15 Ağustos 2010 Pazar

sez beni, yaz beni.

13.Cuma'nın lanetini bir güzel kırdık. Bundan sonra 13. Cuma' lar lanet değil şans getirir bunu böyle bilin. Cuma günüm Mü ile başladı ve hatta Mü ile bitti. Neredeyse bir yıl kadar o günü bekleyince çok değerli oluyor haliyle o günler. Anneannemde misafir olarak kalan Mü' ye hepimiz alıştık iki günde de bugün o gidince bir boş geldi ev bana, yapacak bir şey bulamadım onsuz. Neyse Mü daha bir ay burda, öyle kolay kurtulamayacak bu kez benden. nihaha.

Anladığım kadarıyla her zaman "duygusal kız" diye geçinen ben aslında o kadar da duygusal bir insan değilmişim. Hatta bazen çok duygusuz olduğum bile oluyor. Çoğu zaman da ne kadar duygulansam, yoğun duygular hissetsem de, öfke, kızgınlık, sevgi ya da aşk gibi ben aslında insanlara bunu göstermiyormuşum. Ama ben göstermekten yanayım. Kızgınlığı da sevgiyi de göstermekten yanayım ama yapamıyorum bazen. Sanki donup kalıyorum. Ağzımdan tek kelime çıkmıyor. Bana küfretseler karşımda sadece onlara bakmakla yetinebilirim. İçimden beynimden çok söz geçer, canım yanar ama ağzımdan tek bir kelime çıkmaz. Duygulandığım zaman bunu göstermek yerine, takmıyormuş gibi gülümsediğimi gördüm, şaşırdım. Kendimden bunu beklemezdim. Hiç hoş değil, sevmedim bunu. Ama işte öyle bir an geliyor ki donup kalıyorum. Kulaklarım sağır oluyor ben de dilsiz.

Kötü haber. Babaannem geldi. Bence bütün babaanneler sevilmez, bütün anneanneler ise harikadır. Belki bu görüşüm babaannemle annemin arasındaki tipik 'kaynana-gelin' muhabbetinden kaynaklanmaktadır. Ya da benim anneannem gerçekten süper bir insandır. Babaannem onun yanında vasat kalıyordur, bilemedim şimdi. Gerçi onu sevebilmeyi isterdim ama olmayınca olmuyor işte, lan harbi olmayınca olmuyor. Denemedim değil denedim..

Bu sıralar bir çok şey denedim, olmayınca olmuyor' ları sindirdim içimde, onları sevdim. Ama olacağı varsa da oluveriyor işte. Aniden, beklenmedik bir anda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder