4 Ekim 2010 Pazartesi

take a sad song and make it better.

Dün gece gayet 12' de yatıp sabah 4'e kadar uyuyamamış daha dorusu sürekli kabus gördüğü için uyanıp durmuş bir insanım ben. Zaten burnum tıkalı, nefes alamıyorum geceleri boğulma tehlikeleri geçiriyorum falan. Çok sinirliyim, geri çekilin.

Yeni ispanyolca hocamdan çok kısa bahsetmek isterim. Bu adam benim gördüğüm en ama en yakışıklı ispanyoldur. Aksanı ve güzelim kır saçlarıyla o durmadan konuşsun ben dinlerim. Olgun erkek sevdasıdır gidiyor bende haydi hayırlısı.

Erkekler saç uzatmasın. Kendimde uzun saçı ne kadar seviyorsam erkekte de o kadar sevmiyorum işte. Bir de bakmıyorlar o kadar uzattıkları o saça, yağlı yağlı geziyorlar falan tam bir mide bulantısı sebebi. Kısaca, kısa saç en güzelidir.

Zor bir dönem geçiriyorum. Belki de daha önce hiç olmadığı kadar zor.. Şu dönemi sağ salim atlatayım halay çekeceğim, söz.

Taksimden eve dönüşümün iki saat sürmesi en başlıca intihar sebeplerinden biridir. Otobüste gerçekleşebilecek bütün aktiviteleri gerçekleştirdiğiniz halde, uykusuz okumak, müzik dinlemek, mesajlaşmak ve hatta telefondan feysbuk' a girmek gibi, hala eve ulaşamadıysanız aynı zamanda aç ve susuzsanız bir de üşüyorsanız işte orada sıkıntı vardır. Katil ederler insanı.

Biri şimdi haydi ağla ağla dök içini dese, hiç durmadan 24 saat ağlarım gibi geliyor. Rekor bile kırarım valla. En uzun süre ağlama rekoru, evvet.

Öz güven öyle bir şey ki gitti mi gider, çağırsan gelmez, gelse de kalmaz ve hatta kalsa da yetmez.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder