7 Mart 2010 Pazar

Moda'lı Günler Dilerim


Eğer elimden bir şey gelmiyorsa.. olayları değiştirecek gücüm yoksa, "kader, kısmet" der geçerim çoğu zaman. kendimi teselli etme yollarımdan biri bu benim. bu sefer ki olay şu sevgili blog; birilerini görmekten, onlarla karşılaşmaktan korkuyorsam ve bu korku git gide bir fobi halini alıyorsa önce kendime bir "sakin ol, derin nefes al" derim daha sonra mantıklı düşünmeye çalışırım elimden gelen bir şey yoksa da teselli yoluma geçerim. birilerini görmekten korkmak aslında ne kadar saçma düşününce, sevgili Üstün'ün dediği gibi insanlar benden korksun ancak farkediyorum ki ben insanlardan değil aslında kendimden korkuyorum. kendi tepkilerimden, kendi hislerimden ve kendi korkularımdan korkuyorum. çünkü ne kadar güçlü olduğumdan emin değilim. ne istediğimi, ne istemediğimi çok iyi biliyorum ama işte hala yeterince güçlü müyüm? bilmiyorum.

Moda'da geçirdiğim güzel günümü neredeyse mahfedecekti bu fobim ki buna izin veremezdim. aslında bilseniz ne krokunç bir şey olduğunu, her bankta oturan insanın o olma ihtimali, simitçiden simit alan adamın, çay bahçesindeki masada oturan kadının, yanımdan geçen insanların o,onlar olma ihtimali. eyvah eyvah.

Yine de kendime bir "dur" dedim ve günümün keyfini çıkardım. Annemi babamı alıp Moda'ya attım kendimi. birkaç fotoğraf bile çektim. çok güzeldi tabiki Moda herzamanki gibi. o çaybahçesinde oturup simit yemek beni en çok mutlu eden şeylerden bir tanesi olmştur hep. Moda'nın gizemi burada yatıyor. bir simit bir çay (maalesef çay içmediğimden dolayı herhangi bir meşrubat) artı Moda, mutluluk demektir benim için. bu arada artık pazartesilerim boş bunun da verdiği ayrıca bir mutluluk var tabi. aman nazar değmesin çok bir mutluyum ben. ve yarın günümü hastanede geçirecek olmam bile bu mutluluğumu bozamıyor şu anda. bu küçük, kolay elde edilen mutluluk anları daha sık olsa hayat daha bir güzel olurdu galiba!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder