6 Haziran 2010 Pazar

Let's get this summer started!

Evet efenim, acısıyla tatlısıyla, ispanyası ve kaldığım dersleriyle bir eğitim öğretim yılının daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Finallerimin dün bitmesinin ardından tamamen huzur kapladı ruhumu. Ama hani ilkokulda, lisede falan okullar kapanınca bir başka sevinirdik ya işte o sevincimi nedense bulamadım bu sefer. Sanırım zaten okul zamanında da çok bir dersmiş, çalışmaymış gibi faaliyetlerimiz olmadığından bu hissiyat. En azından sabahın köründe kalkıp, önce belediye otobüslerine binmek için kavga etmeye, vapurda kışın soğuğunda üşümeye, tramvaya ölmek pahasına binmeye uzun bir ara verebilirim.

Ancak sana söz veriyorum blog, bu yaz yan-gel-yat yapmayacağım. Daha aktif daha dolu bir yaz olacak. Geçen yazki gibi erasmusun salak resmi işleri yahut herhangi huzurumu bozan bir olay yok bu sefer. (tahtalara vurun) Onun yerine, zaten haziranda İksv işi, yaz sonu izmir tatili, temmuzda ehliyet kursu ağustosta da Mü'nün gelişi var. Tabi zaten her gün spor salonuna gidilecek. Gördüğünüz üzere bütün yazımı planlamışım, plansız yaşayamıyorum ne yapayım? Spontane yaşayan bir kişilik olamadım, işte o yüzden arada yapılan çılgınlıklar bu kadar hoşuma gidiyor. Let's get the summer started then!

Elimde Körü'den aldığım Grey's Anatomy ler.. Başlamak gerek, bakalım sevecek miyim lan çok merak ediyorum. Yaza yeni bir diziyle başlamak, ideal. Onun haricinde, gitar çalma aktiviteleri yapacağız topluca. Gitardan uzak kalmamalı, unutmamalı, incitmemeli. Evet.

Uzun bir süreden sonra artık insanların "Aaa ne kadar kilo almışsın!" cümlelerinin, "Aaa baya zayıflamışsın sen!" cümlelerine dönmesi beni ne kadar mutlu ediyor bilemezsiniz. Emeğinin karşılığını almak böyle bir şey işte. Ama meğer spora finaller nedeniyle verilen 2 haftalık ara bile insanın hamlaşmasına neden olup, yeniden başladığından o ağrıların geri dönmesine sebep olabiliyormuş. Ama spor kadar insanı iyi hissettiren, insana öz güven kazandıran başka bir aktivite de yokmuş lan.

İspanyollar sarmış dört bir yanımızı, her yerdeler! Taksim, Laleli, Kadıköy vs. Her gördüğümde koşup boyunlarına atlamak ve İspanya maceralarımı anlatmak istiyorum onlara. Yapıyor muyum? Hayır. Sadece sıkıla sıkıla, "Aaa İspanyol musunuz? Ne güzel!" diyorum onlarda gülüyorlar bir iki cümle söyleyip gidiyorlar. E ne yapacaklardı başka? Ha bir de dünya insanlarının İspanyolca konuşmasına o kadar alışıklar ki, benim İspanyolca konuşmama kimse şaşırmıyor! Şaşırsanıza biraz be, sevinsenize sizin dilinizi konuşuyorum diye; ama yok bütün dünya bir gün İspanyol olacak değil mi size göre? Hadi len.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder