16 Ekim 2010 Cumartesi

*eye in the sky.

Bir hafta aralıksız uyusam uykuya anca doyarım sanırım. 6 gündür durmadan 7' de uyanmaktan gına geldi artık. Ne uyumaya, ne sosyal bir hayata zamanım var. Sadece koşuşturmaca.

Gerçi bu koşuşturmacanın da hoşuma giden yanları yok değil. Öyle yoğunum ki, düşünmeye zamanım yok. Bence insanın düşünmeye zamanının olmaması kadar da sağlıklı bir şey olamaz. Öbür türlü, paranoyalar ve saçma sapan durumlar..

Benim kadar spor salonunu seven biri daha yoktur galiba. Tabi spor salonunu, içindeki çalışma aletlerini, spor hocalarını falan "en kalbi duygularımla selamlıyorum."

Üç yıl aradan sonra lisedeki öğretmenimle buluşmak o kadar güzeldi ki! Hayırsızımdır aramam falan doğru. Ama bir kere görüştük mü de devamı gelir.

O nasıl bir Amerikan aksanıydı yahu? Nasıl da akıcı bir İngilizceydi o öyle? Benimse acilen İngiltere' ye gidip bir yıl orada kalmam gerek. Yarın olsa uyansam bir baksam ki İngiltere' deyim.

Bazen öyle bir dönem gelir ki herkesten sıkılırım, en sevdiklerimle bile konuşmak istemem, olur öyle arada.

Annem deli gibi geziyor. Ben de dışarıdan izliyorum işte. 22 Ekim' de ananemi de alıp İtalya' ya bayramda ise babamı alıp Prag a gidiyor. Ha gitsinler tabi canım gitsinler, ev bana kalsın, gelsin partiler ooh falan.

"eye in the sky" ne güzel bir şarkıdır. Alan Parsons Project ne harika bir gruptur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder