"Sen şefkat bekleyen bir çocuksun; ben de senin sığınağın.." dedi. Doğru söylüyordu.
Ben şefkat yoksulluğu çekiyordum her zamanki gibi, o ise anlattıklarımı dinleyip daha olgun'u oynuyordu karşımda. Her ne kadar onun içindeki fırtınalar da bir biri ardına kopuyor olsa da evet öyleydi, daha olgundu benden.
Yasak olana karşı bir ilgi hep vardı insan oğlunda. Gizli işlerle uğraşma sevdası, birinden bir şeyler saklamak, bir sır paylaşmak hep çekici gelmiştir, bana da geliyordu. İllegalliğe olan bu meyil nereden gelmişti peki? Halbuki diğer insanlardan hiçbir zaman bir şey saklayamayacağımızı söylemişlerdi anne babalarımız. Doğruydu, saklayamaıyorduk, olmuyordu.
Bilmezsem mutlu olurum demiştim. Ne kadar doğru ne kadar yanlıştı? Bilmemek, üç maymunu oynamak ne zamandan beri çözüm olabiliyordu sorunlar karşısında? Bilip de mutsuz olmaktan daha mı iyiydi yoksa gözlerimizi yummak? Kabuğumuzda yaşarsak daha mı az acıtacaktı canımızı dış dünyanın olayları? Bilmeseydik ihaneti hoş görebilirmiydik sanki? Bilmekle bilmemek arasında kocaman bir dünya hatta evren vardı onların arasında. Farklı dünyaların insanları mı olacaktık seninle, ben bilip sen bilmeyince?
Ben bilsem de bilmesem de hala bir çocuk oluşumu hissediyordum iliklerimde. Sana sığınmaya çalıştığım ise.. çok doğru bir tespitti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder