29 Haziran 2010 Salı

Geldi de geçiyor.

Lavanta kokusu, taş evleri, resim sergileri ve rum ezgileriyle bir bütün oluşturan Alaçatı' yı çok sevdim. Kesinlikle gidilmesi görülmesi gereken bir yer. Cana yakın ege insanlarının yanı sıra, entel kesim ve salına salına dolaşan turistler de birlikte harika bir kombinasyon oluşturuyor. Adım başı harika( eh biraz da tuzlu) restauratları, şarap evleri ve rum meyhanelerinin önünden geçerken seçim yapmakta oldukça zorlanabilirsiniz. Oldukça kaliteli; ancak bir o kadar da samimi bir havası var Alaçatı' nın. Sanat sever ve doğa sever insanlar egeliler. Belki de Moda yahut Oviedo değil de Alaçatı'da yaşarım ileride belli mi olur? ( Fikir değiştirmenin bu kadarı.) Ancak şurası kesin ki herkes Alaçatı' yı görmeli, benim bugün hissettiklerimi hissetmeli. Gidiniz, görünüz!

Artık yarın öğlen sularında otelimizi terk edip Çeşme' den çıkıp İzmir içlerine giriyoruz. Şu meşhur Kordon' u falan görmek lazım hazır bu kadar gelmişken. Ha bir de İzmir' lere gelip de Mü yü görmemek olur mu hiç? Yarın bir mani çıkmaz ise, Mü yü görüp hatta saygıdeğer babam ile tanıştıracağım kendisini.

Babam tipik bir kız babası olup tüm erkek arkadaşlarıma düşman kesilmeyi bir görev olarak bilmektedir. Gerçi bu durum. S.A. ve B.D için biraz farklıdır. Babam onları evimizde ağırlamış onlarla güzel muhabbetlerde bulunmuştur. Ancak inanın ilk kez tanışacağı bir arkadaşıma ( erkek olduğu taktirde) iyi davranmayacağını, onlara Lily' nin 'benim için öldün' bakışlarından atacağını biliyorum. Sen yine de korkma Mü. Ben seni korumaya çalışacağım.

Günler bir şekilde geçiyor bu yıl ki tatilin de sonuna yaklaşıyoruz. İstanbul seni özledim mi diye bir sor hele..

Tabi ki hayır. Temiz havayı, güneşi, denizi bırakıp da senin egzos kokuna, tıkış tıkış halk otobüslerine, tıklım tıklım caddelerine mi koşayım yani? Ben aptal mıyım?

Bak hayat, beni kandırıp kandırıp, heyecanlandırıp heyecanlandırıp duruyorsun. Bu sefer de beni hayal kırıklığına uğratırsan fena bozuşacağız, ikimizden biri çok pis dayak yiyecek sonunda. Vaadettiğin şeyleri yavaştan vermenin zamanı gelmedi mi sence de?

Geldi de geçiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder