9 Temmuz 2010 Cuma

üç vakte kadar dört.

Eski sevgili ile arkadaş olmak zor sanattır azizim. Ya böyle üstünden yıllar, insanlar geçmiş olacak ki kafalar rahat olsun sadece 'arkadaş' gözüyle bakılabilsin o kimseye, yahut da hiç zorlamayacaksın,çünkü öyle bir dünya yok.

Şimdi şöyle bir ortam düşünün. Bir yaz akşamı, loş ışıklar, cır cır böcekleri falan güzel bir ortam, gitar çalan ve nedense hep romantik şarkılar çalan bir arkadaş, etrafında ona can-ı gönülden eşlik eden bir topluluk, biralar cips ve çekirdek. Bu toplulukta eski sevgililerin bulunması absürd değildir de nedir? Arkadaş kalacağız diye kasıp acı çekmek midir olgun davranış olan? Bilemiyorum. Ama siz siz olun, eğer eski sevgilimseniz benle arkadaş olmayın lan. Ya da böyle üstünden yıllar geçsin, başka insanlar olsun falan ondan sonra bir deneriz arkadaşlığı.

6 yıl sonra bir araya gelip "Eee hiç değişmemişsin." demek güzelmiş. Sanki o yıllar hiç olmamış böyle hep bir aradaymışız gibi. Şu 'hiç ara vermemiş' gibi hissetmeyi çok seviyorum. İşte o zaman harbiden yaşananların güzelliğini, yılların boşa akmadığını anlıyor insan. Orta okul arkadaşları güzeldir. Tek tüktürler ama vardırlar, bu yeter.

Yine planlarda değişiklik sürekli bir hareket. Gerçi inanın ben karar vermiyorum, bıraktım etrafımdakiler karar versin diye. Galiba benim İspanya işi kalacak ve ben burada devam edeceğim kursuma. Bu kararın en en hayırlı noktası benim Mü' yü yeteri kadar görebilecek olmamdır. O yüzden içimde çok da bir burukluk yok sanırım.

Bir yolda ilerliyorum da, bakalım nereye çıkacak, nerede bitecek?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder