15 Şubat 2011 Salı

hypericum perforatum

"Sarı kantaron(hypericum perforatum): Genel faydaları;

*Hafif ve orta şiddetteki depresyonlarda rahatlatıcı ve sakinleştirici etkisi vardır.

*Korku, endişe, kaygı, umutsuzluk ve çaresizlik duygularının giderilmesinde yardımcıdır."

Aslında söylemek istediğim çok şeyim var. Çok fazla isyancı görünmek de değil amacım. Beklentilerimi her zaman en azda tutmak için çabalasam da içimdeki canavar her zaman daha fazlasını bekliyormuş gibi. Bu canavarı doyurmak mümkün mü?

Bir yıldır ya da daha fazla zaman oldu ki beni en mutlu eden şeyin zamanın geçmesi olduğunu gördüm. Sadece günlerin ve yılların akıp geçmesi. Öyle ya da böyle geçmesi, o kadar. İnsan mutsuzluğunu böyle atlatmaya çalışıyormuş. Peki ya bu mutsuzluk kronik bir hal aldıysa?

Keşke her şey akademik hayatımız kadar kolay olsaydı. Başarılı olmanın verdiği tadın mükemmel olduğunu kabul etmek zorundayım. Güçlü hissetme arzusu hangimizde yok sanki. Sadece bu başarının getiriği mutluluğun bizi gerçekten idare ettiğinden emin değilim. Derslerden alınan iyi puanlar,yüksek not ortalamaları, roman çevirileri, kazanılan paralar, ne hoş değil mi. İşte değil, söylemek istediğim de tam olarak bu. Akademik hayatımız için bu kadar çaba harcarken genç olduğumuzu unutuyoruz adeta. Ben böyle yetiştirildim, başarılı bir birey olma kaygısı ailemden gelmektedir. Böyle öğrendim, böyle bildim. Fakat şu an bu çabalama sürecindeyken, hep daha ilerisini düşünerek yaşarken sanki ben ben'i yaşamıyorum. Başarılı bir akademik hayat mı yoksa kendimi yaşayabilmek mi?

Yaşadığımız ülke şartlarında eğer ileride orta kıvamlı bir gelir kaynağımın olmasını istiyorsam ki istiyorum, herhangi bir üniversite hayatının getirisi olarak eğlenme kısmını bir kenara atıp yarış atı gibi koşturmam gerektiği söyleniyor. Ben ne söylüyorum peki? Kafamın karıştığı nokta burası işte.

Benim tek istediğim öyle ya da böyle mutlu olmaktı. Şimdi ise sadece kendimi hırpaladığımı görüyorum. Hayat bazen çok üzücü. Sarı kantaron' dan medet umacak kadar hem de..

3 yorum:

  1. toplumun güttüğü hayalleri kurup onları yaşıyoruz.. ve onlarla mutlu oluyoruz.. belki çok klişe ama sürü psikolojisinde mutluluklar bizimkisi.. Neredeyse hiç özelimiz yok... İnsanların belirlediği çizgiler içerisinde akademik başarılar, ve inasnların çizgileri içerisinde sevgisel başarılar yaşıyoruz.. hep bir kazanç hep bir kayıp hep bir ego...
    Beni rahatlatacak bir hap bulamadım henüz... Neyse ki alkol reseptörlerimi açıyor ve melankoliye batırılıp batırılıp çıkarılıyorum...

    YanıtlaSil
  2. Sanki birileri mutlu olmak için yapılacak maddeleri yazdığı listeler oluşturup vermiş önümüze ve biz de o listelerin dışına çıkınca mutlu olamayacakmışım gibi.. en azından ben böyle yaşıyorum, onu fark ettim. Mutlu olmak öğretilen bir olgu olamaz, herkes kendi mutluluğunu kendi yaratır, bunu hep unutuyoruz. Sarı kantaron da beni kurtarmaz, kendimi teselli ediyorum sadece. Bir teselli yolum da alkol oluyor bu düşüncelerle uğraşırken.

    YanıtlaSil
  3. keşke sadece mutluluğumuz madde madde öğretilse..
    artık madde madde aşık olup,
    madde madde nefret ediyoruz..
    Aman bir lafımız klişe olmasın diye bitarafımızı yırtarken klişe hayatlar yaşıyoruz..
    Alkol yinede en iyi teselli gibi geliyor bana.
    En azından aramızda yalan olmuyor. O bana dürüstlüğü öğretiyor..

    YanıtlaSil