İlköğretim ve liselerin kapanmasının ardından karnesini alıp ipini koparan Kadıköy' e damlamış. Eyvallah, sözüm yok. Ama kafelere sürü halinde gelip, ilk kez bira içiyormuş, nargile içiyormuş gibi tavrınız nedir onu merak ettim ben. Ya o bağıra çağıra konuşmalar? Bütün gün kafamın içine ettiniz liseli gençler. Neyse.
Şaka gibi ancak hesapladım. Kadıköy' de aylak aylak dolaşırken bir günde ortalama 4 arkadaşa rastlıyorum. Zaman zaman daha fazla ve daha az olduğu oluyor. Hatta bugünü düşündüğümde bir insana aynı gün iki kere rastlama olasılığı da hiç düşük değil. Tabi gördüğüm insanların kaçına durup selam veriyorum, kaçıyla muhabbetim var, orası tartışılır. Genelde konuşmak istemediğim birini gördüğümde, adımlarım hızlanıyor, kafam öbür tarafa çevriliyor ve o kişi hiç görülmemiş gibi yanından sessizce geçiliyor. Evet bunu yapıyorum. Herkese değil, tamam. Ama inanın bir çoğunuza yapıyorum. İçimden gelince asosyallik, elden pek bir şey gelmiyor azizim.
Uyumayı sevmeyen karşıma çıksın, kapışalım. Ne güzel şey uyku lan! Sevilmez mi? Ancak araştırmalara göre insanların yüzde bilmem kaçı, uykuyu sorunlardan ve problemlerden bir kaçış olarak görüyor ve normalden daha fazla uyuyor. Doğru. Hayatımızda neyle alakalı olursa olsun herhangi bir sorunumuz olduğunda uykuya sığındığımız, uyanmak istemediğimiz, doğru. Ha uyuyunca ne oluyor? Her şey daha mı güzel oluyor? Yoo. Bir süreliğine problemleri erteliyoruz. Ama elbet uyanma vakti gelecek.
Ertelenen planları sevmem bilirsiniz. Bir plan varsa uygulansın isterim. Rahat adamı sevmem, rahatlık yapıp planları uygulamayanları sevmem; çünkü ben daimi stres sahibi ve rahatsız bir insanım. Yapacak hiçbir işim yokken hatta gece 4te yattıysam da alarmımı en geç 11:00' e kurup uyanan biri oldum çıktım. Neler oluyor bana, neler oluyor bize lan? Böyle mi olacaktı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder