Psikolojim havayla orantılı çalışıyor, o kesin. Güneş açtı ben mutlu oldum. Çok kolay mutlu olup çok kolay da mutsuz olabilen bir insanım blog. Ve bugün farkettim ki aslında hayattan ve insanlardan çok şey bekliyorum. Kafamda oluşturduğum mükemmel bir dünyam var: harika arkadaşlarımın olduğu, harika bir iş ya da okul hayatımın olduğu ve harika bir ilişkimin olduğu dünya. Sonra diyorum "bak Öykü hayat mükemmel değil, her şey senin istediğin gibi olmaz." Ama dinletemiyorum yahu!
Evet, insanların kusursuz olmalarını bekliyorum. Bir hatalarını gördüğümde bana karşı, ki olur yani herkes hata yapar, karalar bağlıyorum, 'neden ben?' sorularını sorma girişimlerinde bulunuyorum. Oysa büyük ihtimalle o insan beni üzdüğünün farkında bile olmuyor. Gerginim insan ilişkilerimde. Sürekli bir şeyler ters gidecekmiş de arkadaşlarımı kaybedecekmişim gibi. Bunu yıllardan beri yediğim kazıklara bağlıyorum hadi ama eminim herkes hayatınca bir çok kazık yemiştir.Aslında en acısı da, daha önce de söylediğim gibi bana yapılan bir olayı kınarken benim de bir benzerini başkalarına yapmış olmam. Sonra çok deli paranoya yaparım mesela blog. Ama uff. korkarsın benden o derece. Olmayan şeyler çıkartırım. Sizin aklınıza gelmeyen durumlar ve olaylar oluşturup sonra o olaylara geçerli sebepler bulmaya çalışır bulamazsam da kendi dünyamda sizi suçlar ve çok fena kınarım. Ama biliyor musun, sizin ruhunuz bile duymaz bunları.
Bugün okuduğuma göre sevinmek anlık bir his iken mutluluk daha genel ve uzun süreliymiş. Ben sanırım bu 'sevinme' durumlarında çok bulunuyorum ancak bir saniye sonra da mutsuz derbeder hissedebiliyorum. Tamam, psikolojik sorunlarım vardır kabul ediyorum. Hanginizin yok lan? Hanginiz psikolojik olarak çok sağlıklı olduğunuzu iddia edebilirsiniz? Böyle bir dünyada öyle bir durum mümkün değil maalesef. Bunu farkedip kendimi onarmak istiyorum. Bugün tekrar psikolojiyle ilgli okumaya başladım. Belki gülüp kınıyacaksınız ama kişisel gelişim kitaplarını çok severim ben. Okurken gerçekten iyi hissederim. O nedenle bugün "Küçük şeyler" e başladım sırf ki küçük şeylerle yetinip mutlu olayım diye.
Hele bazı insanları aklım almıyor! Bu kadar soğuk, katı kendini beğenmiş nasıl olunur? Evet yine S.A, bu kızgınlığımın sebebi. Dünya umrunda değil adamın. Onun bu her şeyi bilme öğrenme merakını burada kınıyorum, ve kendi haline bırakıyorum. Daha fazla da bu konuda konuşmuyorum.
Gerçekten internette oluşan arkadaşlıklara karşıyım. En başından beri doğru bulmam.Çünkü sağlıklı arkadaşlıklar ya da ilişkiler çıkabileceğine inanmam internetten. Ancak bazen değişiyor işler. Körü'nün yakın arkadaşı gibi. İnternetten tanışıklık ancak daha sonra güzel bir arkadaşlığa dönüşmüş. Bazen çıkabiliyor galiba la böyle şeyler. H bu konuya neden girdin dersen de galiba ben de internetten tanıştığım ancak bir yılı aşkın bir süredir konuştuğum bir arkadaşla görüşeceğim bir vakit. Hala doğru bulmuyorum ha, ama insan bazen hata da yapmalı.
31 Mart 2010 Çarşamba
29 Mart 2010 Pazartesi
yine de benimle oynar mısın?
Bir yıldır görüşülmemiş 1o küsür yıllık eski bir dost, yağmurlu bir hava, içilen türk kahveleri.. Fena bir gün sayılmazdı sanırım. O eski dost, çok başka blog. En çocuk, en saf işi gücü kumdan yemek yapmak olan hallerimizle birbirimizi tanıdğımız dostluklar. Aramızdaki en büyük kavgaların oyunda mızıkçılık yapmaktan çıktığı yıllar. Dışarda oynamak için yalvararak annelerden izin almak. Akşam 10 dakika daha kalayım'ın kavgalarını yapmak.Bunlar güzel şey. Şimdi ise seyrek buluşup, ancak her buluştuğumuzda da kaldığımız yerden devam edebilmek. Sanki arada bir yıl geçmemiş. Daha dün o bizdeymiş gibi bir his. İşte bunu seviyorum.
Marmara Büfe'de içtiğim 2 bardak çayın midemi bulandırması! Ben severdim halbuki Marmara Büfe'yi ancak çayları çok kötü! Yetkililer size sesleniyorum burdan. Yada benim mi ağzımın tadı bozuk lan? Bilemedim şimdi. Sonra da yemeğin üstüne içilen türk kahveleri ve bakına fallar. Doğruya doğru tek türk kahvesi içtiğim zamanlar, fala bakılacağı zamanlar. Onun haricinde içmem. Tabi falda kısmet çıkması adettendir yani, benim de kısmetlerim varmışmış.Gerçi bu arkadaş ne zaman baksa çıkıyor ama fal işte inanılır mı!? Ancak Hayalperest'in türk kahvesi güzelmiş.Bilmezim. Aferin böyle devam. Tabi bir yıl görüşmeyince insanın anlatacağı çok şey oluyor hatta o kadar çok ki ne anlatıcağını bilemiyorsun hepsini unutuyorsun falan. Bu yüzden de artık araya bir yıl gibi uzun zamanlar koymamaya karar vermiş bulunmaktayız efenim.
Bu arada, Eminönü'ünde vapura doğru ilerlerken fotoğraf çekmemi isteyen turistler! Hemen anlatayım. Bir kız foto foto diyerek yanaştı. Hemen aldım makinayı o sarada arkadaşlarına dönüp "Chicas hacemos foto, vamos." demesi.. Aha dedim ispanyol. O anı size anlatamam sanki 40 yıdır görmediğim kardeşime kavuşmuşum! Sanki memleketlimi görmüşüm. Öyle bir duygu yani. Hemen bir kaç bir şey söyleyeyim dedim tabi. Hasretim ispanyolca duymaya haliyle. Küçük bir muhabbetten sonra oradan ayrıldım ama aklım da onlarda kaldı valla. Bütün İspanyolları kardeşim gibi seviyorum yahu.
Daha sonra sporda hocamın vücudumda fark görmesi, benim bir kilo vermiş olmam.. Bir kilo da bir şey mi demeyin! O kadar zor veriliyor ki o bir kilo. 3 gündür üst üste gidiyorum artık vereyim yani değil mi ama!? Tabi hocanın bu gözleminden sonra ben daha bir şevkle yaptım sporumu, hiç koşmadığım hızda yürüdüm, çekemediğim mekikler çektim falan. Güzeldi kısaca.
Öyle insanlar var ki, İstanbul'un göbeğinde büyümüş, üniversite eğitimi görmüş ancak dar kafalı insanlar. Çok kızarım bu insanlara hatta onlara da söylerim kızdığımı. Bir erkek hakimiyetini benimsemektir gidiyor kızlarda. Ayıplıyorum bu ilişki tarzlarını. Birbirini kısıtlamak değildir ilişki. Ha 'bey'i tarafından kısıtlanmak o kızın hoşuna gidiyorsa, doğru yolun o olduğunu sanıyorsa zaten yazıktır günahtır üzülünmelidir. Öyle bir ilişki olsun ki, ne kısıtlama ne kıskanma ne kafa yorma sorun çıkarma ne de çocuksu trip atmacalarımız olmasın artık. Çok mu şey istiyorum lan!??
Marmara Büfe'de içtiğim 2 bardak çayın midemi bulandırması! Ben severdim halbuki Marmara Büfe'yi ancak çayları çok kötü! Yetkililer size sesleniyorum burdan. Yada benim mi ağzımın tadı bozuk lan? Bilemedim şimdi. Sonra da yemeğin üstüne içilen türk kahveleri ve bakına fallar. Doğruya doğru tek türk kahvesi içtiğim zamanlar, fala bakılacağı zamanlar. Onun haricinde içmem. Tabi falda kısmet çıkması adettendir yani, benim de kısmetlerim varmışmış.Gerçi bu arkadaş ne zaman baksa çıkıyor ama fal işte inanılır mı!? Ancak Hayalperest'in türk kahvesi güzelmiş.Bilmezim. Aferin böyle devam. Tabi bir yıl görüşmeyince insanın anlatacağı çok şey oluyor hatta o kadar çok ki ne anlatıcağını bilemiyorsun hepsini unutuyorsun falan. Bu yüzden de artık araya bir yıl gibi uzun zamanlar koymamaya karar vermiş bulunmaktayız efenim.
Bu arada, Eminönü'ünde vapura doğru ilerlerken fotoğraf çekmemi isteyen turistler! Hemen anlatayım. Bir kız foto foto diyerek yanaştı. Hemen aldım makinayı o sarada arkadaşlarına dönüp "Chicas hacemos foto, vamos." demesi.. Aha dedim ispanyol. O anı size anlatamam sanki 40 yıdır görmediğim kardeşime kavuşmuşum! Sanki memleketlimi görmüşüm. Öyle bir duygu yani. Hemen bir kaç bir şey söyleyeyim dedim tabi. Hasretim ispanyolca duymaya haliyle. Küçük bir muhabbetten sonra oradan ayrıldım ama aklım da onlarda kaldı valla. Bütün İspanyolları kardeşim gibi seviyorum yahu.
Daha sonra sporda hocamın vücudumda fark görmesi, benim bir kilo vermiş olmam.. Bir kilo da bir şey mi demeyin! O kadar zor veriliyor ki o bir kilo. 3 gündür üst üste gidiyorum artık vereyim yani değil mi ama!? Tabi hocanın bu gözleminden sonra ben daha bir şevkle yaptım sporumu, hiç koşmadığım hızda yürüdüm, çekemediğim mekikler çektim falan. Güzeldi kısaca.
Öyle insanlar var ki, İstanbul'un göbeğinde büyümüş, üniversite eğitimi görmüş ancak dar kafalı insanlar. Çok kızarım bu insanlara hatta onlara da söylerim kızdığımı. Bir erkek hakimiyetini benimsemektir gidiyor kızlarda. Ayıplıyorum bu ilişki tarzlarını. Birbirini kısıtlamak değildir ilişki. Ha 'bey'i tarafından kısıtlanmak o kızın hoşuna gidiyorsa, doğru yolun o olduğunu sanıyorsa zaten yazıktır günahtır üzülünmelidir. Öyle bir ilişki olsun ki, ne kısıtlama ne kıskanma ne kafa yorma sorun çıkarma ne de çocuksu trip atmacalarımız olmasın artık. Çok mu şey istiyorum lan!??
28 Mart 2010 Pazar
Plan A: Plansızlık
Yağmurun azizliğine uğramak.. Yağmuru severim bilirsin blog. Ancak kaç aydır kış soğuk yaşıyoruz ve artık bunalmış haldeyim. Ve sabah günlük güneşlik ve yaz sıcağı varken, öğleden sonra güneşin yerini yağmura bırakmış olması beni delirtir tıpkı bugünkü gibi. Oysa ne planlarım vardı benim.. Önce sporuma gittim. Her şey güzeldi. Daha sonra Moda'da çay bahçesinde oturup kitap okumak ve ders çalışmak, ondan sonra da annemlerle buluşup beraber yemek yeme planlarım vardı. Hiçbiri gerçekleşemedi maalesef. Spordan sonra yağmuru görünce Moda'ya gidemedim, Hayalperest' gidip tek başıma oturup kitap okudum, çay içtim. Ancak Hayalperest Moda kadar sakin ve sessiz bir yer olmadığından pek uzun sürmedi ders çalışma çabalarım. Sonra annemlerle buluştum iyi güzel, yemek yicez falan derken bir telefon. Babamın işe gitmesi gerekiyormuş, bak bak! Pazar pazar adamı ailesinin yanından alıp işe çağırıyorlar çok kızgınım onlara. Onlar her kimse artık. E tıpış tıpış eve döndük annemle ve eve piza söyledik. Fena sonuçlanmadı yani yine de haha. Ama işin ilginç kısmı benim planlarım gerçekleşmiyor. Artık her şeyde bir hayır mı var diyeyim, yoksa ne şanssız insanım mı ben diyeyim bilemedim. Her şeyde bir hayır vardır, vardır.
Sonra çeviri kuramları ve almanca çalışma çabaları. Pek kötü gitmiyor aslında. Ama daha ve daha iyi gitmesi gerek. Bu arada bugün bir baktım 3 bardak çay içmişim, noluyor lan!? Hani hiç sevmicektim ben çay. Hani bütün insanlığa karşı olan kavgam hep devam edecekti.. Ya hala tam seviyorum sayılmaz da.. İlki kahvaltıda annemin yaptığı kreplerin yanındaydı. O krepler de anneme Üstün'ün kreplerini öve öve bitiremediğimden yapıldılar nihaha. Anneme teşekkürlerimi iletirim. İkincisi Hayalperest'te tek başıma ders çalışırken üçüncüsü de Kadıköy'de tahıllı simidimi yerkendi. Şaka maka çay içer oldum. Kimbilir daha neler göreceğiz lan!
Normalde pazartesileri dersimin olmayışıyla çok övünür havamı atarım bilirsin. Ancak daha demin okuduğum bir mail le dünyam karardı. Hocamız salı günü olan dersi bu haftalık pazartesiye almış, yani yarın 9bçukta beni ders bekler. Yarın nasıl güzel uyuyacağını düşünürken birden ders haberi almak.. Hayatta olabilecek en kötü 10 şey arasına girer sanırım. Tamam abarttım o kada değil ama bir şekilde o listeye girer yani. Neyse bana tatlı rüyalar ozaman.
Sonra çeviri kuramları ve almanca çalışma çabaları. Pek kötü gitmiyor aslında. Ama daha ve daha iyi gitmesi gerek. Bu arada bugün bir baktım 3 bardak çay içmişim, noluyor lan!? Hani hiç sevmicektim ben çay. Hani bütün insanlığa karşı olan kavgam hep devam edecekti.. Ya hala tam seviyorum sayılmaz da.. İlki kahvaltıda annemin yaptığı kreplerin yanındaydı. O krepler de anneme Üstün'ün kreplerini öve öve bitiremediğimden yapıldılar nihaha. Anneme teşekkürlerimi iletirim. İkincisi Hayalperest'te tek başıma ders çalışırken üçüncüsü de Kadıköy'de tahıllı simidimi yerkendi. Şaka maka çay içer oldum. Kimbilir daha neler göreceğiz lan!
Normalde pazartesileri dersimin olmayışıyla çok övünür havamı atarım bilirsin. Ancak daha demin okuduğum bir mail le dünyam karardı. Hocamız salı günü olan dersi bu haftalık pazartesiye almış, yani yarın 9bçukta beni ders bekler. Yarın nasıl güzel uyuyacağını düşünürken birden ders haberi almak.. Hayatta olabilecek en kötü 10 şey arasına girer sanırım. Tamam abarttım o kada değil ama bir şekilde o listeye girer yani. Neyse bana tatlı rüyalar ozaman.
Aslında çok basitti.Bir Ying yang denklemiydi hayat, bu kadar basitti işte. Uzun uzun sorgulamalara kafa patlatmalara lüzum yoktu. İyi ve kötünün birbirlerine pek de homojen olmayan bir şekilde karışımıydı yaşananlar. Düşünmeye, felsefi girişimlerde bulunmaya ne gerek vardı? Öyle ya da böyle yaşıyordu. Düşünmelerin sonu hiç gelmezdi zaten. Ancak o bırakmıştı düşünmeyi kısa bir süre önce, kötü bir alışkanlık misali. Gerek duymuyordu iyi ve kötü kavramlarının kuyusunu kazmaya. Kavramlara bile gerek duymuyordu artık. Kendinden hele hiç emin değildi bu konuda. İyi bir insanmıydı? En son kime ne iyilik yapmıştı ki? Kötü olabileceğini o zamana kadar hiç düşünmemişti, ta ki kendisini yeniden keşfedene kadar. Hiçbir şeyden emin değildi. Olması da gerekmiyordu artık. Bir an bıraktı kendini. Aslında çok basitti.
26 Mart 2010 Cuma
Karmakarışıklığımdan çöz beni.
Moda.Hayalperest.Arkadaş.Dost.Güzel bir gün. Düşününce çok fazla şeyim var mutlu olmak için sadece değerlerini bilmiyorum. Uzun zamandan sonra ilk defa böyle karıştı kafam. Cevabını veremediğim sorularım, bulup da görmezden geldiğim cevaplarım var. Zamana güveniyorum, iyi gelir herzaman.
Fazla kafaya takıyorum insanları. Gereğinden fazla önemsiyorum onları. Ve bazılarını da ben önemsemiyorum. Bana olumsuz her ne yapılıyorsa, ben de onları yapıyorum başkalarına. Kötüyüm. İsteyerek değil ama kötüyüm. İstemem istememem değil önemli olan zaten, sonuç: Kötü, nokta.
Heyecan arayışlarına girdim. İspanya özlemi mi bu hissettiğim? Ondan dolayı mı bu "hayat boş" hikayelerim? Bilemedim. Gerçi sayın psikoloğum, beni dinledikten sonra elime hayat çizelgemi tutuşturdu.Ona buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Amma çok etkileyenim var. Amma çok insan var. Ara veriyorum insanlara bir süre.
Oysa Moda'da denize karşı çay içmek beni mutlu etmişti. Bak ÇAY diyorum. Tadını sevdiğimden değil. Güzel olan karşımdaki insana eşlik etmek. Sürekli bir "biz" duygusuna erişme isteği zaten. Bilinçaltımda neler var kimbilir. Şöyle biri olsa da çözse beni. Bunu istiyorsun, bunu istemiyorsun dese. Çünkü ben bilmiyorum.
Kırgınlıklarım var insanlara. Ama onlarla bunları paylaşıp onları rahatsız etmek istemiyorum. Kendimi rahatsız etmekten yanayım, hepsi bu. Boşuna mı akrep burcuyum lan? Kendimi zehirlerim en fazla.
Evet 'yaşama'ya bir süre ara verip düşüneceğim. Sorunlarımın ciddiyet boyutunu anlamaya çalışıp, boşuna tasalandığımı kendime kanıtlayacağım ve kendimi onarmaya çalışacağım. Birkaç güne düzelirim.
Fazla kafaya takıyorum insanları. Gereğinden fazla önemsiyorum onları. Ve bazılarını da ben önemsemiyorum. Bana olumsuz her ne yapılıyorsa, ben de onları yapıyorum başkalarına. Kötüyüm. İsteyerek değil ama kötüyüm. İstemem istememem değil önemli olan zaten, sonuç: Kötü, nokta.
Heyecan arayışlarına girdim. İspanya özlemi mi bu hissettiğim? Ondan dolayı mı bu "hayat boş" hikayelerim? Bilemedim. Gerçi sayın psikoloğum, beni dinledikten sonra elime hayat çizelgemi tutuşturdu.Ona buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Amma çok etkileyenim var. Amma çok insan var. Ara veriyorum insanlara bir süre.
Oysa Moda'da denize karşı çay içmek beni mutlu etmişti. Bak ÇAY diyorum. Tadını sevdiğimden değil. Güzel olan karşımdaki insana eşlik etmek. Sürekli bir "biz" duygusuna erişme isteği zaten. Bilinçaltımda neler var kimbilir. Şöyle biri olsa da çözse beni. Bunu istiyorsun, bunu istemiyorsun dese. Çünkü ben bilmiyorum.
Kırgınlıklarım var insanlara. Ama onlarla bunları paylaşıp onları rahatsız etmek istemiyorum. Kendimi rahatsız etmekten yanayım, hepsi bu. Boşuna mı akrep burcuyum lan? Kendimi zehirlerim en fazla.
Evet 'yaşama'ya bir süre ara verip düşüneceğim. Sorunlarımın ciddiyet boyutunu anlamaya çalışıp, boşuna tasalandığımı kendime kanıtlayacağım ve kendimi onarmaya çalışacağım. Birkaç güne düzelirim.
Sana mektup.
Seni ben yarattım. Hayalimde her bir organını, yüzünü, ellerini, saçlarını ve ten rengini ben yarattım. Kafamda oluştun, sonra gerçek oldun. Seni ben yaşadım. Seni yaşadım ve bitirdim. Egoistliğini, düşüncesizliğini, romantikliğini ben yarattım senin. Sonra senden sıkıldım. Seni değiştirmek istedim, kolay olmadı. Seni değiştirmekle uğraşırken kendim değiştim, tanıyamadığım biri oldum. Artık ne ben bendim; ne de sen, sen.İkimiz de kendimizden böylesine uzaklaşmışken birbirimize yaklaşmaya çalıştık. Ancak planlar tutmadı. Kendimizi kaybettiğimiz için birbirimize de ulaşamadık. Sonra sen benden sıkıldın. Seni yaratan ben olmama rağmen, sen benim hayal ürünüm olmana rağmen beni bitirmek istedin. Ne cürretle!? Başaramadın tabi. Ben seni yarattım ya bir kere, sonra öldüremedim seni. Ölmedin bir türlü, amma inatçı çıktın. Sana kızdım ve küfürler ettim, yine de öldüremedim yahu. Hayal kurmaktan vazgeçtim senle karşılaşmamak için, hayalimdeki mekanlar, insanlar, olaylar değşti de sen yine ölmedin. Hala yaşıyorsun. Artık benim isteğim dışında, bana hiçbir şey sormaksızın, sözümü dinlemeden yaşıyorsun. Sana sözümü dinletememek, güçsüz hissetmeme sebep oldu önce. İlla benim dediğim olacaktı. Ya sen ölecektin; ya da ben. Seni öldüremediğim gibi kendimi de öldüremedim. Sonra.. Zamanla seni kabullendim. Senle yaşamaya devam ettim. Güçsüzlüğümü güce çevirmeyi öğrendim, artık sen benim parçam oldun. Hep vardın, hala varsın ve hep olacaksın. Bunu bilmek beni korkutmuyor artık. Sana karşı saygılıyım ve seni seviyorum.
Sevgi ve aşk kavramlarımı değiştirdin benim. Seni seviyorum ama sana aşık değilim işte. Kendimden şüphe etmeme sebep oldun defalarca. Aynı zamanda mutlu ve hüzünlüydüm hayalimde. Seni seviyorum, bu değişmeyecek. Şimdilik biraz uzaklaşmalıyız. Belki aşık olurum hayalimdeki bir başkasına ama yine de görüşeceğiz biliyorum. Hayal dünyam o kadar geniş değil maalesef. Ozamana kadar dikkat et kendine.
Öykümsü
Sevgi ve aşk kavramlarımı değiştirdin benim. Seni seviyorum ama sana aşık değilim işte. Kendimden şüphe etmeme sebep oldun defalarca. Aynı zamanda mutlu ve hüzünlüydüm hayalimde. Seni seviyorum, bu değişmeyecek. Şimdilik biraz uzaklaşmalıyız. Belki aşık olurum hayalimdeki bir başkasına ama yine de görüşeceğiz biliyorum. Hayal dünyam o kadar geniş değil maalesef. Ozamana kadar dikkat et kendine.
Öykümsü
25 Mart 2010 Perşembe
what the fuck!?
Planların iptal olmasından nefret ederim. Çünkü planlı yaşamaya alışmışım resmen, yarın öğleden sonra saat 3te akşam 7de napacağımı biliyor olmak istiyorum.Ve genelde planlar bozuluyor. Abi karar verdim birdaha planlamayacağım, böyle spontane yaşicam falan bakalım kaç gün idare edebiliyorum; denemek lazım.
Bugün sabahtan beri bir mutsuzluk, hüzün ve depresyon içerisindeyim. Tamam okuldaki arkadaşa olan kızgınlığım devam etmekte, onun haricinde.. Bilmiyorum, nedensiz mutsuzluklarımdan birini yaşıyorum sanırm. Nedensiz mutluluklarım kadar mutsuzluklarım da var işte. Anladığım kadarıya heyecan arıyorum, bir atraksiyon arıyorum.Yani bugün spora bile zorla gittim, bitsin diye bekledim sürekli falan. Noluyor lan bana!? Mutsuzluğun hiç zamanı değil ya hele bir de vizeler geliyor şimdi. Hayat hepten çekilmez olacak yani. Of..
Bir süre kendi kabuğumdan çıkmamalıyım belki de.. Zaten insaanları sevmiyorum bir kaç gündür. Hepsiyle bir sorunum var en çok kendimle tabi bu aralar. Önce kendimi onarıp sonra insanlara açılmalıyım sanırım. Şu zaman zaman beni saran yalnızlık duygum geldi yine. Gelmesni ben söylemedim. Her şey birden bire oldu. Şimdi gitmesini beklemekten başka bir çarem yok. Oturup biraz melankolik takılıp beklemek.
İspanya'daki arkadaşlarımla konuşmak da ayrıca bir etkiliyor beni. Onları ne kadar özlediğimi anlıyorum bir de bugün perşembe ya, erasmus gecesi yani haha. Herkes bir partide falan. Ben de evime oturup blog yazıyorum. Neyse sen alınma blog ama şu anda burda yazıyor olmak değil İspanya'da herhangi bir partide olmak istersim sanırım. Sen yine de küsme bana e mi?
Bugün sabahtan beri bir mutsuzluk, hüzün ve depresyon içerisindeyim. Tamam okuldaki arkadaşa olan kızgınlığım devam etmekte, onun haricinde.. Bilmiyorum, nedensiz mutsuzluklarımdan birini yaşıyorum sanırm. Nedensiz mutluluklarım kadar mutsuzluklarım da var işte. Anladığım kadarıya heyecan arıyorum, bir atraksiyon arıyorum.Yani bugün spora bile zorla gittim, bitsin diye bekledim sürekli falan. Noluyor lan bana!? Mutsuzluğun hiç zamanı değil ya hele bir de vizeler geliyor şimdi. Hayat hepten çekilmez olacak yani. Of..
Bir süre kendi kabuğumdan çıkmamalıyım belki de.. Zaten insaanları sevmiyorum bir kaç gündür. Hepsiyle bir sorunum var en çok kendimle tabi bu aralar. Önce kendimi onarıp sonra insanlara açılmalıyım sanırım. Şu zaman zaman beni saran yalnızlık duygum geldi yine. Gelmesni ben söylemedim. Her şey birden bire oldu. Şimdi gitmesini beklemekten başka bir çarem yok. Oturup biraz melankolik takılıp beklemek.
İspanya'daki arkadaşlarımla konuşmak da ayrıca bir etkiliyor beni. Onları ne kadar özlediğimi anlıyorum bir de bugün perşembe ya, erasmus gecesi yani haha. Herkes bir partide falan. Ben de evime oturup blog yazıyorum. Neyse sen alınma blog ama şu anda burda yazıyor olmak değil İspanya'da herhangi bir partide olmak istersim sanırım. Sen yine de küsme bana e mi?
24 Mart 2010 Çarşamba
ainT no sunshine.
Tam güneş açtı oh be dedik, demez olaydık. Bugün yine deli gibi soğuktu hava. İşte biz buna bahar diyoruz. Bu bahar, duygularımızı, düşüncelerimizi ve hislerimizi o kadar etkiliyor ki şaşırıyorum bazen. Güneşli bir havada yaşam sevincim varkeni soğukta hayattan nefret edebiliyorum nedensizce. Duygularımda da ani değişimler söz konusu oluyor tabi. Dün "laylaylay çiçekler böcekler ah aşk.." diye gezerken, bugün "amaan okula git vapura bin zaten insanlara gıcığım" vb. diye takıldım. İşte hormon değişikliği tabi olacak o kadar.
Valla blog, o artık sıkan fazla huzurlu dönemden de çıktım sanırm. atraksiyonlar kol geziyor. Yine S.A ya çok kızgın olduğum bir dönemdeyim, anlatmayacağım bile yani o kadar komik, gereksiz ve saçma bir durum söz konusu. Neyse. Gerçi ona rağmen S.A yı ve diğer 3 arkadaşı evimde ağırladım bugün, yemek yiyip org, gitar şarkı falan eğlendik ama bu durumu maalesef değiştirmiyor.
Ya şöyle kontrolümü kaybedip aklımdan geçenleri yapmak istiyorum bir süre böyle yaşamak istiyorum, hatta bambaşka bir ülkeye tek başıma gideyim en fazla bir hafta kalayım kimse beni bilmesin, aklımdan geçen bütün saçma sapan düşüncelerimi gerçekleştireyim istiyorum etrafımdakileri takmadan. Ne güzel olurdu! Ya düşünsene bir hesap vermek zorunda olduğun kimse yok. Erasmusta da ilk başlarda böyleydi işte, daha sonra artık herkes herkesi tanıyınca orada da ister istemez bir baskı oluşuyor üstünde. O yüzden dedim ya 1 hafta kalacaksın. İnsanların seni tanımasına izin vermeden kaçacaksın oradan. Kaçma fikilerim çok var bu aralar. Gitmek ve saçma sapan davranmak istiyorum nedense.
Sonra mesela şu garson parçası geliyor aklıma da.. abi İspanya'da olsa kaç kere tanışıp konuşup belki çıkmaya bile başlamıştık yani. Ama burda yok öyle bir şey, tamam konuşmaya başladık da yahu adamın hala adını bilmiyorum. Garson parçası demekten sıkldım çocuğa. Valla dandik durumlar hep bu aralar. Bir yenilikler lazım hayata ya. Sıkılmaya gelmiyor benim bünyem hiç. Şu vizelerden sonra bir silkelenmek kendimize gelmek lazım. Neyse blog. çok işim var gidip uyuyacağım daha. Uyumak güzeldir. :)
Valla blog, o artık sıkan fazla huzurlu dönemden de çıktım sanırm. atraksiyonlar kol geziyor. Yine S.A ya çok kızgın olduğum bir dönemdeyim, anlatmayacağım bile yani o kadar komik, gereksiz ve saçma bir durum söz konusu. Neyse. Gerçi ona rağmen S.A yı ve diğer 3 arkadaşı evimde ağırladım bugün, yemek yiyip org, gitar şarkı falan eğlendik ama bu durumu maalesef değiştirmiyor.
Ya şöyle kontrolümü kaybedip aklımdan geçenleri yapmak istiyorum bir süre böyle yaşamak istiyorum, hatta bambaşka bir ülkeye tek başıma gideyim en fazla bir hafta kalayım kimse beni bilmesin, aklımdan geçen bütün saçma sapan düşüncelerimi gerçekleştireyim istiyorum etrafımdakileri takmadan. Ne güzel olurdu! Ya düşünsene bir hesap vermek zorunda olduğun kimse yok. Erasmusta da ilk başlarda böyleydi işte, daha sonra artık herkes herkesi tanıyınca orada da ister istemez bir baskı oluşuyor üstünde. O yüzden dedim ya 1 hafta kalacaksın. İnsanların seni tanımasına izin vermeden kaçacaksın oradan. Kaçma fikilerim çok var bu aralar. Gitmek ve saçma sapan davranmak istiyorum nedense.
Sonra mesela şu garson parçası geliyor aklıma da.. abi İspanya'da olsa kaç kere tanışıp konuşup belki çıkmaya bile başlamıştık yani. Ama burda yok öyle bir şey, tamam konuşmaya başladık da yahu adamın hala adını bilmiyorum. Garson parçası demekten sıkldım çocuğa. Valla dandik durumlar hep bu aralar. Bir yenilikler lazım hayata ya. Sıkılmaya gelmiyor benim bünyem hiç. Şu vizelerden sonra bir silkelenmek kendimize gelmek lazım. Neyse blog. çok işim var gidip uyuyacağım daha. Uyumak güzeldir. :)
21 Mart 2010 Pazar
Hayır dedim sana!
Hayır dedim sana Öykü. Kaç kere hem de.. Kaç yıl oldu, sana hala hayır diyorum. Ne var biraz sözümü dinlesen? Ne var biraz mantığınla hareket edip gözün kapalı atlamasan bazı şeylere? Ne var daha az acı verecek yolları seçsen de kısa mutluluk anları için bir çok şeyi riske atmasan? Ama yok abi beni dinlemicen sen kafaya takmışsın bir kere; dediğin dedik.
Peki ama niye haksızlık ediyorsun ki bana Öykü? Ben senin kadar katı, sert bakamıyorum demek ki hayata. Benim kararlarım canını mı acıtıyor? Evet. Acısın kardeşim canın, acısın. Acıya acıya büyüyoruz ne var. Hiç risk almasaydık ne anlamı kalırdı hayatın? Nasıl heycan yaşardık? Sen benim normlar tarafından kuşatılmış olan hayatı yaşamamı istiyorsun, ama farkında değilsin sanki.. Biz öyle yaşayamayız. Biz onların dediklerini yaparak devam edemeyiz yaşamaya. Seni biraz daha duygusal ve soyut bakmaya davet ediyorum canım. Haberin yok ama senin de kararların benim canımı yakıyor.
Hadi ordan! Sözümü dinlesen, mutlu huzurlu mantıklı yaşayacaksın. Ama sen sonu belli olmayan bir macera, heycan arayışı içindesin. Büyü be Öykü, büyü biraz. 20 yaşına geldin arkadaşım. Yetti artık bu çocuksu tavırların. Kendine gelmenin zamanı gelmedi mi Öykü? Böyle yaşamaya devam edemezsin. Daha da üzecekler seni yoksa. Ama umrunda değil, değil mi dünya!? Duygu, aşk, dostluk bunlar daha önemli değil mi? Hah sen öyle san dostum. İlerde göreceksin ancak bir hayli geç olacak.
Umrumda değil tamam mı dediklerin! Evet üzülüyorum belki.. Ama mutluyum ben, işime burnunu sokma. Rahat bırak beni be Öykü! Bıktım senden. Odun gibi yaşamaktansa, böyle kalmayı tercih ederim. Senin mutlu, huzurlu kavramların; sıkıcı, monoton ve odun gibi yaşamak demek. Ben onları istemediğimi biliyorum. Karışma. Üzülür,ağlar yine toparlarım ben kendimi, sen göreceksin asıl.
Eh dediğin gibi olsun bakalım Öykü. Sonra ağlayarak gelme arkadaşım bana..
...
Peki ama niye haksızlık ediyorsun ki bana Öykü? Ben senin kadar katı, sert bakamıyorum demek ki hayata. Benim kararlarım canını mı acıtıyor? Evet. Acısın kardeşim canın, acısın. Acıya acıya büyüyoruz ne var. Hiç risk almasaydık ne anlamı kalırdı hayatın? Nasıl heycan yaşardık? Sen benim normlar tarafından kuşatılmış olan hayatı yaşamamı istiyorsun, ama farkında değilsin sanki.. Biz öyle yaşayamayız. Biz onların dediklerini yaparak devam edemeyiz yaşamaya. Seni biraz daha duygusal ve soyut bakmaya davet ediyorum canım. Haberin yok ama senin de kararların benim canımı yakıyor.
Hadi ordan! Sözümü dinlesen, mutlu huzurlu mantıklı yaşayacaksın. Ama sen sonu belli olmayan bir macera, heycan arayışı içindesin. Büyü be Öykü, büyü biraz. 20 yaşına geldin arkadaşım. Yetti artık bu çocuksu tavırların. Kendine gelmenin zamanı gelmedi mi Öykü? Böyle yaşamaya devam edemezsin. Daha da üzecekler seni yoksa. Ama umrunda değil, değil mi dünya!? Duygu, aşk, dostluk bunlar daha önemli değil mi? Hah sen öyle san dostum. İlerde göreceksin ancak bir hayli geç olacak.
Umrumda değil tamam mı dediklerin! Evet üzülüyorum belki.. Ama mutluyum ben, işime burnunu sokma. Rahat bırak beni be Öykü! Bıktım senden. Odun gibi yaşamaktansa, böyle kalmayı tercih ederim. Senin mutlu, huzurlu kavramların; sıkıcı, monoton ve odun gibi yaşamak demek. Ben onları istemediğimi biliyorum. Karışma. Üzülür,ağlar yine toparlarım ben kendimi, sen göreceksin asıl.
Eh dediğin gibi olsun bakalım Öykü. Sonra ağlayarak gelme arkadaşım bana..
...
20 Mart 2010 Cumartesi
Ben
Ne geçmişimden kopabilirim, ne gelecekten vazgeçeblirim.Bazen sadece arada kalmışlığın verdiği sıkıntıyı hissederek yaşarım. Eskilere bağlıyımdır, onlara ihanet etmek istemem ancak sürekli yeni bir arayıştadır ruhum. Bencilimdir, karşılık beklerim. Değer veriyorsam değer görmek isterim. Karşılıksız iyiliklere inanmam. Kimse karşılıksız iyilik yapacak değil, ben de yapmam. İnsanlar kötüdür, ben de kötüyüm. Aksi takdir de hayatıma nasıl devam edebilirim? Çok kazık yedim, bundan sonra yememek için çabalarım, başaramam.. Takıntılıyımdır, zamanı gelince kurtulurum takıntılarımdan. "Ya hep ya hiç" gibi, kendini bilmez, katı kurallarım vardır mesela, sonra biraz daha rahat yaşamayı, hayata ayak uydurmayı öğrenirim. Çok büyük çılgınlıklar yaptığım nadirdir. Ama yaptım mı, harbiden büyük olurlar. Çok aşık olurum. Hayır sayısal olarak çok değil.. Birine aşık olduğumda çok aşık olurum ancak, kolay aşık olmam. Aşık olduğumda körleşir gözlerim, duymaz olur kulaklarım. Aşkımı doyasıya yaşayabilirim, aldırmam. Terk edilirim, canım acır ama vazgeçmem. Hayata ve aşka olan umudumu kolay kolay kaybetmem. Önce dibe vurup sonra çıkmasını da bilirim. Güçlendiğimi hissederim, pozitif,mutlu ve güçlü..
Kahvaltıda üniversitenin kantininde müslimi yerim, gecenin bir körü bilmediğim bir şehirde kaybolurum, sonra evime döner yine bir bardak sütümü içer ve uyurum ben.
Kahvaltıda üniversitenin kantininde müslimi yerim, gecenin bir körü bilmediğim bir şehirde kaybolurum, sonra evime döner yine bir bardak sütümü içer ve uyurum ben.
17 Mart 2010 Çarşamba
O
O, orta okuldayken biz, telefonuma çağrı atsın diye saatlerce beklediğim,
Sırf muhabbetimiz olsun diye ortak noktalarımızı bulmaya çabaladığım,
İstiklal Marşı okunurken okul sırasında, onun yanında durabilmek için bir kaç adım önde gidip arkadaşlarımdan, önceden yer tuttuğum,
Lisede sıra arkadaşını kıskanıp, tenefüslerde bir kaç laf edebilmek için heycanla dersin bitmesini beklediğim,
Biz aynı sitede otururken onunla, aşağıda beraber bisiklete binebilelim diye illa O nu beklediğim,
Ve O, okulda benim sıra arkadaşımken kolumuz birbirine çarptığında heycanlandığım,
2 yıl öncesinde sırf O nu göreyim diye yürüyüş yapma bahanesiyle kendimi kandırıp gün içerisinde en az 4 kere evinin önünden geçtiğim,
Oviedo' da her gün ders çıkşında, karda, yağmurda gündüz akşam, mp3 üm kulağımda, O nu görebilmek için her ne kadar uzak olsa da yine de evinin önündeki duraktan otobüse bindiğim,
Ya da O, onu görebileyim diye sürekli aynı kafeye takıldığım..
Şu anda kimbilir nerede o?
Sırf muhabbetimiz olsun diye ortak noktalarımızı bulmaya çabaladığım,
İstiklal Marşı okunurken okul sırasında, onun yanında durabilmek için bir kaç adım önde gidip arkadaşlarımdan, önceden yer tuttuğum,
Lisede sıra arkadaşını kıskanıp, tenefüslerde bir kaç laf edebilmek için heycanla dersin bitmesini beklediğim,
Biz aynı sitede otururken onunla, aşağıda beraber bisiklete binebilelim diye illa O nu beklediğim,
Ve O, okulda benim sıra arkadaşımken kolumuz birbirine çarptığında heycanlandığım,
2 yıl öncesinde sırf O nu göreyim diye yürüyüş yapma bahanesiyle kendimi kandırıp gün içerisinde en az 4 kere evinin önünden geçtiğim,
Oviedo' da her gün ders çıkşında, karda, yağmurda gündüz akşam, mp3 üm kulağımda, O nu görebilmek için her ne kadar uzak olsa da yine de evinin önündeki duraktan otobüse bindiğim,
Ya da O, onu görebileyim diye sürekli aynı kafeye takıldığım..
Şu anda kimbilir nerede o?
16 Mart 2010 Salı
Sıkıcı,sakin,sade,sessiz Salı
İşte sıradan bir Salı. Derse gitmek, okulda yapılan muhabbetler, eve dönüş. Sadece bir salı. Anlatacak bir şeyler bile yok o kadar ki sıradan. Bir düşüneyim..Ha dur bir şeyler var: Okulun bahçesinde beni gören, daha önce banı aşık olduğunu iddia eden insanlardan birinin artık bana selam bile vermemesi. Çocuğa bir şey yapmışlığım yok ha, kırmadım incitmedm. Ama bazı insanlar böyle işte. Sonra, güzel bir şey: Bugün sınıftan bir arkadaşın bana " Etrafına enerji saçıyorsun, neşe saçıyorsun!" demesi beni o kadar mutlu etti ki anlatamam. Ne zaman etrafıma enerji saçtım falan, bilmiyorum ama o öyle diyorsa öyledir. Onun haricinde oda toplama, almanca çalışma ve uslu bir çocuk olma.. Aferin lan bana.
Ama bugün yakın arkadaşımın benle paylaştığı bir şey, hayata,aşka olan inancımı arttırdı. Öyle olmaz bu iş falan demeyeceksin oluyormuş işte. Biliyordum lan olacağını, biliyordum! Mutluluk göz yaşları dökeceğim neredeyse. Neyse sakinim be tamam.
p.s:Şu içimdeki korku büyüyor git gide..Sanki bir şeyler olacak bir sıkıntı var içimde, haydi hayırlısı.
Ama bugün yakın arkadaşımın benle paylaştığı bir şey, hayata,aşka olan inancımı arttırdı. Öyle olmaz bu iş falan demeyeceksin oluyormuş işte. Biliyordum lan olacağını, biliyordum! Mutluluk göz yaşları dökeceğim neredeyse. Neyse sakinim be tamam.
p.s:Şu içimdeki korku büyüyor git gide..Sanki bir şeyler olacak bir sıkıntı var içimde, haydi hayırlısı.
15 Mart 2010 Pazartesi
Ya öyleyse?
Çoğu zaman farketmediğimiz rastlantılar, tesadüfler bana çok ilginç gelir ve farkettiğimde çok hoşuma giderler. Aslında hayatın kendisini oluşturan; ancak dışarıdan bakıldığında çok dikkat çekmeyen ayrıntılar, işte onları seviyorum. Garip konuşmaya başladım değil mi yine? İyiyim iyiyim sorun yok.
Galiba hayattaki en güzel şey spordan sonra alınan duş. Nasıl bir mutluluk anıdır o. Böyle sporunuzu yapmışsınız yorulmuş ancak iyi bir şeyler yapmış olmanın verdiği huzuru hissedeyiyorsunuzdur ardından rahatlatıcı sıcak bir duş. Oh be dünya varmış. Hatta daha sonrasında da yine şu hani nedensiz mutluluk anlarından yaşadım. Duşumu aldıktan sonra spor salonundan çıktım ve Kadıköy'de tek başıma öyle amaçsız yürüdüm. Bahariye, Moda falan. Kulağımda İspanyolca şarkılar.. Öyle ki bir an dans ederek yürüdüğümü farkettim ve çekinmeden devam ettim. Çünkü mutluydum.
Son zamanlarda yazdıklarıma bakıyorum, sürekli bir mutluluk, bir huzur hatta huzurdan sıkılmalar falan, hoşuma gidiyor. "İyiyim." diyorum, kendime. "Sağlıklı, sakin, huzurlu, mutlu ve iyiyim." Sonra da "Ya fırtına öncesi sessizliği ise bu?" diyorum.. Korkuyorum bazen.
Galiba hayattaki en güzel şey spordan sonra alınan duş. Nasıl bir mutluluk anıdır o. Böyle sporunuzu yapmışsınız yorulmuş ancak iyi bir şeyler yapmış olmanın verdiği huzuru hissedeyiyorsunuzdur ardından rahatlatıcı sıcak bir duş. Oh be dünya varmış. Hatta daha sonrasında da yine şu hani nedensiz mutluluk anlarından yaşadım. Duşumu aldıktan sonra spor salonundan çıktım ve Kadıköy'de tek başıma öyle amaçsız yürüdüm. Bahariye, Moda falan. Kulağımda İspanyolca şarkılar.. Öyle ki bir an dans ederek yürüdüğümü farkettim ve çekinmeden devam ettim. Çünkü mutluydum.
Son zamanlarda yazdıklarıma bakıyorum, sürekli bir mutluluk, bir huzur hatta huzurdan sıkılmalar falan, hoşuma gidiyor. "İyiyim." diyorum, kendime. "Sağlıklı, sakin, huzurlu, mutlu ve iyiyim." Sonra da "Ya fırtına öncesi sessizliği ise bu?" diyorum.. Korkuyorum bazen.
14 Mart 2010 Pazar
What re we gonna do?
Eğlencenin doruklarına ulaştığımız bir hafta sonuydu blog. Dün gece Üstün'lerde kalıp biradır cipstir filmdir falan cumartesinin tadını çıkardık yani. Vicky Cristina Barcelona'yı 5. kez izleyip yine Penelopé' ye hayranlığımı arttırdım. Onun İspanyolca repliklerini ezberlemeye çalışarak eğlendik falan. Saçma sapan fotoğraflar mı dersiniz, orta okulda dinlediğimiz şarkıları açıp nostalji yapmalar mı dersiniz.. Her şekilde eğlendik yani dün. Bugün ise klasik pazar günüydü. Anne ve babayla Kadıköy'de gezmeler, yemek yemeler. Severim ben pazarları. İspanya'da nefret ederdim oysa. Çünkü feci bir mide bulantısı ve baş ağrısı olurdu her pazar. Burada da içiyoruz ancak usturuplu mu içiyoruz nedir yok öyle mide bulantısı falan allahtan. Buradaki pazarlarım güzel yani kısaca. Aile günlerim. Daha sonra uzun uzun anlatırım aile günlerimi bir çok değişik ayrıntısı var aslında. Neyse.
Kısır döngüye yakalandınız mı çıkması o kadar kolay değildir. Hatta çok zordur, çok. Çünkü bir süre kısır döngüde olduğunuzu farketmezsiniz, farkettikten sonra da artık çok geçtir kurtulmak için. Her şeyi oluruna bırakıp kısır döngünün kendi kendisini imha etmesini bekleyeceksiniz. Elbet zamanı gelecektir. Genelde öyle yaşadıklarımdan pişmanlık duyan birisi değilim ben, pişmanlık duymamak da lazım zaten. Hatta "Olacağı varmış olmuş" lafını çok bir severim. Ancak boşa geçirdiğim zamanlara üzülürüm elbet. Bazen öylesine boşa zaman geçiriyoruz ki.. Hem de öyle kısa zamanlar değil bunlar. Daha başından sonu belli olan işlere atılıyoruz. Gözlerimizi yumup, kulaklarımızı tıkıyoruz. Sonunda ise "Tüh be keşke hiç başlamasaydık bu işe" diyebiliyoruz. Birinci çoğul konuşuyorum, bunları yapanların sadece ben olmadığımı umut ederek. Yok umut etmiyor biliyorum adeta, bunları yapan sadece ben değilim. İradesizlik olarak adlandırabilir miyiz bütün bunları? Yoksa risk almak o kadar da tehlikeli bir şey değil midir? Bir arkadaşa göre iradesizlikmiş öyle aşık olmak, hoşlanmak falan. Kınıyorum seni S.A. İradesizlik bu değildir. Bile bile kısır döngüye hop diye atlamaktır iradesizlik bence. Dediğm gibi olacağı varmış olmuş. What re we gonna do?
Yine bir haftasonunun sonuna geldik ancak en güzel şey benim pazartesileri dersimin olmayışı blog. Gerçi diğer bütün günler dersim 9da ancak olsun. Yarını spor dolu sağlıklı ve daha sonra da dinlenmeli bir gün olarak geçirmeyi planlıyor; ancak bu zamana kadar hiçbir planımın doğru düzgün gerçekleşmediğini de biliyorum. Haydi eyvallah.
Kısır döngüye yakalandınız mı çıkması o kadar kolay değildir. Hatta çok zordur, çok. Çünkü bir süre kısır döngüde olduğunuzu farketmezsiniz, farkettikten sonra da artık çok geçtir kurtulmak için. Her şeyi oluruna bırakıp kısır döngünün kendi kendisini imha etmesini bekleyeceksiniz. Elbet zamanı gelecektir. Genelde öyle yaşadıklarımdan pişmanlık duyan birisi değilim ben, pişmanlık duymamak da lazım zaten. Hatta "Olacağı varmış olmuş" lafını çok bir severim. Ancak boşa geçirdiğim zamanlara üzülürüm elbet. Bazen öylesine boşa zaman geçiriyoruz ki.. Hem de öyle kısa zamanlar değil bunlar. Daha başından sonu belli olan işlere atılıyoruz. Gözlerimizi yumup, kulaklarımızı tıkıyoruz. Sonunda ise "Tüh be keşke hiç başlamasaydık bu işe" diyebiliyoruz. Birinci çoğul konuşuyorum, bunları yapanların sadece ben olmadığımı umut ederek. Yok umut etmiyor biliyorum adeta, bunları yapan sadece ben değilim. İradesizlik olarak adlandırabilir miyiz bütün bunları? Yoksa risk almak o kadar da tehlikeli bir şey değil midir? Bir arkadaşa göre iradesizlikmiş öyle aşık olmak, hoşlanmak falan. Kınıyorum seni S.A. İradesizlik bu değildir. Bile bile kısır döngüye hop diye atlamaktır iradesizlik bence. Dediğm gibi olacağı varmış olmuş. What re we gonna do?
Yine bir haftasonunun sonuna geldik ancak en güzel şey benim pazartesileri dersimin olmayışı blog. Gerçi diğer bütün günler dersim 9da ancak olsun. Yarını spor dolu sağlıklı ve daha sonra da dinlenmeli bir gün olarak geçirmeyi planlıyor; ancak bu zamana kadar hiçbir planımın doğru düzgün gerçekleşmediğini de biliyorum. Haydi eyvallah.
13 Mart 2010 Cumartesi
İhtimal
Uzun zamandır ağlamamışım öylesine, melankoliden... 3 aydır falan sanırım. Kişisel gelişimimin bir kanıtı mıdır bu yoksa? Oysa ben ağlamaktan çekinmem. Severim bile ağlamayı bazen, rahatlatır kendine getirir insanı. İspanya' dan dönerken ağladık çok ama hep birlikte. Benim bahsettiğim ağlamalar böyle içim bir sıkılır, nefes alamıyormuş gibi olurum, kalbim sıkışır, uyuyamam mesela düşünmekten bir Mfö açar ağlarım. İşte bunu yapmamışım uzun zamandır. Halbuki bazen kendime acı çektirmek hoşuma bile gider benim. Üzüleceğimi bile bile bir resme bakmak, bir yazı okumak bir şey düşünmek. Çok sık değil ama arada böyle psikopatlıklar yaparım ben. Ama yapmamışım işte meğer yapmamak elimdeymiş de akıl edememişim. Düşünmemek, üzülmemek ağlamamak çok zor değilmiş de farkedememişm. Oysa şu an birinin beni düşünüp üzülüyor olma ihtimali çok da hoşuma gidiyor. Ne kadar bencilce değil mi!?
12 Mart 2010 Cuma
K-A-B-U-L
Bariz canım sıkılmış ki kendime eğlence bulmaya çalışıyorum. Huzur, evet güzel sakin mutlu ama o bile sıkıyor bir süre sonra. Bir de fazla bir kendimi sorgulama günüydü bugün. S.A yla çok fazla zaman geçirdim ondandır. Ha sorguladım da çok mu büyük sonuçlara ulaştım? Yoo hiç de değil. Neyse, bugün fena bir gün değildi aslında. Yine bol Hayalperestli normal bir gündü. Akşam da İspanya'dan sonra çok göremediğim sitedeki arkadşlarımla birlikte zaman geçrdim. Özellikle içlerinden bir tanesi çok değişmiş, sanki bir olgunlaşmış büyümüş bir şeyler olmuş. Kendisi de söylüyor bunu ancak gerçekten olmuş bunlar. Mutlu oldum ben tabi bu duruma. Kendi kendimizi eşeltirdik biraz. Yaptığımız çocuklukları, bunları zaman geçtikçe anlayabiliyor olduğumuzu, çok değiştiğimizi.. Ama en önemli nokta bunları kabullenebilmek. Eğer insan bir şeyi kabullenirse sorunun çözümü daha kolay gelecektir. Mesela bir ilişkinin bitmesi gibi; ilişkinin bittiğini tam olarak kabullendiğiniz an artık gerisi daha kolay aşılabilecek durumlardır, olayları geride bıraktığınız andır o an. İşte bunun gibi, yanlış yaptığınızı kabullendiğiniz an artık onu düzeltmeye başlayabilirsiniz. Her şeyin başı önce sağlık sonra da kabullenmek yani efenim.
İşte bazen yaptığımız yanlışları görmek canımızı acıtacağı için yanlışlar yokmuş gibi davranırız. Sanırım en kolayı hiçbir şey olmamış gibi davranmak öyle değil mi? Düşünüyorum da yapıyorum bunu ben ara sıra, onlar sonra bir şekilde ortaya çıkıyorlar ve yine aynı şekilde canımı acıtıyorlar ama.. İnsan dediğin varlık hata YAPAR. Yapar yani böyledir. Hatta bazen aynı hatayı bir kaç defa yapar da uslanmaz. Ne bu kendime acı çektirme amaçlı davranışlar bugün? Ah S.A. sen var ya sen. Eğer okursan bir gün bu satırları bil ki; ben aslında seni dürüstlüğünden severim. Neyse.
Facebook'umda erasmustaki insanların boy boy fotoğrafları yayınlanırken ben oturduğum yerden fotoğraflara bakıp üzülebiliyor az da olsa kıskanabiliyorum. Bilmem, şu anda hadi kalk İspanya'ya deseler, şöle bir düşünürm de emin olamam gitmeye. O sağlıksız hayata dönmek istememin kesin olmasına rağmen gece hayatını özlemedim de değil hani. Hatta şu hiç bir ciddiyeti olmayan insan ilişkilerini bile kısmen özledim. Ama zordu, buradaki gibi rahat değildim insanlar konusunda, tanımadığım, tanıyıp da sevmediğim insanlarla aynı ortamda olma zorunluluğu beni öldüren şeydi. Burada o yok. Kimle olmak, takılmak istersem onla takılırm. Herhangi bir zorunluluk, muhtaçlık söz konusu bile olamaz. Yurt dışında insanlar farketmeseler bile duygusal açıdan bibirlerine muhtaç oluyorlar, sevmiyorum ben o hissi. Kimseye öyle bir bağlılık hissetmek istemem. Hatta biraz daha derine girecek olursam bu mevzuda, Can Yücel'in "Ucundan Tutarak" adlı şiirine de parmak basmak isterim. "O olmazsa yaşayamam demeyeceksin, demeyeceksin işte yaşarsın çünkü..."
İşte bazen yaptığımız yanlışları görmek canımızı acıtacağı için yanlışlar yokmuş gibi davranırız. Sanırım en kolayı hiçbir şey olmamış gibi davranmak öyle değil mi? Düşünüyorum da yapıyorum bunu ben ara sıra, onlar sonra bir şekilde ortaya çıkıyorlar ve yine aynı şekilde canımı acıtıyorlar ama.. İnsan dediğin varlık hata YAPAR. Yapar yani böyledir. Hatta bazen aynı hatayı bir kaç defa yapar da uslanmaz. Ne bu kendime acı çektirme amaçlı davranışlar bugün? Ah S.A. sen var ya sen. Eğer okursan bir gün bu satırları bil ki; ben aslında seni dürüstlüğünden severim. Neyse.
Facebook'umda erasmustaki insanların boy boy fotoğrafları yayınlanırken ben oturduğum yerden fotoğraflara bakıp üzülebiliyor az da olsa kıskanabiliyorum. Bilmem, şu anda hadi kalk İspanya'ya deseler, şöle bir düşünürm de emin olamam gitmeye. O sağlıksız hayata dönmek istememin kesin olmasına rağmen gece hayatını özlemedim de değil hani. Hatta şu hiç bir ciddiyeti olmayan insan ilişkilerini bile kısmen özledim. Ama zordu, buradaki gibi rahat değildim insanlar konusunda, tanımadığım, tanıyıp da sevmediğim insanlarla aynı ortamda olma zorunluluğu beni öldüren şeydi. Burada o yok. Kimle olmak, takılmak istersem onla takılırm. Herhangi bir zorunluluk, muhtaçlık söz konusu bile olamaz. Yurt dışında insanlar farketmeseler bile duygusal açıdan bibirlerine muhtaç oluyorlar, sevmiyorum ben o hissi. Kimseye öyle bir bağlılık hissetmek istemem. Hatta biraz daha derine girecek olursam bu mevzuda, Can Yücel'in "Ucundan Tutarak" adlı şiirine de parmak basmak isterim. "O olmazsa yaşayamam demeyeceksin, demeyeceksin işte yaşarsın çünkü..."
11 Mart 2010 Perşembe
Eksik Bir Şey
Ezginin Günlüğü' nü bir başka severim blog. Her şarkısında başka bir öyküye dahil olursunuz, melodileriyle uçururlar sizi, her bestede kendinizden bir parça bulursunuz. Onlarla hüzünlenip sonra da coşabilirsiniz. Çok severim yani. Hele hele bir şarkıları var ki bu insanların.. "Eksik bir şey" Aslında sakıncalıdır bu şarkı, çok dinlemenizi tavsiye etmiyorum. Mutlu mesut gezinirken yanlışıkla dinleyiverirsiniz. Bir bakarsınız harbiden eksik bir şeyler varmış hayatınızda da, ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Aslında halinizden memnun, gününüzü gün ederken içinizde derinlerde bir yerde hep onun eksikliği varmış. O? Ne ya da kim bilmiyorum. Sadece olması gerekirken olmayandır, o. Ve onsuz daha bir zordur yaşamak.. Tamam, öyle yaşamınızı bloke edecek kadar sık gelmez aklınıza hani. Aslında hep aklınızdadır da size pek farkettirmez kendini. Herhangi bir şey hatırlatır onu, ya da hani zaman zaman sıkılırsınız nedenini bulamazsınız ya.. işte nedeni o'nun hayatnızda olmayışıdır. Bir duygu, bir his, bir gülümseme, bir göz yaşı. Herhangi bir şey.
Melankoli boşluktan doğar tamam kabul. Benimki neyden doğuyor peki? Bu arada sırada da olsa ortaya çıkan duygu coşkunluğumu neye borçluyum acaba? Pek boş zaman da geçirmiyorum. Hele bugün itibariyle sporuma da başladım. İspanyolca, Almanca çalışmaktan kafayı yedim zaten. Diğer vakitlerde de Friends ve arkadaşlarım hayatımı dolduruyor. Öyle çok boş zamanım yok. Eğer çıkacaksa bu melankoli bir yerden bir şekilde çıkıyor işte. Yine de sağolsun çok sık uğramıyor bana bu aralar.
Evet, spora başlamış bulunmaktayım. Gerçi ilk günün çekingenliği ve acemiliği vardı üstümde. Etrafımdakilere öcü gibi baktım ama geçer birdahaki sefere. Yürü, bisiklet sür, koş, mekik çek falan derken "Bugünlük bitti" dedi hocam. E sağol ben de bittim zaten, dedim içimden. Ama yine de hissettim o spor yapmış olmanın verdiği huzuru, rahatlığı. Bu arada spordan önce Üstün'le kısa bir süre Hayalperest'te de oturduk ve komiktir ki oturmadan önce içeride şöyle bir dolandık ki 'garson parçasını' görelim diye. Onun çalıştığı kısımda oturacaktık ancak o yoktu, yine yoktu blog ya. Hayalkırıklığı işte. Neyse blog, yarında ordayız. Belki yarın... Umutsuzluğa yer yok bünyemde bu sıralar.
Bir de bazı şarkılar vardır, o şarkıları bazı insanlarla eşleştirmişizdir kafamızda. Ya o insan çok dinliyordur ne bileyim o şarkıyı o atmıştır falan. Dinlerken illa ki aklımıza gelirler. İşte Ezginin Günlüğü' nden 'Gemi' adlı parça.. Bana İspanya'da tanıştığım çok da sevdiğim Türk bir arkadaşımı hatırlatır bu parça. Kendisi hala İspanya'da erasmusa deva etmekte. Özledim de lan. Neyse elbet yazın görüşürüz, kaçarı yok. İspanyol arkadaşları da o kadar özledim ki! Onları'da yazın Türkiye' ye bekliyorum. Umarım gelecekler. Nostaljiye de fazla girmemek lazım blog. Çıkmak zor olur sonra. Ama biliyorum ki, özlemek güzeldir!
Melankoli boşluktan doğar tamam kabul. Benimki neyden doğuyor peki? Bu arada sırada da olsa ortaya çıkan duygu coşkunluğumu neye borçluyum acaba? Pek boş zaman da geçirmiyorum. Hele bugün itibariyle sporuma da başladım. İspanyolca, Almanca çalışmaktan kafayı yedim zaten. Diğer vakitlerde de Friends ve arkadaşlarım hayatımı dolduruyor. Öyle çok boş zamanım yok. Eğer çıkacaksa bu melankoli bir yerden bir şekilde çıkıyor işte. Yine de sağolsun çok sık uğramıyor bana bu aralar.
Evet, spora başlamış bulunmaktayım. Gerçi ilk günün çekingenliği ve acemiliği vardı üstümde. Etrafımdakilere öcü gibi baktım ama geçer birdahaki sefere. Yürü, bisiklet sür, koş, mekik çek falan derken "Bugünlük bitti" dedi hocam. E sağol ben de bittim zaten, dedim içimden. Ama yine de hissettim o spor yapmış olmanın verdiği huzuru, rahatlığı. Bu arada spordan önce Üstün'le kısa bir süre Hayalperest'te de oturduk ve komiktir ki oturmadan önce içeride şöyle bir dolandık ki 'garson parçasını' görelim diye. Onun çalıştığı kısımda oturacaktık ancak o yoktu, yine yoktu blog ya. Hayalkırıklığı işte. Neyse blog, yarında ordayız. Belki yarın... Umutsuzluğa yer yok bünyemde bu sıralar.
Bir de bazı şarkılar vardır, o şarkıları bazı insanlarla eşleştirmişizdir kafamızda. Ya o insan çok dinliyordur ne bileyim o şarkıyı o atmıştır falan. Dinlerken illa ki aklımıza gelirler. İşte Ezginin Günlüğü' nden 'Gemi' adlı parça.. Bana İspanya'da tanıştığım çok da sevdiğim Türk bir arkadaşımı hatırlatır bu parça. Kendisi hala İspanya'da erasmusa deva etmekte. Özledim de lan. Neyse elbet yazın görüşürüz, kaçarı yok. İspanyol arkadaşları da o kadar özledim ki! Onları'da yazın Türkiye' ye bekliyorum. Umarım gelecekler. Nostaljiye de fazla girmemek lazım blog. Çıkmak zor olur sonra. Ama biliyorum ki, özlemek güzeldir!
10 Mart 2010 Çarşamba
"No Pain No Gain"
Bu çarşambaları sevmenin yolunu buldum blog! son derse girmemekteymş meğer olay. tabi her hafta yapılacak bir iş değil bu da arada arada neden olmasın? aslında bugün okula giderken hiç de ders asmak gibi bir niyette değildim. bütün derslerimi düzenli bir şekilde dinleyip not tutmayı planlıyordum. taa ki ders arası gelene kadar.. 2 saatlik ders arasının gelmesiyle önce bir arkadaş işine gitmeye karar verdi. daha sonra biz diğer arkadaşla sadece öğle yemeğimizi yiyip daha sonra derse gitmeyi planlarken, arkadaşın "ya gitmesek mi derse?" sorusuna atlayan ben, "evet evet gitmeyelim haydi başka bir şeyler yapalım" diyince kendimizi Taksim'de Nevizade'de içerken bulduk. çok da hoş bir gündü. hem ben eğer muhabbet ederek bir insanı daha iyi tanımaya başladığımı hissediyorsam, dersi kırdığıma hiç de üzülmem aksine mutlu olurum, iyi ki yapmışım diye.
İnsanları tanımak hiç kolay değilMiş! "abi ben bu adamı tanıdım, bu adam şunu hayatta yapmaz." dediğimiz insanlar bizi şaşırtıp onlardan hiç beklemediğimiz şeyleri yaparak bizi mutlu etmeye devam ediyorlar bugünlerde. hani noldu kafalarına taş mı düştü de böyle bir değişim yaşadılar orasını bilemeyeceğim ancak benim işime geliyor böylesi. devam arkadaşlar.
Yarın spor salonuna teşrif edeceğim sonunda. korkuyorum da hani haşatım çıkacak diye. mekikler şınavlar falan, ilk günden korkutmasalar bari beni. bu muhabbetleri yaparken arkadaşlarla S.A. (aslında adını vermekten çekinmeyen kişi, 19) dan günün sözü geldi yine "No Pain No Gain" diye. gerçi bu sözü daha önce çok söylediğini iddia etmekte arkadaş ama ben hatırlayamıyorum. hatırlyamadığım içn trip bile yedim be! hatta daha sonra Mü'yle msnde yine spor konusundan bahsederken o da aynı sözü söyledi. Neden spordan bahsederken "No pain No gain" çıkıyor insanların ağızlarından? bunu araştırmak lazım lan. merak ettim şmdi.
Taksim' de geçen bir günde Kadıköy'ü daha çok sevdiğimi anlıyorum ben. hep böyle oluyor. sebebini bilmiyorum. halbuki Taksim daha bir hareketli, daha bir eğlence ortamı ancak Kadıköy'ün bana hissettirdikleri farklı. S.A' ya göre alışkanlıkmış Kadıköy'ü daha çok sevmemin sebebi. hani tamam Kadıköy evime daha yakın çok sık ordayım vb. ancak sırf alışanlık da değil bence be arkadaş. Blog sen bilirsin Kadıköy'ü nasıl ne kadar çok sevdiğimi. Taksim'de de bir sürü anım var ama Kadıköy'ün her noktasında binlerce anı var. Alışkanlık diyince basit bir his gibi geliyor kulağa; ancak o kadar basit değil Kadıköy ile aramdaki ilişki. daha derin daha duygulu, neyse nihayetinde o sadece bir semt. abartmaya gerek yok.
İnsanları tanımak hiç kolay değilMiş! "abi ben bu adamı tanıdım, bu adam şunu hayatta yapmaz." dediğimiz insanlar bizi şaşırtıp onlardan hiç beklemediğimiz şeyleri yaparak bizi mutlu etmeye devam ediyorlar bugünlerde. hani noldu kafalarına taş mı düştü de böyle bir değişim yaşadılar orasını bilemeyeceğim ancak benim işime geliyor böylesi. devam arkadaşlar.
Yarın spor salonuna teşrif edeceğim sonunda. korkuyorum da hani haşatım çıkacak diye. mekikler şınavlar falan, ilk günden korkutmasalar bari beni. bu muhabbetleri yaparken arkadaşlarla S.A. (aslında adını vermekten çekinmeyen kişi, 19) dan günün sözü geldi yine "No Pain No Gain" diye. gerçi bu sözü daha önce çok söylediğini iddia etmekte arkadaş ama ben hatırlayamıyorum. hatırlyamadığım içn trip bile yedim be! hatta daha sonra Mü'yle msnde yine spor konusundan bahsederken o da aynı sözü söyledi. Neden spordan bahsederken "No pain No gain" çıkıyor insanların ağızlarından? bunu araştırmak lazım lan. merak ettim şmdi.
Taksim' de geçen bir günde Kadıköy'ü daha çok sevdiğimi anlıyorum ben. hep böyle oluyor. sebebini bilmiyorum. halbuki Taksim daha bir hareketli, daha bir eğlence ortamı ancak Kadıköy'ün bana hissettirdikleri farklı. S.A' ya göre alışkanlıkmış Kadıköy'ü daha çok sevmemin sebebi. hani tamam Kadıköy evime daha yakın çok sık ordayım vb. ancak sırf alışanlık da değil bence be arkadaş. Blog sen bilirsin Kadıköy'ü nasıl ne kadar çok sevdiğimi. Taksim'de de bir sürü anım var ama Kadıköy'ün her noktasında binlerce anı var. Alışkanlık diyince basit bir his gibi geliyor kulağa; ancak o kadar basit değil Kadıköy ile aramdaki ilişki. daha derin daha duygulu, neyse nihayetinde o sadece bir semt. abartmaya gerek yok.
9 Mart 2010 Salı
*wish u happiness*
Gitar çalarken mutluyum ben. kendi kendime şarkı söylerken. yeni duyduğum bir şarkıyı çalabiliyorsam, ya da aslında çok uzun zamandır bildiğim bir şarkıyı aslında çalabildiğimi farkediyorsam çok hoş hissederim. hele bir de gözlerimi kapatıp kendimi konserde hayal edince.. halbuki hiç de gitarı geliştirp müzisyen olmak gibi bir amacım yok illa sanatı iş edinmeye gerek yok zaten benim fikrimce. böylesi daha güzel, daha saf.
Girdiğim derslerden bir şeyler öğrenince de mutluyum ben. Çeviriye dair, Platon' a dair bir sürü bilgi edinip onları düşününce kendimi iyi hissediyorum. işe yarıyor olduğumu bilmenin bana getirisi her şeyden önce harika hissetmek oluyor. okulu gittikçe seviyor muyum napıyorum ben yoksa??
O kadar çok hafta sonu planımız var ki bu aralar, hangisin önce yapacağız, ne zaman nasıl yapacağız ona karar veremiyoruz yani o kadar çoklar. ancak bu iş benim hoşuma gitti. Üstün ve Körü'yle daha sosyal ve eğlence dolu bir hayata atılmak benim için bir onur ve şeref ve mutluluk kaynağıdır.
Bazen bir insanla karşılaşacağınızda onunla neler konuşacağınızı, diyaloğu cümle cümle aklınızdan geçirirsiniz. hatta karşılaşmayı beyninizde bir kaç kere yaşarsınız, ne çeşit bir karşılaşma olacağını, hangi durumlarda karşılaşabileceğinizi, ilk kelimenizin ne olacağını bunun gibi ayrıntıları ciddi kafa yorarak düşünürsünüz. ama karşılaşma gerçekleştiğinde ki elbet bir gün gerçekleşecektir, hiç bir zaman kafanızdakiyle uymaz, her şey farklı olur. ben bu bir sürü düşündükten sonraki farklılığı yaşayınca mutlu olurum. hiçbir şey aynı olmasın, hiçbir şey benim düşündüğüm kadar karmaşık olmasın zaten.
Ha bir de şu ben onlardan hoşlanmadığım ve beni tanımadıkları halde, inatla benden hoşlandıklarını iddia eden hatta ben İspanya'dayken "Ben seni hep beklerim, sensiz olmaz,yaşayamam vs" gibi cümleler kullanıp daha sonra da ben daha İspanya'dan dönmeden kendilerine sevgili yapan insanlara katıla katıla gülerim. ben sizin gibileri bilmiyor muyum sanki?? sonra da erkekleri biraz olsun tanıdığım için kendimi tebrik eder mutlu hissederim.
Ben bir çok sebeple mutlu hissedebilirim bugünlerde. kendiliğinden oluyor özel bir şey yapmıyorum. Mutluluklar dilerim.
Girdiğim derslerden bir şeyler öğrenince de mutluyum ben. Çeviriye dair, Platon' a dair bir sürü bilgi edinip onları düşününce kendimi iyi hissediyorum. işe yarıyor olduğumu bilmenin bana getirisi her şeyden önce harika hissetmek oluyor. okulu gittikçe seviyor muyum napıyorum ben yoksa??
O kadar çok hafta sonu planımız var ki bu aralar, hangisin önce yapacağız, ne zaman nasıl yapacağız ona karar veremiyoruz yani o kadar çoklar. ancak bu iş benim hoşuma gitti. Üstün ve Körü'yle daha sosyal ve eğlence dolu bir hayata atılmak benim için bir onur ve şeref ve mutluluk kaynağıdır.
Bazen bir insanla karşılaşacağınızda onunla neler konuşacağınızı, diyaloğu cümle cümle aklınızdan geçirirsiniz. hatta karşılaşmayı beyninizde bir kaç kere yaşarsınız, ne çeşit bir karşılaşma olacağını, hangi durumlarda karşılaşabileceğinizi, ilk kelimenizin ne olacağını bunun gibi ayrıntıları ciddi kafa yorarak düşünürsünüz. ama karşılaşma gerçekleştiğinde ki elbet bir gün gerçekleşecektir, hiç bir zaman kafanızdakiyle uymaz, her şey farklı olur. ben bu bir sürü düşündükten sonraki farklılığı yaşayınca mutlu olurum. hiçbir şey aynı olmasın, hiçbir şey benim düşündüğüm kadar karmaşık olmasın zaten.
Ha bir de şu ben onlardan hoşlanmadığım ve beni tanımadıkları halde, inatla benden hoşlandıklarını iddia eden hatta ben İspanya'dayken "Ben seni hep beklerim, sensiz olmaz,yaşayamam vs" gibi cümleler kullanıp daha sonra da ben daha İspanya'dan dönmeden kendilerine sevgili yapan insanlara katıla katıla gülerim. ben sizin gibileri bilmiyor muyum sanki?? sonra da erkekleri biraz olsun tanıdığım için kendimi tebrik eder mutlu hissederim.
Ben bir çok sebeple mutlu hissedebilirim bugünlerde. kendiliğinden oluyor özel bir şey yapmıyorum. Mutluluklar dilerim.
8 Mart 2010 Pazartesi
Hayal, hayal hayalperest...

How i met your mother'daki Mc Larens' a ya da Friends'teki Central Perk' e mi özendik de biz de kendimize sürekli takıldığımız bir bar edindik bilmiyorum; sanırım öyle. ama topluca Hayalperest'i seviyoruz. özellikle bu aralar haftanın 5 gününü geçirdiğim bir yer olmuş Hayalperest. tabi aslında düşündüğümüzde önemli olan nerde olduğumuz değil kimle olduğumuz ve ben Hayalperest' e o kadar farklı ve değer verdiğim insanlarla gittim ki orayı sevmeminde önemli bir nedeni bu olsa gerek. hatta bugün itibariyle annemle bile gitmiş bulunmaktayım Hayalperest' e. hatta garsonun bana gelip "çok şeker bir annen var" demesi de ayrıca hoşuma gitti. Liseden üniversiteden arkadaşlarım ya da değişik yerlerden tanıdığım insanlarla gittim, bu yüzden bir sürü anım var ve ben anılarımı biriktirmeyi sık sık hatırlamayı seven bir insanım; acı vermediği sürece. gerçi fiyatları artık cebimizi bir hayli yakıyor bu barın, buradan beni duysalar da bari biraz indirim yapsalar keşke! bir de ben gittiğim bir bardaki ya da kafedeki garsonları tanımayı onlarla selamımın olmasını çok seviyorum daha sıcak bir ortam oluyor. efenim kısaca Hayalperest' i sevip insanlara öneriyoruz.
Bugün bir sürü güzel haber aldığım bir gün oldu. gerçekten bir kez daha durup " yaşıyorum, mutluyum yaşasın" diyip çocuklar kadar şen olduğum bir gündü. ilk önce Verem Savaş' a gidip ciğerlerimin sağlıklı olduğunu sonra da kistlerimin kendiliiğinden geçmiş olduklarını öğrendim. bazen her şey yolunda gidiyor ya; işte bunu seviyorum! ve bu demek oluyor ki artık spora ve dansa başlayabilirim. perşmbe gitmeyi planlıyorum spor salonuna. gerçekten iyi hissediyorum kendimi. sonra da korkuyorum bir şeyler bozulacak diye ama optimist bir şekilde yaşayacağım bu sefer.
Ben anneyle arkadaş olunmasından yanayım. annem bana böyle öğretti. içki içiyorsam bilmek istiyor, sevglim varsa bilmek istiyor eğer saklarsam haklı olarak sinirlenip darılıyor bana annem ama, "anne bak ben bugün içicem" dersem "peki ama abartma" deyip bana bırakıyor gerisini. işte annemi sevmemin en önemli sebeplerinden biri bu, arkadaş oluyor bana. ha yeri geldiğinde öğütler vere vere bir hal oluyor ama eh o bir anne deyip geçiyoruz. anne seni seviyorum duy sesimi!
7 Mart 2010 Pazar
Moda'lı Günler Dilerim
Eğer elimden bir şey gelmiyorsa.. olayları değiştirecek gücüm yoksa, "kader, kısmet" der geçerim çoğu zaman. kendimi teselli etme yollarımdan biri bu benim. bu sefer ki olay şu sevgili blog; birilerini görmekten, onlarla karşılaşmaktan korkuyorsam ve bu korku git gide bir fobi halini alıyorsa önce kendime bir "sakin ol, derin nefes al" derim daha sonra mantıklı düşünmeye çalışırım elimden gelen bir şey yoksa da teselli yoluma geçerim. birilerini görmekten korkmak aslında ne kadar saçma düşününce, sevgili Üstün'ün dediği gibi insanlar benden korksun ancak farkediyorum ki ben insanlardan değil aslında kendimden korkuyorum. kendi tepkilerimden, kendi hislerimden ve kendi korkularımdan korkuyorum. çünkü ne kadar güçlü olduğumdan emin değilim. ne istediğimi, ne istemediğimi çok iyi biliyorum ama işte hala yeterince güçlü müyüm? bilmiyorum.
Moda'da geçirdiğim güzel günümü neredeyse mahfedecekti bu fobim ki buna izin veremezdim. aslında bilseniz ne krokunç bir şey olduğunu, her bankta oturan insanın o olma ihtimali, simitçiden simit alan adamın, çay bahçesindeki masada oturan kadının, yanımdan geçen insanların o,onlar olma ihtimali. eyvah eyvah.
Yine de kendime bir "dur" dedim ve günümün keyfini çıkardım. Annemi babamı alıp Moda'ya attım kendimi. birkaç fotoğraf bile çektim. çok güzeldi tabiki Moda herzamanki gibi. o çaybahçesinde oturup simit yemek beni en çok mutlu eden şeylerden bir tanesi olmştur hep. Moda'nın gizemi burada yatıyor. bir simit bir çay (maalesef çay içmediğimden dolayı herhangi bir meşrubat) artı Moda, mutluluk demektir benim için. bu arada artık pazartesilerim boş bunun da verdiği ayrıca bir mutluluk var tabi. aman nazar değmesin çok bir mutluyum ben. ve yarın günümü hastanede geçirecek olmam bile bu mutluluğumu bozamıyor şu anda. bu küçük, kolay elde edilen mutluluk anları daha sık olsa hayat daha bir güzel olurdu galiba!
6 Mart 2010 Cumartesi
"Gününüz aynı güzellikte geçsin."
Çok evhamlı bir insan olduğumdan daha önce bahsettim mi bilmiyorum. ancak öyleyim evet. hem de gereğinden fazla blog! mesela hastalık hastasıyım, kaç kere kendmi kanser olduğuma ve öleceğime inandırmışlığım var. buradan Körü'ye selam ederim, o beni anlıyordur. işte bunun gibi daha bir sürü abarttığım boşu boşuna kendimi korkuttuğum, kendi hayatımı zindana çevirdiğim zamanlarım oluyor benim sonunda evhamlarımın boşu boşuna olduklarnı anlaynca kendime bin bir türlü küfür ediyorum tabi. işte kolay kolay değişmeyecek bir huyum daha. ama bu konuda internetin etkisi çok büyük. herhangi bir hastalık adını yazınca o kadar kötü şeyler çıkıyor ki karşıma bütün hastalkların sonu ölüme çıkyor adeta. eğer bana kalsaydı şu ana kadar 10 kere ölmüştüm iyi ki bana kalmamış lan!
Bu günlerde çok gezip çok para harcıyorum blog, hoş hareketler değil bunlar. her dşarı çıktığımız da soluğu daimi barımızda almamız da garip hani şu ' garson parçası' nın oluduğu bar. tamam biraz friends ve himym özentisiyiz. özeniyoruz işte var mı diyeceğin? hele hele her friends izleyişten sonra içimden o kadar aşık olmak geliyor ki anlatamam! ben friends izledkten sonra size yazarsam pek ciddiye almayın yani. hele 6. sezonun finalinde ağladım! hani friends sitcom böyle güldürmeye yönelik bir dizi ya, ben ağladım böyle de ters bir insanım. ama yok lan çok duygusal bir sahneydi ben de yaşamak istedim o anı. ondan ağladım herhalde. hatta sonra dönüp birdaha falan izledim aynı bölümü. abartırım böyle ben. ne diyordum ha gezmek. hele bu hafta Üstün' le beraber yaşadık resmen. okulda dşarda fln. gerçi biz dershane zamanlarında haftanın 7 günü görüşen insanlarıyız, biz severiz birlkte yaşamayı.
Bir şey anlatayım. dün tramvayda sabahın 8bçuunda arkdşla okula giderkene, kendi kendimize Nil'den 'kek' şarkısnı söylüyorduk. daha sonra bir amcanın telefonu çaldı müzik de çok güzeldi bizde dans etmye başladık tramvayda tabi öyle bir sağa bir sola sallanıyorduk başka nasıl dans edilebilr küçück bir tramvayda? neyse asıl konu biz böyle dans ederken, durakta durduk inmek üzere olan bir adam bize dönüp "gününüz aynı güzellikte geçsin" dedi. sonra da gitti. böyle anlar beni çok mutlu ediyor. bütün gün o adamın bize söylediği basit cümleyi, suratımda bir gülümsemeyle düşündüm. mutluluk hayatın ayrıntılarında gizlidir diye boşuna demiyorlar. kim diyor bunu bilmiyorum ama elbet biri demiştir.
Artık şu kist işinin biran önce geçmesni ve spora, dansa başlamak istiyorum. ozaman zaten böyle çok gezip çok para harcayacak zamanım da olmaz. gerçi böyle de eğleniyordum ben. haftanın 3 gnünü aynı barda geçirerek faln ama. olsun sağlıklı yaşamak lazım. yine zaman su misali geçmekte blog. baksana mart geldi, bahar falan gelecek. sonra yaz vay be. daha Oviedo'daki karlı günler dünmüş gibi. ben bu zaman kavramını çözemedim, çözmekle de uğraşmayacağım.
Bu günlerde çok gezip çok para harcıyorum blog, hoş hareketler değil bunlar. her dşarı çıktığımız da soluğu daimi barımızda almamız da garip hani şu ' garson parçası' nın oluduğu bar. tamam biraz friends ve himym özentisiyiz. özeniyoruz işte var mı diyeceğin? hele hele her friends izleyişten sonra içimden o kadar aşık olmak geliyor ki anlatamam! ben friends izledkten sonra size yazarsam pek ciddiye almayın yani. hele 6. sezonun finalinde ağladım! hani friends sitcom böyle güldürmeye yönelik bir dizi ya, ben ağladım böyle de ters bir insanım. ama yok lan çok duygusal bir sahneydi ben de yaşamak istedim o anı. ondan ağladım herhalde. hatta sonra dönüp birdaha falan izledim aynı bölümü. abartırım böyle ben. ne diyordum ha gezmek. hele bu hafta Üstün' le beraber yaşadık resmen. okulda dşarda fln. gerçi biz dershane zamanlarında haftanın 7 günü görüşen insanlarıyız, biz severiz birlkte yaşamayı.
Bir şey anlatayım. dün tramvayda sabahın 8bçuunda arkdşla okula giderkene, kendi kendimize Nil'den 'kek' şarkısnı söylüyorduk. daha sonra bir amcanın telefonu çaldı müzik de çok güzeldi bizde dans etmye başladık tramvayda tabi öyle bir sağa bir sola sallanıyorduk başka nasıl dans edilebilr küçück bir tramvayda? neyse asıl konu biz böyle dans ederken, durakta durduk inmek üzere olan bir adam bize dönüp "gününüz aynı güzellikte geçsin" dedi. sonra da gitti. böyle anlar beni çok mutlu ediyor. bütün gün o adamın bize söylediği basit cümleyi, suratımda bir gülümsemeyle düşündüm. mutluluk hayatın ayrıntılarında gizlidir diye boşuna demiyorlar. kim diyor bunu bilmiyorum ama elbet biri demiştir.
Artık şu kist işinin biran önce geçmesni ve spora, dansa başlamak istiyorum. ozaman zaten böyle çok gezip çok para harcayacak zamanım da olmaz. gerçi böyle de eğleniyordum ben. haftanın 3 gnünü aynı barda geçirerek faln ama. olsun sağlıklı yaşamak lazım. yine zaman su misali geçmekte blog. baksana mart geldi, bahar falan gelecek. sonra yaz vay be. daha Oviedo'daki karlı günler dünmüş gibi. ben bu zaman kavramını çözemedim, çözmekle de uğraşmayacağım.
3 Mart 2010 Çarşamba
let freedom ring!
Öyle sık sık yazamıyorsam çok meşgul bir insan olduğumdan değil.blog bile yazmayıp boş boş oturduğmdandır. gerçi dün dışardaydım ve güzel bir gündü. Boğaziçi Üniversitesi'ndeki bir çeviri konferansına gittik. hatta sonra orada okuyan iki arkdşımı buldum ilginç olan da biri liseden arkadşım diğeri ilkokuldan ben de üniversiteden arkdşlarımla gitmiştim. yani ilkokul, lise ve üniversite arkdşlarm bir aradaydı çok ilginç bir karışımdı ama çok da hoşuma gitti bu iş benim. daha sonra kadıköyde devam ettik günümüze yine bir hayalperest günüydü yani. hayalperest dedim de.. sana 'garson parçası' ndan bahsetmeylim blog. çok bir şeker çocuk yea, baya kestim. tanışmak lazım, ha garson parçası kısmı işin geyiği tabi. hatta yarın Üstün'le hayalperestte takılmaya gidiyoruz tanışırm belki şu garson parçasıyla. valla ezmek için demiyorum bu lafı çünkü çok tatlı çocuk.
Bugünse çok bir okul günüydü. ama güzeldi çok fazla ders yaptık e sürekl bir ders düzeni olmaynca insanın böyle bir günde ne olduğunu şaşırıyor benim gibi. en güzel kısım zaten 2 saatlik ders arasıydı. ispanyadan döndüğümden beri ilk defa gittik bizim fındıkzade'deki dönerciye,iyiydi hoştu.muhabbet güzeldi. fena geçmiyor yani günler. okul sevgim giderek artıyor havaların güzelleşmesiyle daha da artar heralde. bugün de fena değildi hava, böyle zamanlrda en büyük mutluluk kaynağımız vapurdaki en üst kısımda oturup rüzgarı yüzümüzde hissetmek. insanı canlandırıyor. o yüzden biran önce yaz gelsin istiyoruuum beennn!!!!
bu arada gördüm ki bazı insanlar zamanla değişiyor, daha dost canlısı olup insani özellklerini arttırabiliyorlar. sosyal hayata merhaba deyip aramıza karışabiliyorlar. bunları yapınca onları daha da bir seviyorum affern böyle devam edin. bu arada bugün yapılan ve unutulmaması gereken bir espriyi de buraya yazmak isyitorum.derste Martin Luther King'in "I have a dream" adlı konuşmasında bir bölüm vardı. işte beraber dua ederiz, beraber hapse gireriz vb bir sürü beraber'li cümle vardı. hoca bu kısmı okurken yanımdaki arkadaşın "e sıçmaya da beraber gidiyordur bunlar" demesi beni benden alıp dersi eğlenceli bir hale soktu onda teşekkürü borç bilirim.
2 gün önce, böyle 4 yıl önce küçük bir çıkma muhabbetimizn olduğu arkadaş beni ispanyadan döndükten sonra ilk defa gördü ve hoşgeldin' den sonra dediği şey ne kadar kilo almşşın demek oldu. tebrik ediyorum ben insanları. e çocuk en azından hoşgeldin dedi lan, onu demeyenler de var hani. siz beni şu spora başladıktan sonra görün ey insanlar!! pişman olacaksınız bu dediklerinize!! ben de baya içerlemişim yalnız da cool görünmeye çalşıyormuşum. garip bir insanım ben lan. haydi friends izleyip uyuyaım yarın yine 9bçkda ders amaan fani dünya işte.
Bugünse çok bir okul günüydü. ama güzeldi çok fazla ders yaptık e sürekl bir ders düzeni olmaynca insanın böyle bir günde ne olduğunu şaşırıyor benim gibi. en güzel kısım zaten 2 saatlik ders arasıydı. ispanyadan döndüğümden beri ilk defa gittik bizim fındıkzade'deki dönerciye,iyiydi hoştu.muhabbet güzeldi. fena geçmiyor yani günler. okul sevgim giderek artıyor havaların güzelleşmesiyle daha da artar heralde. bugün de fena değildi hava, böyle zamanlrda en büyük mutluluk kaynağımız vapurdaki en üst kısımda oturup rüzgarı yüzümüzde hissetmek. insanı canlandırıyor. o yüzden biran önce yaz gelsin istiyoruuum beennn!!!!
bu arada gördüm ki bazı insanlar zamanla değişiyor, daha dost canlısı olup insani özellklerini arttırabiliyorlar. sosyal hayata merhaba deyip aramıza karışabiliyorlar. bunları yapınca onları daha da bir seviyorum affern böyle devam edin. bu arada bugün yapılan ve unutulmaması gereken bir espriyi de buraya yazmak isyitorum.derste Martin Luther King'in "I have a dream" adlı konuşmasında bir bölüm vardı. işte beraber dua ederiz, beraber hapse gireriz vb bir sürü beraber'li cümle vardı. hoca bu kısmı okurken yanımdaki arkadaşın "e sıçmaya da beraber gidiyordur bunlar" demesi beni benden alıp dersi eğlenceli bir hale soktu onda teşekkürü borç bilirim.
2 gün önce, böyle 4 yıl önce küçük bir çıkma muhabbetimizn olduğu arkadaş beni ispanyadan döndükten sonra ilk defa gördü ve hoşgeldin' den sonra dediği şey ne kadar kilo almşşın demek oldu. tebrik ediyorum ben insanları. e çocuk en azından hoşgeldin dedi lan, onu demeyenler de var hani. siz beni şu spora başladıktan sonra görün ey insanlar!! pişman olacaksınız bu dediklerinize!! ben de baya içerlemişim yalnız da cool görünmeye çalşıyormuşum. garip bir insanım ben lan. haydi friends izleyip uyuyaım yarın yine 9bçkda ders amaan fani dünya işte.
1 Mart 2010 Pazartesi
Sıradan
Önce güzell haber!!! spor salonuna yazıldım. hem de baya güzel bir yer. bedava latin dans derslerine de gireceğim ohh mis gibi oldu ya çok içime sindi bu iş. ha gerçi bu ay öyle spor fln yapmak yok kistlerden dolayı ama önmzdeki ayı bekliyeceğiz artık. bir de mart geldi yahu, inanasım gelmiyor bir türlü. maart! ilkbahar demek. gerçi soğuk olur martlar ama ben seviyorum ya mart nisan falan. mutlu ediyor beni bu aylar.
Bunlara rağmen canım sıkkın. öyle hiç dost canlısı değilm bugün. herkesten nefret edip 15 yaşmdaki gibi depresyona girmek istiyorum. sonra kapşonumu kapatcam, mp3 ümü takıcam, ve surat ascam. yaptım yine yaparım.içine kapanık bir insan olma yolunda ilerliyorum zaten. hayra alamet değil bunlar yok ııh.
Yarın da bizim okuldaki dersi asıp boğaziçindeki çeviri konferansına gideceğiz ha yani merak etmeyin iyi amaçlar için asıyoruz dersi nihaha. ve ilk defa boğaziçine gitcek olmak da ayrı bir utanç kaynağı aslında. hava güzel olsa da çimlere otrp boğaziçinin çimlere oturma geleneğini gerçekleştrsem artık! görcez yarın. bir de yarın sınıftan o sevdiğim insanlardan birinin doğum günü. kekler yaptım ben ona ellerimle artık çimlere otrup yeriz falan haha. iş ki hava güzel olsun işte.
Bunların haricinde aslında bugün canım bir başka sıkkın. nedenini bilmiyorum ama şu spor salonu mevzusu olana kadar bütün insanlık bana karşı, dünya benden nefret ediyor falan gibi düşüncelerle uğraşıyordum. kadıköyde gezmek orayı o kadar çok sevmeme rağmen işkence gibi geldi bugün. amaan benim saçma sapan saplantılarım falan. korkmayın ama benden. zararım anca kendime.
Bunlara rağmen canım sıkkın. öyle hiç dost canlısı değilm bugün. herkesten nefret edip 15 yaşmdaki gibi depresyona girmek istiyorum. sonra kapşonumu kapatcam, mp3 ümü takıcam, ve surat ascam. yaptım yine yaparım.içine kapanık bir insan olma yolunda ilerliyorum zaten. hayra alamet değil bunlar yok ııh.
Yarın da bizim okuldaki dersi asıp boğaziçindeki çeviri konferansına gideceğiz ha yani merak etmeyin iyi amaçlar için asıyoruz dersi nihaha. ve ilk defa boğaziçine gitcek olmak da ayrı bir utanç kaynağı aslında. hava güzel olsa da çimlere otrp boğaziçinin çimlere oturma geleneğini gerçekleştrsem artık! görcez yarın. bir de yarın sınıftan o sevdiğim insanlardan birinin doğum günü. kekler yaptım ben ona ellerimle artık çimlere otrup yeriz falan haha. iş ki hava güzel olsun işte.
Bunların haricinde aslında bugün canım bir başka sıkkın. nedenini bilmiyorum ama şu spor salonu mevzusu olana kadar bütün insanlık bana karşı, dünya benden nefret ediyor falan gibi düşüncelerle uğraşıyordum. kadıköyde gezmek orayı o kadar çok sevmeme rağmen işkence gibi geldi bugün. amaan benim saçma sapan saplantılarım falan. korkmayın ama benden. zararım anca kendime.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)