöföre para vermediğimi hatırladım. Tüm yol boyunca aklıma bile gelmedi para vermek. Aklım neredeydi acaba? Eh inerken de "Ben para vermeyi unutmuşum abi ya, al şimdi" demektense usulca indim minibüsten. Suçlu hissediyor muyum? Yoo. Ama itiraf.com iyi giderdi şimdi. Beleşe yolculuklar güzeldir.
Yarın akşam K.T nin kendi konseri var. Artık gitmeme gibi bir şansı yok yani, eh tembelliği bırak be adam da biraz keman çal yahu! Te Almanya'dan sadece klimalı otel odanda oturup bira içip maç izlemeye mi geldin yani, bu mudur? Tamam bu da güzel de, bu mudur, sorarım.
K.T tembel çıktı. Bu gün de konseri izlemek gitmek istemedi. Bahanesi bu sıcakta arabada, trafikte kalmak istememesiydi ancak ben gerçek nedenini biliyorum tabi; adam kesin oturdu klimalı mis gibi odasında Dünya Kupası maçını izledi. Üç gündür Dünya Kupası, Dünya Kupası diye tutturmuştu zaten. Müzikmiş konsermiş salladı adam. Ney klasik müzik mi, keman mı o da ne? derse bir gün şaşırmayacağım. Ha bu benim işime geldi Beyoğlu'nda güzel bir gün geçirdim, uzun zamandır alkol almadığımı fark edip soğuk bir birayla kendime geldim.
Planlı yaşama takıntısı olan bir insan olduğumdan arada meydana gelen spontane olayları çok seviyorum. Elimden geldiğince planlıyorum yarını, ama spontane bir şeyler çıkınca mutlu olup seviniyorum. Bugün de öyle hoş bir gündü işte. Hatta İksv teyzesiyle sorun bile çıkmadı bugün. Çiçekler, böcekler, ağaçlar kuşlar.. Orman ne güzel ne güzel lan!
Arkadaş, hayat öyle ilginç ki 4 yıl öncesinde şans eseri tanışıp sonra unuttuğunuz adamla 4 yıl sonra yine şans eseri aynı masada oturup muhabbet edip geyik yapabiliyorsunuz. Harbi, ilginç.
Evime dönmek için bindiğim minibüsten inerken şöföre para vermediğimi hatırladım. Tüm yol boyunca aklıma bile gelmedi para vermek. Aklım neredeydi acaba? Eh inerken de "Ben para vermeyi unutmuşum abi ya, al şimdi" demektense usulca indim minibüsten. Suçlu hissediyor muyum? Yoo. Ama itiraf.com iyi giderdi şimdi. Beleşe yolculuklar güzeldir.
Yarın akşam K.T nin kendi konseri var. Artık gitmeme gibi bir şansı yok yani, eh tembelliği bırak be adam da biraz keman çal yahu! Te Almanya'dan sadece klimalı otel odanda oturup bira içip maç izlemeye mi geldin yani, bu mudur? Tamam bu da güzel de, bu mudur, sorarım.
10 Haziran 2010 Perşembe
Danke Schön
İş dünyasından yeni haberlerle karşınızdayım.
Yediği Türk yemekleri nedeniyle midesi bozulan sanatçınız provasını iptal edip akşam izlemeye gideceği konserden de vazgeçerse eh sizin de o günlük işiniz bitmiştir ve huzur içinde ispanyolca kursuna gidebilirsiniz. Midesinin bozulmasına üzüldüm; ancak ispanyolca dersimi kaçırmadım teşekkürlerim sana sevgili K.T. Danke schön!
İksv teyzesinden yediğiniz azarları önemsemeyiniz, bir dakika sonra size "Yavrucuğum" lu cümleler kurmaya başlayıp sakinleşecektir. Telefonda oluşan bir anlaşmazlık nedeniyle (ortada herhangi bir sorun yokken, sevgili K.T güzel güzel restaurantta yemeğini yerken) İksv teyzesinin sesi yükselebilir, panik yok. Biraz sonra her şey anlaşılır ve her şey yoluna girer. (Tabi İksv teyzesi biraz daha sesi yüksek bir şekilde konuşmaya devam etseydi gözlerim dolmuş bir şekilde Hülya Koçyiğit koşuşu yaparak uzaklaşır, sanatçımı da orada tek başına bırakırdım ama... )
İş hayatındaki bu alt-üst muhabbetine alışmak gerek imiş de, o kadar kolay da değilmiş hani alt olmak. Sonra bu işin pazar günü sona ereceği düşünülerek biraz rahatlanabilir. İş ki K.T. Almanya'ya sağ salim dönsün başka bir isteğim yok şu hayattan inanın. Valla lan.
İş bitince yapacağınız gezmelerin hayalini kurmak da bir başka güzel mesela, insanın işi olunca daha değerli oluyor bu hayaller. Bir de eğer sonunda beklediğiniz bir haberi aldıysanız, bir kaç haftadır (hatta aydır) beklediğiniz plan önünüzdeki hafta gerçekleşecekse işte yaşam büyük bir sevinç kaynağı oluveriyormuş. O zaman teşekkürlerim hayatın ta kendisine bu akşam. Danke, danke!
Yediği Türk yemekleri nedeniyle midesi bozulan sanatçınız provasını iptal edip akşam izlemeye gideceği konserden de vazgeçerse eh sizin de o günlük işiniz bitmiştir ve huzur içinde ispanyolca kursuna gidebilirsiniz. Midesinin bozulmasına üzüldüm; ancak ispanyolca dersimi kaçırmadım teşekkürlerim sana sevgili K.T. Danke schön!
İksv teyzesinden yediğiniz azarları önemsemeyiniz, bir dakika sonra size "Yavrucuğum" lu cümleler kurmaya başlayıp sakinleşecektir. Telefonda oluşan bir anlaşmazlık nedeniyle (ortada herhangi bir sorun yokken, sevgili K.T güzel güzel restaurantta yemeğini yerken) İksv teyzesinin sesi yükselebilir, panik yok. Biraz sonra her şey anlaşılır ve her şey yoluna girer. (Tabi İksv teyzesi biraz daha sesi yüksek bir şekilde konuşmaya devam etseydi gözlerim dolmuş bir şekilde Hülya Koçyiğit koşuşu yaparak uzaklaşır, sanatçımı da orada tek başına bırakırdım ama... )
İş hayatındaki bu alt-üst muhabbetine alışmak gerek imiş de, o kadar kolay da değilmiş hani alt olmak. Sonra bu işin pazar günü sona ereceği düşünülerek biraz rahatlanabilir. İş ki K.T. Almanya'ya sağ salim dönsün başka bir isteğim yok şu hayattan inanın. Valla lan.
İş bitince yapacağınız gezmelerin hayalini kurmak da bir başka güzel mesela, insanın işi olunca daha değerli oluyor bu hayaller. Bir de eğer sonunda beklediğiniz bir haberi aldıysanız, bir kaç haftadır (hatta aydır) beklediğiniz plan önünüzdeki hafta gerçekleşecekse işte yaşam büyük bir sevinç kaynağı oluveriyormuş. O zaman teşekkürlerim hayatın ta kendisine bu akşam. Danke, danke!
9 Haziran 2010 Çarşamba
Rapor
İşin ilk günü, rapor veriyorum.
Dünyada çeşit çeşit insan varmış. Havaalanında konuğunuzu beklerken siz, yanınızda Türkiye doğumlu olan Amerika'da yaşayan vatandaş size hayat hikayesini anlatmaya başlayabilir birden, şaşırmayın. Karısının, çocuklarının resimlerini göstererek hayata dair suallerini sizinle paylaşıp size "What is your aim in this life?" gibi felsefi sorular da sorabilir yine şaşırmayın.
Siz artık ayağa kalkmış konuğunuzu beklerken, yanınıza bir rehber gelip "Ben ilerde oturuyordum canım sıkılmıştı, sizle konuşmaya geldim" derse şaşırmayıp yavaştan sıvışın oradan, o adamın amacı pek tekin değildir.
Karşıladığınız konuğunuz 27 yaşında çıtır, çok yakışıklı, sarışın renkli gözlü bir adamsa, espriler yapıp sürekli bira içmek istiyorsa hiç şaşırmayın, kendinize gelin, işle başka şeyleri birbirine karıştırmayın. Adam olun lan!
İngilizce konuştuğunuz konuğunuza İspanyolca bildiğinizi söylediğiniz anda o da İspanyolca konuşmaya başlarsa, şaşırmayın siz de İspanyolca konuşmaya devam edin. Karşınızdaki 4-5 dil bilen ve klasik müzik yapan insan üstü bir yaratık olabilir.
Etrafınızdaki insanlar birden Almanca konuşmaya başlarsa ve iki yıldır Almanca dersi görmenize rağmen çok az anladığınızı farkederseniz şaşırmayın, bu yaz oturup eşek gibi Almanca çalışın onun yerine.
İlk günün raporu bu kadar, devamı yarın.
Saygılar.
Dünyada çeşit çeşit insan varmış. Havaalanında konuğunuzu beklerken siz, yanınızda Türkiye doğumlu olan Amerika'da yaşayan vatandaş size hayat hikayesini anlatmaya başlayabilir birden, şaşırmayın. Karısının, çocuklarının resimlerini göstererek hayata dair suallerini sizinle paylaşıp size "What is your aim in this life?" gibi felsefi sorular da sorabilir yine şaşırmayın.
Siz artık ayağa kalkmış konuğunuzu beklerken, yanınıza bir rehber gelip "Ben ilerde oturuyordum canım sıkılmıştı, sizle konuşmaya geldim" derse şaşırmayıp yavaştan sıvışın oradan, o adamın amacı pek tekin değildir.
Karşıladığınız konuğunuz 27 yaşında çıtır, çok yakışıklı, sarışın renkli gözlü bir adamsa, espriler yapıp sürekli bira içmek istiyorsa hiç şaşırmayın, kendinize gelin, işle başka şeyleri birbirine karıştırmayın. Adam olun lan!
İngilizce konuştuğunuz konuğunuza İspanyolca bildiğinizi söylediğiniz anda o da İspanyolca konuşmaya başlarsa, şaşırmayın siz de İspanyolca konuşmaya devam edin. Karşınızdaki 4-5 dil bilen ve klasik müzik yapan insan üstü bir yaratık olabilir.
Etrafınızdaki insanlar birden Almanca konuşmaya başlarsa ve iki yıldır Almanca dersi görmenize rağmen çok az anladığınızı farkederseniz şaşırmayın, bu yaz oturup eşek gibi Almanca çalışın onun yerine.
İlk günün raporu bu kadar, devamı yarın.
Saygılar.
7 Haziran 2010 Pazartesi
Besame mucho..
Ben bu havada evimde oturup eski Friends bölümleri izleyip sonra da Dean Martin şarkılarıyla kendimden geçmeyi çok sevdim.
"Everybody loves somebody sometimes.
Everybody falls in love somehow.
Something in your kiss,
Just told me,
My sometimes is now."
Yağmurun getirdiği bu hüzünlü hava da Dean Martin'in sesiyle bütünleşince bir başka hoş oldu. Evet bunu da sevdim. Hislerin daha bir su yüzüne çıktığı hatta fırtına nedeniyle ölü balık misali kıyıya çarptığı bir hava bu. Narin, yavaş; ama coşkuya yol açan, hava. Sevdim.
Odamda sadece masa lambamın açık olması nedeniyle oluşan bu loşluğu sevdim.İçtiğim sıcak çikolatanın, çikolatasını ve sıcaklığını ayrı ayrı sevdim bugün. Gördüğüm rüyaları, kurduğum hayalleri ise bir başka sevdim bugün. İnsanları da sizi de ayrıca seviyorum bugün.
Nedeni çok basit. Yağmur ve Dean Martin'dir bugünkü karşılıksız sevgilerimin kaynağı.
"Besame, besame mucho,
Como si fuera esta noche la ultima vez.
Besame, besame mucho,
Que tengo miedo a perderte,
Perderte después."
"Everybody loves somebody sometimes.
Everybody falls in love somehow.
Something in your kiss,
Just told me,
My sometimes is now."
Yağmurun getirdiği bu hüzünlü hava da Dean Martin'in sesiyle bütünleşince bir başka hoş oldu. Evet bunu da sevdim. Hislerin daha bir su yüzüne çıktığı hatta fırtına nedeniyle ölü balık misali kıyıya çarptığı bir hava bu. Narin, yavaş; ama coşkuya yol açan, hava. Sevdim.
Odamda sadece masa lambamın açık olması nedeniyle oluşan bu loşluğu sevdim.İçtiğim sıcak çikolatanın, çikolatasını ve sıcaklığını ayrı ayrı sevdim bugün. Gördüğüm rüyaları, kurduğum hayalleri ise bir başka sevdim bugün. İnsanları da sizi de ayrıca seviyorum bugün.
Nedeni çok basit. Yağmur ve Dean Martin'dir bugünkü karşılıksız sevgilerimin kaynağı.
"Besame, besame mucho,
Como si fuera esta noche la ultima vez.
Besame, besame mucho,
Que tengo miedo a perderte,
Perderte después."
6 Haziran 2010 Pazar
Let's get this summer started!
Evet efenim, acısıyla tatlısıyla, ispanyası ve kaldığım dersleriyle bir eğitim öğretim yılının daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Finallerimin dün bitmesinin ardından tamamen huzur kapladı ruhumu. Ama hani ilkokulda, lisede falan okullar kapanınca bir başka sevinirdik ya işte o sevincimi nedense bulamadım bu sefer. Sanırım zaten okul zamanında da çok bir dersmiş, çalışmaymış gibi faaliyetlerimiz olmadığından bu hissiyat. En azından sabahın köründe kalkıp, önce belediye otobüslerine binmek için kavga etmeye, vapurda kışın soğuğunda üşümeye, tramvaya ölmek pahasına binmeye uzun bir ara verebilirim.
Ancak sana söz veriyorum blog, bu yaz yan-gel-yat yapmayacağım. Daha aktif daha dolu bir yaz olacak. Geçen yazki gibi erasmusun salak resmi işleri yahut herhangi huzurumu bozan bir olay yok bu sefer. (tahtalara vurun) Onun yerine, zaten haziranda İksv işi, yaz sonu izmir tatili, temmuzda ehliyet kursu ağustosta da Mü'nün gelişi var. Tabi zaten her gün spor salonuna gidilecek. Gördüğünüz üzere bütün yazımı planlamışım, plansız yaşayamıyorum ne yapayım? Spontane yaşayan bir kişilik olamadım, işte o yüzden arada yapılan çılgınlıklar bu kadar hoşuma gidiyor. Let's get the summer started then!
Elimde Körü'den aldığım Grey's Anatomy ler.. Başlamak gerek, bakalım sevecek miyim lan çok merak ediyorum. Yaza yeni bir diziyle başlamak, ideal. Onun haricinde, gitar çalma aktiviteleri yapacağız topluca. Gitardan uzak kalmamalı, unutmamalı, incitmemeli. Evet.
Uzun bir süreden sonra artık insanların "Aaa ne kadar kilo almışsın!" cümlelerinin, "Aaa baya zayıflamışsın sen!" cümlelerine dönmesi beni ne kadar mutlu ediyor bilemezsiniz. Emeğinin karşılığını almak böyle bir şey işte. Ama meğer spora finaller nedeniyle verilen 2 haftalık ara bile insanın hamlaşmasına neden olup, yeniden başladığından o ağrıların geri dönmesine sebep olabiliyormuş. Ama spor kadar insanı iyi hissettiren, insana öz güven kazandıran başka bir aktivite de yokmuş lan.
İspanyollar sarmış dört bir yanımızı, her yerdeler! Taksim, Laleli, Kadıköy vs. Her gördüğümde koşup boyunlarına atlamak ve İspanya maceralarımı anlatmak istiyorum onlara. Yapıyor muyum? Hayır. Sadece sıkıla sıkıla, "Aaa İspanyol musunuz? Ne güzel!" diyorum onlarda gülüyorlar bir iki cümle söyleyip gidiyorlar. E ne yapacaklardı başka? Ha bir de dünya insanlarının İspanyolca konuşmasına o kadar alışıklar ki, benim İspanyolca konuşmama kimse şaşırmıyor! Şaşırsanıza biraz be, sevinsenize sizin dilinizi konuşuyorum diye; ama yok bütün dünya bir gün İspanyol olacak değil mi size göre? Hadi len.
Ancak sana söz veriyorum blog, bu yaz yan-gel-yat yapmayacağım. Daha aktif daha dolu bir yaz olacak. Geçen yazki gibi erasmusun salak resmi işleri yahut herhangi huzurumu bozan bir olay yok bu sefer. (tahtalara vurun) Onun yerine, zaten haziranda İksv işi, yaz sonu izmir tatili, temmuzda ehliyet kursu ağustosta da Mü'nün gelişi var. Tabi zaten her gün spor salonuna gidilecek. Gördüğünüz üzere bütün yazımı planlamışım, plansız yaşayamıyorum ne yapayım? Spontane yaşayan bir kişilik olamadım, işte o yüzden arada yapılan çılgınlıklar bu kadar hoşuma gidiyor. Let's get the summer started then!
Elimde Körü'den aldığım Grey's Anatomy ler.. Başlamak gerek, bakalım sevecek miyim lan çok merak ediyorum. Yaza yeni bir diziyle başlamak, ideal. Onun haricinde, gitar çalma aktiviteleri yapacağız topluca. Gitardan uzak kalmamalı, unutmamalı, incitmemeli. Evet.
Uzun bir süreden sonra artık insanların "Aaa ne kadar kilo almışsın!" cümlelerinin, "Aaa baya zayıflamışsın sen!" cümlelerine dönmesi beni ne kadar mutlu ediyor bilemezsiniz. Emeğinin karşılığını almak böyle bir şey işte. Ama meğer spora finaller nedeniyle verilen 2 haftalık ara bile insanın hamlaşmasına neden olup, yeniden başladığından o ağrıların geri dönmesine sebep olabiliyormuş. Ama spor kadar insanı iyi hissettiren, insana öz güven kazandıran başka bir aktivite de yokmuş lan.
İspanyollar sarmış dört bir yanımızı, her yerdeler! Taksim, Laleli, Kadıköy vs. Her gördüğümde koşup boyunlarına atlamak ve İspanya maceralarımı anlatmak istiyorum onlara. Yapıyor muyum? Hayır. Sadece sıkıla sıkıla, "Aaa İspanyol musunuz? Ne güzel!" diyorum onlarda gülüyorlar bir iki cümle söyleyip gidiyorlar. E ne yapacaklardı başka? Ha bir de dünya insanlarının İspanyolca konuşmasına o kadar alışıklar ki, benim İspanyolca konuşmama kimse şaşırmıyor! Şaşırsanıza biraz be, sevinsenize sizin dilinizi konuşuyorum diye; ama yok bütün dünya bir gün İspanyol olacak değil mi size göre? Hadi len.
4 Haziran 2010 Cuma
Gel-Git(me)
Biz seninle gel-git ve sahil misali, hiç tamamen kavuşamadık . Her defasında biraz daha götürdün biriktirdiğim kum tanelerimden, biraz daha yordun beni. Senin her 'gel'in bayram şenliğiydi benim için, her 'git'in yalnızlık.. Sen her geldiğinde, "İşte!" diyordum, "Geldi, bu sefer hep kalacak." Oysa sen her seferinde biraz daha erken gidiyordun sahilimden.
Ben küçük bir çocuğun oyunu olan, yüksek hayal ürünü bir kumdan kaleydim, sense her seferinde yıktın beni. Kavuşmalarımız coşkulu ama kısa süreli sevinç anları olarak kalırken, ayrılıklarımız vedalaşmaya bile zaman bulamadığımız için romantizm kokan, öpüşme dolu film sahneleriydi. Hep bir şeyler noksandı, eksiltili cümleler oluşturup yüklemleri ve özneleri yutuyorduk karşılıklı.
Bir kısır döngüden ibaretti hayatlarımız, ama maalesef sen hep kumdan kaleyi bozan gel-git olarak kalacaktın. Oysa bu senin suçun bile değildi, doğanın ta kendisiydi bu kavuşmayı istemeyen ve inan, doğaya karşı elimizden pek bir şey gelmezdi.Gelmedi.
Ben küçük bir çocuğun oyunu olan, yüksek hayal ürünü bir kumdan kaleydim, sense her seferinde yıktın beni. Kavuşmalarımız coşkulu ama kısa süreli sevinç anları olarak kalırken, ayrılıklarımız vedalaşmaya bile zaman bulamadığımız için romantizm kokan, öpüşme dolu film sahneleriydi. Hep bir şeyler noksandı, eksiltili cümleler oluşturup yüklemleri ve özneleri yutuyorduk karşılıklı.
Bir kısır döngüden ibaretti hayatlarımız, ama maalesef sen hep kumdan kaleyi bozan gel-git olarak kalacaktın. Oysa bu senin suçun bile değildi, doğanın ta kendisiydi bu kavuşmayı istemeyen ve inan, doğaya karşı elimizden pek bir şey gelmezdi.Gelmedi.
3 Haziran 2010 Perşembe
O gün pazartesi olmasaydı..
Hayatımızda en önemsediğimiz duygulardan birisi: "Biz" duygusu. "Biz" nedir?
En yakın arkadaşınızla, bir grup insanla, sevgilinizle, kardeşinizle yani kendinize yakın hissettiğiniz bir veya birden fazla insanla oluşturduğunuz ilişkinin adıdır "Biz". Farkediyorum da bu "Biz" i hissetmek için bazen neler neler yapıyoruz, ne hilelere başvuruyoruz yahut normalde yapmayacağımız fedakarlıklar yapıyoruz. Ne kadar önemli bu kavram? Sanırım hayatımızın devamlılığı için oldukça önemli. Birinden ya da birilerinden güç almak, kendini birisine aitmiş gibi hissetmek ya da birini sahiplenmiş hissetmek. Bu hislerin hepsi hayatımızı sağlıklı yürütebilmemiz için önemli, aksi taktirde insanlardan uzak durarak sadece ciddi psikolojik sorunları, hayatında sürekli problemleri olan asosyaller olup çıkıyoruz işte.
10 yaşındaki iki kız arkadaşın bütün sırlarını birbirleriyle paylaşmasında, bir grup erkeğin bir araya gelip pes oynamasında ve o hayatınızda en önemli statülerden birinde bulunan sevgilinizle paylaştıklarınızda hepsinde bir "Biz" olma çabası söz konusudur. Normal yaşamın ana öğelerinden biridir, "Biz" olmak.
Hayatın başka bir ilginç ve benim ilgimi oldukça çeken bir yanı da yaptığımız seçimler ve verdiğimiz kararlardır. Acaba en küçük bir kararn alırken bile hayatımızı tamamen değiştirecek eylemlerde bulunduğumuzun farkındamıyızdır ey insanlar? Yahut daha başka bir karar sonunda hayatımızın şu ankinden çok daha farklı olabilmesi ihtimali sizi hiç rahatszız ediyor mu? Çünkü belki de o gün biraz daha geç çıksaydım evden, Kadıköy' e değil de Taksim' e gidecek olsaydım, o gün evden kahvaltı yapmadan çıksaydım veya o gün Pazartesi değil de salı olsaydı onunla hiç tanışamayacaktım.
En yakın arkadaşınızla, bir grup insanla, sevgilinizle, kardeşinizle yani kendinize yakın hissettiğiniz bir veya birden fazla insanla oluşturduğunuz ilişkinin adıdır "Biz". Farkediyorum da bu "Biz" i hissetmek için bazen neler neler yapıyoruz, ne hilelere başvuruyoruz yahut normalde yapmayacağımız fedakarlıklar yapıyoruz. Ne kadar önemli bu kavram? Sanırım hayatımızın devamlılığı için oldukça önemli. Birinden ya da birilerinden güç almak, kendini birisine aitmiş gibi hissetmek ya da birini sahiplenmiş hissetmek. Bu hislerin hepsi hayatımızı sağlıklı yürütebilmemiz için önemli, aksi taktirde insanlardan uzak durarak sadece ciddi psikolojik sorunları, hayatında sürekli problemleri olan asosyaller olup çıkıyoruz işte.
10 yaşındaki iki kız arkadaşın bütün sırlarını birbirleriyle paylaşmasında, bir grup erkeğin bir araya gelip pes oynamasında ve o hayatınızda en önemli statülerden birinde bulunan sevgilinizle paylaştıklarınızda hepsinde bir "Biz" olma çabası söz konusudur. Normal yaşamın ana öğelerinden biridir, "Biz" olmak.
Hayatın başka bir ilginç ve benim ilgimi oldukça çeken bir yanı da yaptığımız seçimler ve verdiğimiz kararlardır. Acaba en küçük bir kararn alırken bile hayatımızı tamamen değiştirecek eylemlerde bulunduğumuzun farkındamıyızdır ey insanlar? Yahut daha başka bir karar sonunda hayatımızın şu ankinden çok daha farklı olabilmesi ihtimali sizi hiç rahatszız ediyor mu? Çünkü belki de o gün biraz daha geç çıksaydım evden, Kadıköy' e değil de Taksim' e gidecek olsaydım, o gün evden kahvaltı yapmadan çıksaydım veya o gün Pazartesi değil de salı olsaydı onunla hiç tanışamayacaktım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)