5 Temmuz 2010 Pazartesi

Güzel midir? Güzeldir.

Korkularımla yüzleşmeye karar verdim. En basitinden, balıklardan korkuyorum. Denizde yüzerken balıkları görmek, görmeyi düşünmek bile çığlık atmama yeterli oluyor. Ben de bu korkuyu yenmek için dalmaya karar verdim. Bir kaç tüplü dalıştan sonra balıklarla haşır neşir olup severim onları belki de belli mi olur?

Sırf denizde yüzerken değil balıklarla olan münakaşam. Tabağımda görmeyi de sevmiyorum kendilerini. Cumartesi günü ben Cunda Adası'ndayken Mü'nün kafasına uyup o yöreye özgü olan papalina balığından yedik ailecek. Mekan hoştu, güzeldi tek kusur vardı ki deniz kenarındaydı. Denizde ise haliyle bir sürü kıvrak balık mevcuttu. Sol tarafımda canlıları, tabağımda ölüleri.. Nasıl benden onları yememi beklersiniz? Hayır bir de kafalarıyla getirmişsiniz! Bari kesin şu kafalarını lan! Kendi ellerimle ekmek atıp beslediğim hayvanları nasıl yiyebilirim? Diyeceksiniz "Arkadaşım kebap, köfte yemiyor musun sen?" Yerim, hem de deli gibi. Ancak ben köfte yerkene öyle inekmiş, kuzuymuş hayvanlar gelmiyor gözümün önüne, kafasıyla birlikte koysanız onu da yemem emin olun. Kısaca ne canlı ne ölü, balıkları sevmiyorum, nokta.

Bugünümüze bir baktığımızda, Kadıköy ve Moda sokaklarında amaçsızca yürümenin güzelliğiydi hissettiğim. Tabi yanınızda olan şahsın da önemi büyüktür. Eğer yanınızda sizi gülme krizlerine sokabilen, aptal aptal sırıtmanızı sağlayan sonra birden ciddileşip sizi hareketleriyle şaşırtan bir kimse var ise işte o zaman daha güzelleşebilir her şey.

Fark ettim ki, çok yoğun ve kafa karıştıran duygular hissetmektense şu an için daha hafif, hoş ve korkutmayan duygular daha güzeldir, daha iyidir ve zararsızdır. Yavaş ilerleyen mevzular da iyidir mesela, telaşa mahal yoktur. Sindire sindire, hissede hissede yaşamak gereklidir bazı şeyleri, böylesi pek bir güzeldir.

"Güzeldir." kelimesini fazla kullandım ya bugün, işte ben asıl ondan korkarım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder