Hep bu kadar mutsuz muydum yoksa mutsuzluğumu yeni mi fark ediyorum? Hep bu kadar sıkıcı mıydı hayatım yoksa git gide daha da mı sıkıcılaşıyor? Tatmin olma problemim mi var yoksa ortada tatmin olacak bir durum mu yok? Bugün burada bu soruları cevaplamak için toplandık. Hadi lan yok öyle bir şey, dağılın şimdi.
Bir otursam 24 saat ağlayabilirim demiş miydim daha önce? Hah şimdi 48 saate çıktı o süre o zaman. Sırf fazla zaman kaybederim diye başlamıyorum ağlamaya. Sonra gözler şişecek falan gerek yok şimdi.
Adam "Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın; kendin içindeyken kafan dışındaysa.." demiş. İşte ben şu an ne içindeyim ne de dışında çemberin..
Benim birayı fondip yapmamayı öğrenmem lazım önce, onu öğrenemezsem zaten diğer öğrendiklerimin pek bir anlamı kalmıyor.
"Geçen sene saçım sarıydı sonra kızıla boyadım. Ama sarıyken de kızılken de beğenirlerdi beni, önümüzdeki hafta yine boyayacağım." konuşmasını yapan kızın bulunduğu bardaydım bugün. Hayatıma bir renk gerekiyordu evet ama belki de bu kadar fazla değil. O neydi abi öyle, nasıl bir bardı o biranız ucuz tamam da içindeki insanlar da bu kadar ucuz mu olmalı?
Etraftaki sevgililerin samimiyetlerine bakıp söylenen teyzeler vardır ya, hah işte bence onlardan pek bir farkımız kalmadı artık. Rahibe hayatı yaşayalım dedim, dinlemediler ki beni.
Bak bir Radiohead' den Paranoid Android' in klibidir, bir de Nick Cave' le PJ. Harvey' nin Henry Lee klibi. Bunların üstüne tanımam. Hele Henry Lee' yi film gibi izler izler doyamam. Nasıl duygu dolu bir kliptir o.
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. (T. Erdoğan konuşması çevirmiş simultane öğrenicisinin korkunç anıları.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder